28 Eylül 2009 Pazartesi

Kot Çapraz Çanta

Sevgili BYDG yi ziyaretlerim sırasında gördüğüm cepler öyle hoşuma gitti ki, bende bolero yaparken kullandığım kot pantolondan artan cepleri o şekilde değerlendirmeye karar verdim. BGDY ceplerle buzdolabı magneti yapmıştı çokta güzel olmuşlardı. Bende işe o niyetle başladım ama cepleri çantaya dönüştürme fikri daha cazip geldi.
İşte kot pantolonun başına gelen son durum.


Önce işin zor kısmını hallettim. Sanırım fermuarı sona bıraksam hiç iyi olmazdı.

Fermurdan sonra kenarları diktim. Üzerini üç sıra sutaşı ile süsledikten sonra, zincir askıyı takabilmek için kurdeleden iki birit yaptım.
Fotoğrafta da görüldüğü üzere iki gözlü küçücük bir çantam oldu.

Geriye sadece telefonumu, anahtarımı ve paralarımı çantama koyup bisiklet turuna yada yürüyüşe çıkmak kaldı :)


Bu arada ablamın kot pantolonundan şimdiye kadar bir bolero, birde çanta çıktı. Ne bereketli pantolonmuş bakalım daha neler çıkacak. Hala bir cep ve bikaç küçük parça duruyor :))

Sevgiyle...

27 Eylül 2009 Pazar

Orhangazi Parkı

Bursa'yı çok sevdiğimi daha önce söylemişmiydim :) Bu lafı benden milyon kere duyabilirsiniz. Her geçen gün bu şehre hayranlığım bir kat daha artıyor. Seviyorum ne yapayım, kendimi şanslı hissediyorum Bursa'da yaşadığım için. Olumsuz yönleri yok mu, tabiki var. Hangi gözle baktığınıza bağlı. Yukarıdaki resim şehrin göbeğindeki Orhangazi parkı. Bir tarafında Ulucami bir tarafında da Orhan cami var. Kapalı çarşı hemen parkın dibinde ve tabiki ipek han. Yukarıdaki resim Orhan Cami. Ulucami' yi de fotoğraflarım bir ara.
İşte bende o parktayım. Bastığım yer arnavut kaldırımı. Kucağımda kitabım, gök yüzü aşağıda gördüğünüz gibi yemyeşil. İnsan düşünmeden edemiyor, yüz yıllar önce bu sokaktan kimler kimler geçti. Kim bilir...
Seviyorum Bursa'yı.
Sevgiyle...

25 Eylül 2009 Cuma

Angela'nın Külleri-Frank McCourt


Angela'nın Külleri Frank McCourtEPSİLON YAYINLARI / Bestseller Dizisi
'Geriye bakıp çocukluğumu anımsadığımda, nasıl hayatta kalabildiğime hâlâ şaşarım. Kötü bir çocukluktu; mutlu bir çocukluğun pek kayda değer yanı yoktur zaten, Sadece mutsuz bir çocukluk geçirmiş olmak da mutsuz bir İrlandalı çocuk olmak kadar kötü değildir. Bundan da kötüsü, mutsuz bir İrlandalı Katolik çocuk olmaktır.'Ekonomik kriz sırasında, Amerika'ya yeni gelmiş bir göçmen ailesinin çocuğu olarak, Brooklyn'de dünyaya gelen ve İrlanda'nın Limerick kentindeki yoksul mahallelerde büyüyen Frank McCourt'un anıları böyle başlıyor. Frank'in babası Malachy, genellikle çalışmadığı, çalıştığı zamanlar da aldığı parayı içkiye yatırdığı için, annesi Angela'nın çocuklarını bakıp besleyecek parası yoktur. Ancak aynı Malachy, sorumsuz ve garip bir adam olmasına karşın, Frank'in hikâye yazma yeteneğini ortaya çıkaracaktır. Frank, babasının, İrlanda'yı kurtaran Cuchulain hakkında anlattığı hikâyelerle, annesine bebekler getiren, Yedinci Basamaktaki Meleğin hikâyesiyle beslenerek büyür.Belki de Frank'in hayatta kalmasının nedenidir bu hikâye. Frank, paçavralar giyerek Noel yemeği için domuz başı dilenerek, ateş yakmak için sokak kenarlarından kömür toplayarak, yoksulluğa, açlığa ve akrabalarıyla komşularının umursamaz zalimliğine katlanır. Katlandığı gibi, hikâyesini, yaşama sevinciyle dolu, olağanüstü bağışlayıcı ve etkili bir dille anlatmak için sağ kalır.

