31 Ağustos 2009 Pazartesi

Kapı Süsü

Verimsiz bir pazar gününden sonra işe başlamak benim için hiç hoş olmuyor.(eminim herkes için aynıdır) Bütün pazar günüm temizlik ve bilimum ev işiyle geçince günümü boşa geçirmiş gibi hissediyorum. Bu gün bloğuma ne ekleyeyim derken hazırda fotoğrafları olduğu için kapı süsümü ekleyeyim dedim
Evime ilk taşındığımda bu doğalgaz boruları beni çok rahatsız etmişti. Acilen dikkati borulardan başka yöne çekmeye karar verdim.
Elimdeki boncuklar ve organze kurdeleler bana bu konuda çok yardımcı oldu :) Boncukları kurdeleye dizip dizip bağladım borulara.

Artık kapıdan geçerken rahatsızlık duymuyorum. Aksine ışıl ışıl boncuklar enerjimi yükseltiyor. (Bir an önce orda sallanan lambayada bişey uydurmam lazım. O lamba kullanılmıyor ama görüntü çok kötüymüş şimdi dikkatimi çekti )


Neşeli bir hafta dileğiyle...

30 Ağustos 2009 Pazar

Benimde artık Keçelerim var :)

Bir çok yerde gördüğüm keçe çalışmalarından bende yapmak istiyorum. Bursa'da ki bütün kumaşçıları gezdikten sonra nihayet keçelerime ulaştım. Benim gibi keçe arayan varsa işte adres
Ulu Caminin yanındaki Orhangazi parkına gidiyorsunuz ( yukarıdaki resim Orhangazi Parkından ) Dericilerin olduğu pasaja girip merdivenlerden aşağı iniyorsunuz. Orda hobi malzemesi satan dükkanlar var. Bir kaç dükkanda keçe var ama pahalı, sadece sonda soldaki dükkanda 1,25 e satıyorlar ben ordan aldım. Pahalı olanların kalitesi biraz daha iyi ama bence bunlarda iş görür.

Keçelerle ilgili ilk projem ise aşağıda. Bir an önce başlamak istiyorum. Bakalım nasıl bişey çıkacak nede olsa bu konuda acamiyim dimi :)

Günlerdir kolay ve güzel bir resim aramakla epey bir vakit harcadıktan sonra nihayet bu resmi boyama kitaplarından birinde buldum. Bakalım bu heves ne kadar sürecek hep beraber göreceğiz :)
Son olarak yazmazsam haksızlık etmiş olurum.Beni birden keçe aşkına sardıran kişi
leyya-craftmania bi ziyarete gidin derim. Süper şeyler yapmış.

29 Ağustos 2009 Cumartesi

tahta boncuk kolye

Daha önce maymun iştahlılığımdan bahsetmişmiydim acaba :) Bi dönem sürekli takı yapıyordum. Bu kolye ve küpeler o zamandan. Tabi hevesim geçince bir sürü incik boncuk elimde patladı.

Bir dönem tenise merak sardım. Bir dönem müziğe, şu dönem dikişe, fotoğrafçılığa, balığa, örgüye, ahşap boyamaya, spor malzemelerini saymıyorum bile dahada vardır da şimdi aklıma gelmiyor. İşin kötü tarafı neye ilgi duyuyosam hemen koşup o işle ilgili ne gerekiyorsa alıyorum. Sonrada ev dolup taşıyo. Bu arada bide işe yarar diye biriktirdiklerim var. Bana kocaman bir hobi evi lazım. Dikkat ettiyseniz oda demiyorum ev, anca sığarım ben :) Ama herşeyimi de çoook seviyorum. Sanırım yaşlanınca çöp ev diye boşaltacaklar evimi . Napim ben döküntülerimle mutluyum :)
Sevgiyle...

28 Ağustos 2009 Cuma

Yeşil Merserize Bluz

İncecik bir ip buldum yeşilden,
Altına ajurlu bir desen yapıp kalın şişle dümdüz ördüm. Ne kol kestim ne yaka. Sadece iki omuzdan küçücük tutturdum. Toplansın diye kalça kısmına, kendi ipinden bağcık yaptım. Bağcıkların ucunada birer tesbih başı taktım.Çok şık oldu yav. Kimse el örgüsü olduğuna inanamadı :)

Sevgiyle...

