22 Şubat 2017 Çarşamba

Rüya

Rüyamda ailecek bir sınava hazırlanıyoruz. Soru-cevap, soru-cevap …
Aklımda bir soruyla uyanıyorum.
“Tarihte iktidar için çocuğunun canına kıyan ilk padişah kimdir?”
Hayırdır inşallah.
Hemen eşime yöneltiyorum soruyu.
Kanuni Sultan Süleyman olabilir diyor.
 Sonra başlıyor Kanuni ile ilgili bilgiler aktarmaya. 

En ilgimi çeken kısım  Kanuni’nin şahsına ait özel küçük bir sandığın kendisi defnedilirken mezarda yanına konmasına  dair vasiyette bulunması ile ilgili kısım oluyor.

Bende kısaca size aktarıyorum;
“Kanuni Sultan Süleyman Hanın, vefat ettiğinde yerine getirilmesini istediği bir vasiyeti vardır. Bu vasiyet, şahsına ait özel küçük bir sandığın kendisi defnedilirken mezarda yanına konmasıdır.

Hayatı seferlerde geçen Sultan Süleyman yine bir seferde iken vefat eder. Cenazesi İstanbul'a getirilince derhal defin işlemlerine başlanır. Bu vasiyeti üzerine sandık meydana çıkarılır ve hazır tutulur.

Büyük hükümdarın cenaze töreninde şüphesiz bütün devlet erkanı hazırdır. Şeyhülislam Ebussuud efendiye, Sultan Süleyman’ın böyle bir vasiyeti bulunduğu söylenir. Ebussuud efendi "Zinhar böyle bir vasiyeti yerine getirmeyesiz, dini mübine yani İslam'a uymaz” der.

Nihayet vasiyetin yerine getirilmemesi kararlaştırılır. Küçük sandık mezara konulmaz ama içinde ne var, dünyanın en büyük hükümdarının mezarına konmasını istediği şey nedir? Herkes tarafından merak edilir. Bu vasiyet yerine getirilmediğine göre sandıkta pekala açılabilir ve nitekim de sandık açılır. Sandığın içi, Kanuni'nin yapacağı işlerin, vereceği kararların dine uygun olup olmadığı hakkında Şeyhülislamdan aldığı fetvalarla doludur. Bunun üzerine Ebussuud efendi, "Hey büyük sultan, sen Allah katında kendini temize çıkardın, mesuliyeti bize yıktın, biz nasıl bunun altından kalkacağız bakalım" der ve ağlar.”


Öyle etkisinde kalmışım ki bu mevzunun gün boyu kafamı kurcaladı durdu.
Hesabını sormak tabi ki bize düşmez ama insan düşünmeden edemiyor.
Bir kul bu kadar hassas bu kadar adaletli iken evladına nasıl kıyıyor.
Belki biz göremiyoruz da Allah biliyor.
Devletin bekası için? Ama peki bütün dönemlerde devletin bekası mı düşünülüyor?
Peki tüm sultanlar Kanuni kadar hassas mı?
Kişisel hırslar evlat ve kardeş sevgisinin önüne geçebilir mi?
Gel de  kafaya takma işte.
Sonra işin boyutu başka bir tarafa kayıyor.
Peki ben neden böyle bir rüya gördüm?
Benim bu rüyadan çıkarmam gereken paye ne?
Tabi ki doğal bir iç güdüyle iyimser bakıp 
hayırdır hayır diyorum.

Her şer görünende bir hayır, her hayır görünende bir şer vardır deyip konuyu kendimce noktalıyorum.

Bu arada sorunun cevabını eşim de tam bilmiyor.
Doğru cevap:
Osmanlı İmparatorluğun da  ilk oğlunu öldürten Padişah  1. Murad Hüdavendigar’dır.

Oğlu Savcı bey’i kendisine karşı ayaklandığı gerekçesi ile öldürtmüştür.




20 Şubat 2017 Pazartesi

Çok olmuş uğramayalı...


Elimde dallar, hava güzel...
Yürüyorum aheste aheste.
Sonra gözüm elimdeki dallara ilişiyor.
İyi hoş aldım da bunları sahi ne yapacağım?
Kendi kendime gülümsüyorum.
Huylu huyundan vazgeçer mi?
Bir yandan hayatı sadeleştirmeye çalışırken bir yandan toplamaya devam ediyorum.
Ama eskiye nazaran daha iyi.
Yakında blogumu açalı 11 yıl olacak.
İlk yıllar bir üretim sevdası ki sormayın.
Evim hala o zaman aldığım malzemelerle dolu.
Her şeyle vedalaşabildim de kumaşlarımla, keçelerimle, boncuklarımla bir türlü vedalaşamadım.
Blogumla da  durum pek farklı değil.
Bir küskün bir barışık devirdik 11 seneyi.
Baktım da 1,5 yıl olmuş yazmayalı.
1,5 yılda neler değişmiş. Kayıplarım olduğu gibi, kazançlarım da olmuş.
En önemlisi diğer yarımı bulmuşum. 
Sağĺığım yerindeymiş. Keyfimde tıkırmış galiba ; )
Buralara da gelememişim.
Acaba bundan sonra  gelir miymişim?