Angela'nın Külleri 2 / Umuda Doğru
Frank McCourtEPSİLON YAYINLARI / Bestseller Dizis

Umuda Doğru yukarıdaki kitabın devamı; Frankie'nin yoksul bir göçmenden pırıl pırıl bir öğretmene ve mükemmel bir yazara dönüştüğü Amerika serüvenini anlatıyor.Frank, büyük çabalardan sonra on dokuz yaşında. New York'a gelmeyi başarır. Gemide tanıştığı bir papaz ona Biltmore Oteli'nde bir iş bulur. Otelde çalışırken, bu 'sınıfsız' ülkedeki çarpıcı sınıflandırmayla tanışacaktır.Askere alınıp Almanya'ya gönderilir. Orduda köpekleri eğitmeyi ve daktilo kullanmayı öğrenir. 1953'te Amerika'ya döndüğünde doklarda çalışmaya başlar. Amerika, Frankie'nin karnını doyurmuştur; ama yüreği hâlâ hoşnut değildir. Çevresindeki tüm göçmenler, ülkelerindekine benzer yaşam biçimlerini benimser ve ısrarla başka bir şeyin imkânsız olduğunu söylerken, onun hayallerinde okuyup eğitim görmek, Amerika'da Amerikalılar gibi yaşamak vardır. On dört yaşında okulu bıraktığı halde, kendini, New York Üniversitesi'ne kabul ettirmeyi başarır. Orada, uzun bacaklı, sarışın, su katılmadık bir Yankee'ye âşık olur ve hayallerini gerçeğe çevirmeye çalışır. Ancak dünyadaki yerini, öğretmenliğe -ve yazmaya- başladıktan sonra bulacaktır.Umuda Doğru, Frank McCourt'un Amerika'da yaşadıklarını, olağanüstü insancıl bir mizaha sararak büyüleyici bir dille anlattığı bir öykü.

*** Benim bıkmadan usanmadan çevremdeki herkese tavsiye ettiğim kitaplardan. Birinci kitap kesinlikle okunmalı. İkincisi de güzel ama ilki çok başka. Lütfen okuyun bana hak vereceksiniz.

23 Eylül 2009 Çarşamba

Banyo Aksesuarları

4 gün tatilden sonra bu gün işe gitmek ne de zor geldi. Sanırım herkes benimle hem fikirdir. Hayırlısı ile Ramazan ayınıda bitirdik. Bayramımızı yaptık döndük.
Çok güzel bir Bayram geçirdim. Cümbür cemaat kalabalık. 2 yaş tan 69 yaşına kadar bilumum insan grubu. Süper muhabbet çıktı. Tabii dönerken de boş dönmedik. Bizim ailenin hemen hemen hepsi acayip hünerlidir. Bunlardan biride benim F ablam. İlginç fikirler hep ondan çıkar bu yazımdaki cepler de onun fikriydi. Ablam lila ve beyaz ipten yapmıştı. Hatta onunkiler daha süslü.
Canım ablacığım yeğenime bu gördüğünüz banyo aksesuarlarını yapmış. Baktı ben melun melun bakıyorum kıyamadı hediye etti bana. Ben bir iki naz ettim yok almim, olurmu hiç gibilerinden ama tabi gönlüm almak istedi ve kabul ettim hediyesini :)) Yani istemem yan cebime olayları. Eee bende boşu boşuna almadım tabi. İstememinde bir sebebi vardı. Renkler benim banyo paspaslarıma çok uygundu. Napim bende aldım dimi abla :) sen de başka renk yapsaydın.

Haksızmıyım ama. Teşekkür ederim canım ablam. Ellerin dert görmesin de bize daha güzel şeyler yap inşallah :)

( Bu arada sağdaki cebi lif olarak yapmış ama ben onu farklı bir amaç için kullandım. Sanırım tahmin edersiniz )

19 Eylül 2009 Cumartesi

İyi Bayramlar


Sanırım herkes aynı sorunu yaşıyor. Blogger çoğu zaman açılmıyor. Ziyaretine gelemediklerim kusuruma bakmasın sorumlusu tamamen blogger. Umarım sorun bayramdan sonra hallolur. Ben bayramı Yalova'da geçireceğim. Fırsat bulursam yazarım bulamazsamda tatilden sonra görüşürüz.