27 Ağustos 2009 Perşembe

Dicle'de Bir Küçük Çilek İdim Ben, Mecnun Olup Hayat Buldum Yeniden

Bu gün yeni bir kitaba başladım. Babil'de Ölüm İstanbul'da Aşk İskender Pala'nın divan edebiyatı tarzında yazılmış bir romanı.
Divan edebiyatı belki beni sıkar diye başladım okumaya, ama daha 60 sayfa okudum bitmesini beklemeye dayanamayıp paylaşayım istedim.

Daha kitabın ilk sayfasında yazılanlar şöyleydi; Bize kalırsa aşkı tanımayan bir okuyucu bu kitabı hiç okumamalıdır...

Çok önemsemeyip okumaya devam ediyorum. Merak ediyorum bu kadar beğenilen ne var bu kitapta. Sonra şu satırları okuyorum;

Ben Mecnun, Efendim Hilleli Mehmed Fuzuli'nin dizelerinde yaşayan köle... Çilek idim kazanlara attılar, kağıt diye pazarlara sattılar. Hücrelerim iki tomarı doldurmuştu, Bağdat çarşısında iki koyuna takas edildim ve kendimi Hilleli lirik şairin kulu bildim. Onun evinde aşkı tanıdım, sonra acıya alıştım, aşk mektebinde yıllar yılı Leyla'yı çalıştım. Yazıldım kitap oldum; dile geldim, söyledim, hitap oldum.

Ben Kays!... O muhteşem köle!.. Ve sultanım Leylaaaaaa!..

İşte o dakka itibariyle tamam dedim kitap benim kitabımdır. Bakalım nasıl devam edecek bellimi olur dayanamaz gene yazarım...

Sevgiyle...

25 Ağustos 2009 Salı

Kot Bolero

Dikiş makinasının karşısına ilk geçtiğimde kumaş ziyan etmemeye söz verdim kendime. Ya çok ucuz kumaşlar buldum yada giymediğim eşyaları değerlendirdim.

Bu boleroda eski bir kotun bacaklarından oluştu. Alttaki kısım pantolonun bel kısmı. Biritleri söktüm, o kısımlardaki renk farkını giderebilmek için koyu yerlere kulak çubuğu ile çamaşır suyu sürdüm.

Valla kotu sökene kadar canım çıktı. Dikmek kesinlikle sökmekten daha kolay.

Yaka kısmını elimle kıvırdığım için oralara birşeyler dikmem gerekiyordu. Bende o kısmı taşlarla çevirdim. Uyum olması açısından kol kısmınada diktim. Havalar o kadar sıcak ki henüz giymek kısmet olmadı.

Bide şöyle bir sorunumuz oldu. Benim saçlar kıvırcık ve uzun olduğu için sürekli taşlara takıldı. Bu kısmını hiç düşünememişim. Eee napalım o kadar emek etmişiz taşlar yüzünden giymeyelim mi , napcaz saçımızı toplucaz genede giycez :)



24 Ağustos 2009 Pazartesi

Bursa-Mudanya

Bursa'da yaşamak gerçekten çok güzel, benim için tek eksik yakınımda deniz olmaması. Benim gibi denize aşık birisi için sabah sahilde yürüyememek, dalga seslerini dinleyip ruhumu serinletememek büyük eksiklik. Ama yinede Bursa'da yaşamayı seviyorum. Aslında denizimizde var ama en yakını merkeze yarım saat uzaklıkta. Her kafamız estiğinde gidemesekte haftasonu deniz özlemimizi Mudanya'da gideriyoruz.

Mudanya Bursa'ya bağlı şirinmi şirin bir sahil kentidir. Tarihte Mudanya Mütarekesi sebebi ile mutlaka adını duymuşsunuzdur.

Yazın son demlerini yaşarken, tatil faslınıda kapamışken bizim için bulunmaz nimettir :) İşte bu fotoğraflarda yazın son demlerinden.

Deniz kokusunu şöyle derinden içine çekmek gibisi varmı...