Zaman :)

Hep bir geri dönerim duygusu.

Sevgiyle...

10 Ağustos 2015 Pazartesi

Çaça Bebek : )


Bir Tilda bebek furyasıdır gidiyor. Önce uzaktan sevdim sonra dayanamadım bir tanede ben yaptım. 
Çaçamı nasıl mutlu ederim ki derken  bir de baktım Çaça bebek çıktı ortaya : ). 
Mutlu ettim mi? Ettim sanki : ) 
Hele ki bugün gerçeği ile bebeğini bir arada görünce iyi ki de yapmışım dedim : )


Sevdim ben bu bebek işini. Gene yapar mıyım? Kimbilir, yapasım var ama ahh şu atalet...

Sevgiyle...

28 Mayıs 2015 Perşembe

Mutluluğun Sırrı Çocukluğumuzda Saklı



Allah'a şükür bir çok insana göre çok fazla şeye sahip olmasam da ben hep mutluyum. Arkadaşlarımdan birinin "sen gerçek misin?" Sorusunu duyduğumdan beri bunu düşünüyorum. 
Benim farkım ne ki? Bir çok insana göre ben neden daha mutluyum? 
Bugün şu boyamayı yaparken keşfettim bende ki sırrı. 
İnsanın gerçekten olduğu gibi olduğu tek dönemin çocukluk dönemi olduğunu düşünürsek, o yaşta ilgimizi sadece bizi mutlu eden şeylere yoğunlaştırıyorduk. 
Şöyle bir baktım hayatıma, ben farkında olmadan tam da bunu yapıyorum. Küçük mutluluklarımı diğer insanlar gibi büyüdükçe bir bir bırakmak yerine, yıllarca hep peşimde sürüklemişim. 
Çocukken kendime küçükte olsa bir alan yaratıp kendi kendime vakit geçirmekten hoşlanırdım. 
Büyüdüm hala aynıyım.
Masa başında saatlerce vakit geçirsem gıkım çıkmazdı. Yazardım, çizerdim, okurdum, keserdim, yapıştırırdım. Severdim yeni şeyler öğrenmeyi. Hala seviyorum masa başını . 
Şarkı söylemek, dans etmek olmazsa olmazımdı. Bir operasyon sonrasında doktoruma "içimdeki çingeneden vaz mı geçmeliyim?" Dedim.Hiç vazgeçmedim.
Bebeklerime elbiseler dikmeyi, örgü örmeyi hatta okula örgü götürüyorum diye şikayet almayı bile seviyordum. Hala yünlerim kıymetli.
Doğadan ot, yaprak, çiçek toplamayı severdim, şimdide beni elimde kır çiçekleriyle görmeniz çok mümkün.
Evet ben bugün fark ettim ki, mutluluğumun sırrı çocukluğumda gizli. Çocukken zevk aldığım şeyleri hala hayatımda tutmayı başardığım için mutluyum. Kim ne derse desin. Boş iş desin, zaman kaybı desin. Hayat kısa, mutsuz olmak için vakit harcayamam. İsteyen koşuşturmaya devam etsin. Seçim sizin. 
Sevgiyle...

12 Aralık 2014 Cuma

Yazmak...




Yazmak...
Hepiniz yazar olmayabilirsiniz ama yazmak hayatınızın içinde dursun. Çok okumak, çok yazmak. Ne yazmak? İlle şiir yazmak değil, ille hikaye yazmak değil, ille roman yazmak değil. Ama unutmayın yazılı kültür sözlü kültürden bir adım daha öndedir, ilerdedir. Yani konuşmakla kalmayın, konuşmak kolay yazmaya geçin. Ne yazacaksınız, okuduğunuz kitaplardan sevdiğiniz cümleleri, sevdiğiniz filmlerin mesela özetlerini, sevdiğiniz sözleri, sevdiğiniz şiirlerden mısralar, beyitler. Bunları bir deftere geçirin. Günlük tutun. Günlüğünüzden öte ben size bir şey daha önereceğim. Rüya defteri tutun. Rüyalarınızı kaydedin, hayallerinizi kaydedin. Yani şu el şu kalemle birlikteliği, onu kağıt üzerine düşürmeyi alışkanlık hale getirsin. O defterler yıllar sonra açıp baksanız da bakmasanız da, sizin için en büyük hazine olacaktır. Diyor Nazan Bekiroğlu.
 

KAÇ KİŞİ ONLINE