Sevgiyle kalın...

18 Eylül 2009 Cuma

Keçe Çalışmam Tamamdır


Nihayet burada ve burada bahsettiğim keçe çalışmam bitti. Keçelerle süslediğim çok sevimli bir çantam oldu. Bu ilk keçe çalışmam olduğu kadar aynı zamanda ilk çanta denemem. Başarılı oldummu? Bence oldum :))

Dikiş dikmek yada el emeği ile herhangi birşey üretmek bence çok keyifli. Benim çok zamanım olmadığı için çalışmalar biraz yavaş ilerliyor ama olsun. Sonuçtan her defasında memnun kalıyorum. İçime siniyor.

Fermuar dikmek yerine metal çıtçıt kullandım. Daha pratik :)

Çantanın iç astarına iki gözlü bir cep yaptım. Diğer çantalarımdan biliyorum çok işe yarıyor.


Çanta dikmek çok kolaymış onu öğrendim. Ama üstünü süslemek zahmetli. Keçeleri dikmek bayağı zamanımı aldı. İşte sonuç budur. Bakalım siz nasıl bulacaksınız. Yorumları bekliyorum. Sevgiyle...



16 Eylül 2009 Çarşamba

Takı Askısı

Bu takı askımı Y ablam hediye etmişti. Aslında kendisi çok şık ve zarif bir bayan ama takılardan görünmemiş. Bu askı bana yetmeyince bir tanede kendim yaptım.
Bir parça tahtaya düzgün aralıklarla cam çivileri çaktım. Elimde sahilden topladığım bi dünya deniz kabuğu vardı. Onları simli ojelerle boyayıp çivilerin arasına yapıştırdım. Kalan boşluklarıda kum boncukları ile doldurdum. Zaten takılarıda asınca cıvıl cıvıl bişey oldu. Güzel olmuş dimi :) Kargaya yavrusu şahin görünürmüş ya :)))

15 Eylül 2009 Salı

Uçurtma Avcısı-Khaled Hosseini


Bu kitabı bu gün bitirdim. Ağlamaktan hala gözlerim şiş. İçime işledi artık süre etkisinden kurtulamam. Şiddetle tavsiye ediyorum mutlaka okuyun.

Kitap içeriği:
Uluslar arası çoksatar listesine girmiş ve 8 milyonu aşkın kişi tarafından okunmuş olan Uçurtma Avcısı, hem 2006 hem de 2007'de Penguin/Orange Readers's Group Ödülü'nü kazandı.
Emir ve Hasan, Kabil'de monarşinin son yıllarında birlikte büyüyen iki çocuk... Aynı evde büyüyüp, aynı sütanneyi paylaşmalarına rağmen Emir'le Hasan'ın dünyaları arasında uçurumlar vardır: Emir, ünlü ve zengin bir işadamının, Hasan ise onun hizmetkârının oğludur. Üstelik Hasan, orada pek sevilmeyen bir etnik azınlığa, Hazaralara mensuptur.
Çocukların birbirleriyle kesişen yaşamları ve kaderleri, çevrelerindeki dünyanın trajedisini yansıtır.
Sovyetler işgali sırasında Emir ve babası ülkeyi terk edip California'ya giderler. Emir böylece geçmişinden kaçtığını düşünür. Her şeye rağmen arkasında bıraktığı Hasan'ın hatırasından kopamaz.
Uçurtma Avcısı arkadaşlık, ihanet ve sadakatin bedeline ilişkin bir roman. Babalar ve oğullar, babaların oğullarına etkileri, sevgileri, fedakârlıkları ve yalanları...
Daha önce hiçbir romanda anlatılmamış bir tarihin perde arkasını yansıtan Uçurtma Avcısı, zengin bir kültüre ve güzelliğe sahip toprakların yok edilişini aşama aşama gözler önüne seriyor.
Uçurtma Avcısı'nda anlatılan olağanüstü bir dostluk. Bir insanın diğerini ne kadar sevebileceğinin su gibi akıp giden öyküsü...
Sevgiyle..