Şirinmi şirin Mudanya evleri. Eski evleri yıkmak yasak sadece restore edilebilir.
Bursa Belediyesi bu anlamda oldukça güzel işler çıkardı. Eski hanlar, hamamlar, surlar sürekli restore edilip halkın hizmetine sunuluyor. Bursa tarih kokuyor. İşte o yüzdende seviyorum ya...


Şu hayatta en çok istediğim şey müstakil, bahçeli bir evim olması. Şu çiçeklerin güzelliğine baksanıza. Benim de çiçeklerim olsun hatta onları konserve kutularına ekeyim :)) Çitlerimi çiçekli böcekli boyayayım. Sarı lastik çizmelerim, birde hasır şapkam olsun. Ayy çok mu şey istiyorum. Allahım lütfen olsun :))

Son olarak ciddi bir şeyle bitireyim. Mudanya'dan bahsetmişken mütarekenin imzalandığı yalıyıda görmenizi isterim. Mudanya belediyesinin sitesinden aldığım bilgilerle...
Bu gördüğünüz yalı Mudanya Mütareke Evi Müzesi olarak hizmet vermektedir(mütarekenin imzalandığı yalı)


Mudanya'da Kordonboyunun (İnönü Bulvarı) sonunda, Mudanya Mütarekesi'nin imzalandığı ahşap yalı yer alır. 19. yüzyıl sonlarının mimari yapısını taşıyan bu tarihi binanın ilk sahibi Rus asıllı tüccar Aleksandr Ganyanov'dur. Daha sonra Mudanyalı işadamı Hayri İpar'ın satın aldığı bina onarılarak, 1937 yılında müze haline getirilmiştir.

Bu tarihi yalı, 3-11 Ekim 1922 tarihlerinde, Kurtuluş Savaşı'nı zaferle bitiren tarihi anlaşmaya katılan tarafların hareretli görüşmelerine sahne olmuştur. 11 Ekim sabahı, Yunanistan'la savaşa son veren anlaşma imzalanınca Trakya, İstanbul ve Boğazlar işgalden kurtarılmıştır. Mudanya Mütarekesi, Türk Devleti'nin siyasi alandaki üstünlüğünü tanıtan ilk belgedir.

Sevgiyle...

23 Ağustos 2009 Pazar

Tığ işi kolye




Bu kolyeyi yaparken mumlu ip, boncuk ve metal aksesuarlardan faydalandım. Tığ ile bişeyler yapmayı çok severim. Bu kolyede öyle çıktı piyasaya. Boncukların takılı olduğu kısmı tığ ile trabzan yaparak oluşturdum. Geriye sadece boncukları ipe dizip trabzanlara bağlamak kaldı. Küpeler içinse artakalan boncukları kullandım. Ben çok beğendim. Bilmem siz ne dersiniz? sevgiyle...

22 Ağustos 2009 Cumartesi

Ben tembel bir ahçıyım :)

Yemek yapmaya üşeniyorsanız, aldığınız sebzeler sürekli çürüyüp çöpe gidiyorsa ve bu yüzden tam yemek yapmaya niyetlendiğinizde hiç malzemeniz olmuyorsa demek ki sizde benim kadar tembel bir ahçısınız.
Ben son zamanlar kendime şöyle bir çözüm buldum. Tabi ne kadar devam eder Allah bilir :) Annelerimizin kış için yaptığı hazırlığı ben her pazar dönüşü uyguluyorum.
Bir iki günlük malzeme bıraktıktan sonra geri kalanı doğrayıp direk çiğden derin dondurucuya koyuyorum. Böylece malzemeler en azından çürümüyor ve ihtiyacım olduğunda elimin altında oluyor.
Aşağıda gördüğünüz yağ biberi. Dolaptan çıkarıp şöyle bir kavurup üstüne yoğurt döktüğümde süper bir meze halini alıyor. Yada soğanla birlikte kavrulup birazda baharatlanıp kahvaltı sofrasında yerini alıyor. Mmm hatta bu şekilde daha lezzetli tavsiye ederim.

Sivri biberleri iki formda doğruyorum. İnce doğranmış olanlar yemeklere ( çoğunlukla menemene :) bu yemek işini sevemedim gitti )
Biraz uzun doğrananlarsa yine kavrulup yoğurtla yemek üzere hazır.


Domatesleri ise direk soyup ikiye bölüp o şekilde dolaba koyuyorum. Bu arada domateslerin kolay soyulmaları için 5-10dk sıcak suda bekletmek çok işe yarıyor. Bu da tembel ahçıdan küçük bir öneri.

Henüz patlıcanlar için bir çözüm bulamadım :) doğrayıp çiğden dolaba koysam olurmu acaba?
Sevgiyle...

21 Ağustos 2009 Cuma

Stephenie Meyer

Bu gün son okuduğum 2 kitaptan bahsetmek istiyorum. Stephenie Meyer'in Alacakaranlık ve Yeni Ay isimli 2 romanı. Son zamanlarda bu kitaplardan o kadar çok bahsedilir olmuştu ki okumak farz oldu. Bende tatile giderken yanıma aldım. İyikide almışım. O kadar sürükleyici ki. Ana tema aşk ve macera ama karakterler bilindik karakterler değil. Hatunun bitanesi vampir olan bir çocuğa aşık oluyor, vampir ama ne vampir her eve lazım :)

İlk kitap olan Alacakaranlıkta Bella bir vampire yani edwarda aşık oluyor ama birbirlerini sevmeleri yasak. Çünkü Edward Bellaya zarar verebilir. Ama Edwardın kendini Belladan uzak tutması zor. Bella herşeye razı, vampir olmaya bile. Gerçekten soluksuz okunan bir kitap.

Yeni Ay ise Alacakaranlıkta başlayan aşk ve maceranın devamı .

Benimse asıl ilgimi çeken Stephenie Meyer'in kendisi. Ellenin programında denk gelmiştim. Yazar üç çocuklu bir ev hanımı. Gördüğü rüyaları unuttuğu için rüyalarını kağıda dökmeye başlıyor ve zamanla yazdıklarını hikayeye döndürüyor. İlk kitabını birçok yayın evine yolluyor fakat olumlu yanıt alamıyor. Sadece bir yayın evi kitaba onay veriyor. Kitap basımdan birkaç gün sonra çok tutulunca yayın evi kitapların devamını istiyor. Böylece üç çocuklu ev hanımı bir kadın dünyaca ünlü bir yazar oluyor. Stephenie Meyer'in kendisi bile bu durumdan şaşkın. Bu arada tabiki yazar boş değil ingiliz dili ve edebiyatı eğitimi almış ve bu eğitim bir gün ona yazarlık serüveninin kapılarını açmış. Tek kelimeyle süper.

Alacakaranlığın filmide çekilmiş izleyenler beğenmiş ama ben henüz izleyemedim. Sırada okumam gereken iki kitap daha var. Bu kitapların devamı Tutulma ve Şafak vakti .
Macera seven tüm okurlara tavsiyemdir. Sevgiyle...

20 Ağustos 2009 Perşembe

Meşhur converse patiklerim

Sevgili yeğenime ördüğüm converse patikleri blogspota taşımasaydım içimde kalırdı. O zaman çok ilgi görmüştü. Daha önce burada ve burada da yayınlamıştım. Beyfendi 2 yaşını çoktan geçti. Patikleri artık olmuyor. Ama patiklerin namı sürüyor. Acaba şimdide nike mı yapsam :)

Diğer bloğumda ki kaydı olduğu gibi buraya taşıdım. Aşama aşama yapılışını anlatmıştım. Hadi size kolay gele...

Uzun zaman önce yayınladığım converse patikler öyle çok ilgi gördü ki , daha önce yapılışını eklemek istiyordum ancak patiği yaparken fotoğraflamak, fotoğrafları düzenlemek gerçekten çok vakit alıyor. Tabi anlatmakta cabası, inanın yapmak anlatmaktan daha kolay. Arkadaşlar yapılışını o kadar çok istediki artık dilim döndüğünce anlatmaya çalışacağım.



Patiğimize 20 zincir çekerek başlıyoruz. Tabanı oluşturmak için
her zincirin üzerini tekli trabzanla dolduruyoruz.