13 Eylül 2009 Pazar

Keçe çalışmamda son durumlar

Daha önce bu yazımda bahsettiğim keçe çalışmam bitti bitecek çok az eksikleri kaldı. İlk çalışmam olduğu için ve ben aynı anda bi dünya şeyle ilgilendiğim için biraz yavaş ilerledi ama sanırım emeğime deydi. İlk görücüden tam not aldı.
Benim "Y" ablam öyle kolay kolay herşeyi beğenmez. Biraz eksikleri vardı ama ona şöyle bir göstereyim dedim. Banada yapsana deyince anladım ki bu proje de tamamdır :) Bir kaç güne kalmaz tamamlar sizinde fikrinizi alırım. Herkese neşeli günler.

Sevgiyle...

11 Eylül 2009 Cuma

Benim Çok Dikkatimi Çekti


Bu Çantalar çok ilgimi çekti. Daha doğrusu çanta üzerindeki aplikeler. Dinaladina bu çantaları tıpkı bir tablo gibi hazırlamış. 1 saattir bloğunu geziyorum. İlgisini çekenler tıklasın

10 Eylül 2009 Perşembe

Mutfak Ceplerim

Ne yapayım seviyorum ıncığı cıncığı. Bu cepler ablamın fikriydi. Onda görünce hemen bende yaptım 3 tane. Mutfağıma sıcacık bir hava kattı. İçlerine 3'ü bir arada, hazır çorba, bitki çayı tarzı şeyler koyuyorum.


Cepleri tığ ile yaptıktan sonra oklavaya dizip ferforje raf ayaklarına geçirdim. Ablam bu cepleri daha çok sevmiş olacak ki vanilya ve kabartma tozu için küçüklerini de yaptı :) Sizi bilmem ama bende çok sevdim. Sizin için bir tane de yakın foto ekledim. Olur ya yapmak isteyen çıkar.


Sevgiyle...

8 Eylül 2009 Salı

Pembe şifon bluz

Şu benim ablam varya acayip şanslı. Bu bluzu yine onun için diktim. Çok şık oldu yaw. Bide üstünde görseniz. Sanırım söktüm ben bu işi. Tabiki bir takım hatalar yapıyorum ama idare edin artık şurada 6 aylık terziyim dimi :)


Kendimce bir şablon çizdim umarım dikmek isteyenlere yardımcı olur. 145CM (enden) kumaşı ikiye katlayıp bedeninizin genişliğinde kesin. Ben omuzlarda dikiş olmaması için bu yöntemi denedim. Kumaşın dört bir tarafını makinayla (kıvırma ayağı ile çok kolay) geçerek katladım.
En sıkıntılı kısım boyun kısmı. Boyun oyuğunu yaptıktan sonra makinanın kenar kıvırma ayağını takarak yakayı döndüm. (bu kenar kıvırma ayağı süper bişey olmayanlar kesin alsın acayip kolaylık)
Koltuk altlarından kalçaya kadar kenardan 20 cm içeriden düz dikiş geçtim. Bu dikişin yanlarından kuşak geçirmek için ilik açtım. ( işte bu kısmı elle yapmak zorunda kaldım. Çok iyi olmadı ama Allahtan görünmeyen kısım) Kalan kumaştan bide kuşak yaptım işte sonuç budur.
Herkese kolay gelsin. Sevgiyle...

7 Eylül 2009 Pazartesi

Mücadeleyi Bırak Yaşamla Dans Et

Şöyle çevreme bir bakıyorum da insanlar ne kadar mutsuz. Herkes sanki dünyanın bütün yükünü omuzlamış, bütün olumsuzluklar onları bulmuş. Zaten onlarda şans yok. Hep şanslı olanlar başkalarıymış gibi bir ruh halindeler.