Trabzanlar bitince üç zincir çekip, dairesel şekilde trabzan yapmaya devam ediyoruz. Tabanın düz olması için her iki uçta bir deliğe iki kere batarak bir kaç yerde arttırıyoruz.

Bu şekilde dönerek taban istediğimiz boyuta gelinceye dek tekli trabzan yapmaya devam ediyoruz.


Tabanın alt kısmı bittikten sonra üst kısmını yapmak için tabanın ters tarafını kendimize çevirerek üç zincir çekiyoruz.( tabanın düzgün kısmının altta görünen tarafta kalması için )

Burası çok önemli, üç zincir çektikten sonra ilmeği içten alarak tekli trabzan yapmaya devam ediyoruz.


Sanırım bu fotoğrafta nasıl yapacağımız biraz daha net. Yanlız ben resim çekerken unutmuşum, iğne üstü almayı unutmuyoruz ve bu şekilde hiç arttırmadan bir sıra tekli trabzan yapıyoruz.

İşte patiğimizin tabanı oluşmaya başladı. İkinci sırayıda tekli trabzanla hiç arttırmadan yapalım. İki sıra trabzandan sonra bir sıra kırmızı iple sık iğne, onun üzerinede beyaz iple sık iğne yapalım.
Böylece patiğimizin tabanı bitmiş oldu.

Patiğimizin dil kısmını yapmak için patiğin ön tarafından istediğimiz kadar ilmek alarak yukarıya kadar tekli trabzan yapalım.( ben 16-18 yapıyorum)

Pembe kısmı yapmak için beyaz kısmın bitiminden diğer tarafına kadar tekli trabzan yapıyoruz ve her sırada baştan ve sondan birer trabzan küçülterek istediğimiz yüksekliğe gelince patiğimizi bitiriyoruz.



Gelelim patiğimizi süslemeye;
Patiğe ismini veren converse logosunu yapmak için sık iğneden küçük bir daire yapıyoruz ve üzerine kırmızı iple yıldız işliyoruz. Logomuz tamamlanınca patiğimize dikiyoruz. Bağcıklarınıda taktıkmı patiğimiz minik ayaklar için kullanıma hazır hale geliyor.
Şimdiden hepinize kolay gelsin, umarım açıklayıcı olmuştur. Anlaşılmayan bir yer olursa nerede takıldığınızı yazarsanız izah etmeye çalışırım. Sevgiler.....

Arkadaşlar ne tarz iple ördüğümü sormuşsunuz. Kırmızıyı nako vizon ile örmüştüm ama pembeyi hatırlamıyorum. Eğer patiğin ayakkabı gibi durmasını istiyorsanız ipi biraz kalın tığı ince tutun. Kolay gelsin...


19 Ağustos 2009 Çarşamba

mim


Sevgili dakikadanonce beni mimlemiş. Daha önceki yıllarda birbirimizi sobelerdik. Şimdi mim çıkmış :)


Sevgili dakikadan önce sormuş elinizde sihirli bir değnek olsa neyi değiştirirdiniz?

Aslında çok fazla birşeyi değiştirmezdim. Sadece değneğimle tüm insanlığın yüreğine dokunarak, yüreklerini sevgi ile doldururdum. Sevgi dolu bir dünyada eminimki ne savaş olurdu, ne gasp olurdu, ne de çevre kirliği. Hayvanların nesilleri tükenmezdi. İnsanlar paylaşmayı bilirdi. Eminim ki herşey güllük gülistanlık olur, bizlerde güle oynaya yaşar giderdik.


Ben kimleri mi mimleyeyim. Mimlenmek isteyen herkesi mimliyorum.

Sevgiyle...

şifon bluz

İnsanın bir şeyler üretmesi bu kadarmı keyifli olur. Bu bluzun modelini kuzenimin bana yaptığı bir bluzdan kalıp çıkarmaya çalışarak yaptım. Yaka kısmı bayağı zorladı beni ama oldu sonunda. Kumaşı o kadar ucuzki inanamazsınız. Bu bluz ablama hediye oldu. Zaten ona niyet başlamıştım
Image Hosted by ImageShack.us

Beline kemer takar diye düşünmüştük ama kendi kumaşından kuşak yaptım. Kesinlikle kuşakla daha güzel oldu. Mankenin üstünde ne kadar belli oluyor bilmiyorum ama ablama çok yakıştı
Image Hosted by ImageShack.us
Burda da yaka detayını fotoğraflamaya çalıştım. Vallahi çok zevkli lütfen hemen gidin birer makina alın pişman olmazsınız :))
Image Hosted by ImageShack.us
Sevgiyle...