İşte bundan 7-8 sene önce aynen bende bu ruh hali içindeydim. Olumsuzlukların ardı arkası kesilmiyor ve bende sürekli yaşadığım olumsuzlukları düşünüp kendimi daha beter çıkmaza sürüklüyordum. Son olay 15 günlük hastane sürecinden sonra bir yakınımı kaybetmek oldu. Tam o sıralarda kuzenim yurtdışından iş için İzmir'e geldi ve bende ona eşlik etmek üzere İzmir'e gittim. Öyle güzel öyle eğlenceli zaman geçirdik ki.
Tabi dönüş günü geldi. Ben bütün stresimi yok sayıp üzerine bu kadar eğlenince, dönüş yoluna başladığım anda üzerime bir hüzün, bir yanlız hissetme duygusu çöreklendi kaldı.
Yol 6 saat bana göre hayatım felaket. O anda ne oldu bilmiyorum şöyle bir silkindim. Kendime aynen şöyle dedim bundan sonra hayatın süper olacak, herşey yoluna girecek ve çok mutlu olacaksın. O gün kendimi öyle bir şartlamışım ki gerçekten o gün bu gündür Allah'a çok şükür (maşallah) hayatımda herşey tıkırında gidiyor. Çok mu bişey değişti hayır. Ama ben olumlu düşünmeyi öğrendim. Negatif düşünmenin negatiflikleri, pozitif düşüncenin pozitiflikleri getirdiğini yaşadım ve gördüm.
Peki ben bu kadar lafı niyemi ettim bu gün bütün gün bir arkadaşımı motive etmeye çalıştım sanırım başarılıda oldum. Hızımı alamadım burada da devam edeyim dedim :)
Bu konuları herkesin çok iyi bildiğini biliyorum sadece bazen hatırlamak gerekiyor ve tabiki uygulamak.
Diyeceğim o ki bir deneyin. Güne gülümseyerek başlayın. Sahip olduklarınız için şükredin. Kendinize değer verin. Siz herşeyin en iyisine layıksınız. Bir kaç gün deneyin bakın herşey nasıl güzel olacak.
Not: Başlığım benim için önemli bir kitap adı Mücadeleyi Bırak Yaşamla Dans Et-Susan Jeffers
Sevgiyle...

Temaşa-i Ramazan

Ben Bursalı değilim ama Bursa'yı çok sevdiğimi her fırsatta dile getiriyorum. Bursa benim şu kısacık :) hayatım boyunca en uzun yaşadığım şehir (hedefim sağlıklı 100 yıl ) . O yüzden Bursalı sayılırım.
Bursa Büyük Şehir Belediyesi yine herzaman olduğu gibi ramazan ayı için Temaşa-i Ramazan etkinlikleri adı altında çok güzel etkinlikler hazırladı. Konserler, sema gösterileri, orta oyunları, gölge oyunları ile herşey süper hazırlanmış. Bizede etkinliklere katılmak düştü.

Cuma günü biz türkü sever iki kafadar ege türkülerini muhteşem yorumlayan Tolga Çandar ve opera sanatcısı Seza Kırgız'ın Konserine gittik. Konser gerçekten çok güzeldi. Zaten Tolga Çandar'ı ve ege türkülerini vede ege şivesini oldum olası çok severim. ( Ev arkadaşım egeliydi ondanmı ki acaba ; ) Emel'im çok öptüm )

Sanırım ne kadar keyifli zaman geçirdiğimizi anlatmama gerek yok. Zaten Filgenle ne zaman bir araya gelsek kaybediyoruz kendimizi .Fotoğrafta ikimizin de 32 dişi dışarda :) hiç eve dönmek istemedik.
Canımcım ilk fırsatta tekrarlayalım tımammı. Bu arada doğum günün kutlu olsun. İyiki doğdunda benim arkadaşım oldun. Allah herşeyi gönlünce versin. Çook öptüm.

Sırada diğer etkinlikler var. Bakalım fırsat bulurda gidersek anlatırım. Etkinliklere katılmak isteyen olursa 4. hafta etkinlikleri burada
Sevgiyle...

6 Eylül 2009 Pazar

Kokoşum Ben Kokoşum :)

Bilen bilir kıvırcık saç yıkandığı ilk gün süperdir ama ertesi gün maalesef tülerip uçuşmaya başlar. Ve bende kıvırcıklardan olduğum için bu sorunu çok yaşarım. Aslında bu sorunu ben kendi açımdan çözmüştüm ama hayin wella benim kullandığım köpüğü artık yollamıyor Bursa'ya. Ay ben ne anlatcaktım konu nerelere gitti neyse fırsat bu fırsat Wella'ya sesleniyorum olurya bir duyan olur sesimi. Wella lütfen köpüğümü Bursa'ya yolla :)


Resminide koyayımki yanlış olmasın. Diğer çeşitlerinden var ama bana, ablama, ailemdeki ve çevremdeki bilimum kıvırcıklara resimdeki köpük lazım.
WELLA KÖPÜĞÜMÜ BURSA'YA YOLLA
Buda sloganımız olsun bari :)))


Neyse asıl konuya gelelim. İftar için dışarıya çıkacaktım. Köpük sorunu yüzünden saçlarımı toplamaya karar verdim. Bu yazımda bahsetttiğim elbisemi giydim. Ne hikmetse saçımada bişeyler takasım geldi. Hemen elbisemden artan saten kumaştan üç tane gül kıvırıverdim.
Güllerin yapımını Lacheen'de görmüştüm. Merak edenler video için tıklayabilirsiniz
İşte benim güllerim. Bu gün saçıma taktım. Başka bir gün duruma göre boynuma yada bileğime takabilirim. Ben bu gülleri çok sevdim.