18 Ağustos 2009 Salı

BuCan Balıkta :)

Uzun bir aradan sonra bu haftasonu kendim için bişeyler yaptım. Çok eğlenceli bir gün geçirdim. Kaptık oltaları doğru kumyaka'ya balığa.

Kumyaka Bursa'da benim çok sevdiğim yerlerden biri. Huzur istersen kumyaka ya...

Olta hazırlama faslını tamamladıktan sonra başladım beklemeye, hadi bakalım rasgele...
Bu arada resimlerde görünmüyor ama balık tutmaya gelen başka insanlarda var herkes nasibini bekliyor.
Balık işi sabır işi. Bekleme faslını çay ve muhabbetle geçirip eğleniyoruz. Ne o yoksa oltamda bişeylermi var. Yüzümdeki ifadeden neler olduğunu anlamışsınızdır :))

Yuppiiiii işte benim kısmetim. Resimde görünüyormu bilmem ama ilk balığımı yakaladım. Civardaki amatörler de hala beklemede :)

Unutmadan ablama da koca bir teşekkür bu anı belgelediği için. Eli boş dönenler, bu anı unutanlar olursa hatırlatmak adına ;)
Sevgiyle...

17 Ağustos 2009 Pazartesi

17 Ağustos-7.4

17 Ağustos 1999 ailem Yalova da yaşıyor. Ve ben o sırada ailemden yaklaşık 1100km uzaktayım. Sabah tv yi açıyorum. Şoktayım marmarada yer yerinden oynamış, Yalova da sarsılan iller arasında. İnanamıyorum, telefon etmeye çalışıyorum ama hat düşmüyor.
O an neler hissettiğimi tahmin edebiliyormusunuz? Yaşayanlar kesin bilir. Çaresizlik...

Yapmaya çalıştığım iki şey var. Ne şekilde olursa olsun bir an önce yola çıkmak ve telefon.
Akşama doğru nihayet babamla konuşabiliyorum. Sadece babamla?... iyi herkes iyi diyor. Yetinmiyorum kafamda endişeler. Bütün ailem orda kardeşlerim. Birine bişey olmadıysa birine olmuştur bana söylemiyorlar. Gözümle görmeden rahat yok. Ağlıyorum...

Nihayet Yalova;
Arıyorum, bizimkiler Yalova Lisesinin bahçesinde ohhh içime su serpiliyor. Gerçekten hepsi iyi. Ya arkadaşlarım, öğretmenlerim. Karşımızda ki bina yıkılmış, annem komşularım diyor.
Gece yatarken babam gayrı ihtiyari okul bahçesinin kapısını kapatıyor. İyide baba gökyüzünü neyle kapatacağız...

01 Ocak 2000
Biz ailecek mileniuma kaldırımdaki kızılay çadırında giriyoruz. Olsun hepimiz neşeliyiz. Hepimiz mutlu. Çünkü biraradayız daha ne olsun...

Allah bir daha yaşatmasın.
Sevgiyle...

16 Ağustos 2009 Pazar

pembe çiçekli kolye


Kum bocuklarını misinaya dizerek yaptığım kolyeyi bazen kolye, bazense kemer gibi kullanıyorum. Kendisi yapılışı kolay, görünüşü şık aksesuarlarımdan biri.


(bu çalışma diğer bloğumun arşivinden olup 2006 yılında yayınlanmıştır)

15 Ağustos 2009 Cumartesi

Çocuklar için bez ayakkabı

Ben bunlara bayıldım. Çok şirinler çoook. Büyüğünü yapsam nasıl olur acaba :/
Yapılışını merak edenler bu adresten http://www.michaelmillerfabrics.com/Blog/cloth_shoe.pdf bakabilir. Yapılışı aşama aşama anlatılmış.


 

KAÇ KİŞİ ONLINE