Yapması çok kolay deneyin derim. Sevgiyle...

5 Eylül 2009 Cumartesi

Kurt Seyt-Shura ve Kurt Seyt-Murka - Nermin Bezmen


Günlerden 04/11/2008 (eski bloğumdan alıntıdır)

Günlerdir Kurt Seyt ve Shura ile yatıp onlarla kalkıyorum. Onlarla bütün yaşananları sanki bende yaşadım . Bir kitap ancak bu kadar içine alır okuyucuyu. Mutlaka okuyun inanın pişman olmayacaksınız.Şimdi Kurt Seyt & Murka ya başladım umarım aynı tadı bu kitapta da alırım. Nermin Bezmen'e bolca teşekkürler cesur paylaşımı ve mükemmel anlatımı için.

Edebiyat dünyasına "Uyandıran Aşk" isimli şiir kitabı ile adım atmış olan Nermin Bezmen, bu kez Çarlık Rusyasının debdebeli yaşantısından Bolşevik ihtilali ile İstanbul'a sürüklenen hayatları anlatıyor. 1892'nin Yalta'sından St. Petersburg'un saltanat günlerine, Karpatlar cephesinden ihtilalin cehennemine ve nihayet işgal altındaki İstanbul'a, 1920'lerin Pera'sına, macera dolu bir yolculuk yapacaksınız. Onlarla beraber polkaların, troykaların sihirli alemini, ihtilalin acımasızlığını, parçalanmış Osmanlı İmparatorluğunun son günlerini yaşayacaksınız. Kurt Seyt: Mirza Eminof'un oğlu olarak servet ve ünvanla doğmuştu. Yakışıklıydı, hırslıydı, cesurdu. Çar Nikola'nın Muhafız Alayında genç bir Üsteğmen oluşu onu Bolşeviklerin ölüm listesine dahil etmişti. Kaçarken getirdiği bir taka dolusu silahı Mustafa Kemal'in Kuva-yi Milliyesine teslim ettiğinde, karşılık istemeyecek kadar gururluydu. Hayatına sıfırdan başlarken elinde kalan serveti sadece gururu ve aşkıydı. Shura: Tchaikovsky nağmelerinin romantizmi ile sarılmış karlı bir Moskova gecesinde, henüz onaltısındayken saf güzelliği, beklentisiz aşkı ile Seyit'in dünyasına girdi. Ailesinin ünvanı, serveti onun da ülkesinde kalmasına yardımcı olamadı. Sevdiği erkekle atıldığı bu macerada bir daha hiç göremeyecekleri vatanlarının, ailelerinin, artık yaşamayacakları geçmişlerinin hasretlerini birbirlerinin aşklarında dindirmeye çalıtılar. Büyük bir aşkın, harbin, ihtilalin, hasret ve hüzünlerin hikayesi ile okuyucuyu baştan sona kendine has bir tat, merak ve heyecanla sürükleyen, uzun süren araştırmaların gerçeklikle aktarıldığı bir roman, "Kurt Seyt ve Shura." (Arka Kapak)


Uyandıran Aşk" adlı şiir kitabı ile edebiyat dünyasına "Merhaba" diyen ve ilk romanı "Kurt Seyt & Shura" ile kısa zamanda okurlarının kalplerini fetheden Nermin Bezmen, bu defa Kurt Seyt'in hayatının bir başka perdesini açıyor sizlere.Kurt Seyt ve ailesi Eminof'larla beraber 1877'den itibaren Çarlık Rusyası'nda başlayan yolculukta, gerçek kahramanların, gerçek öykülerini onlarla beraber soluyarak yaşamıştınız. 1924'ün İstanbul'unda biten bu serüveni takiben, sizleri aynı yerden alıp 1945'lere taşıyarak bir başka zaman yolculuğu bekliyor "Kurt Seyt & Murka"'nın satırlarında. Seyit'in dinmeyen özlemle soluyuşunu, Pera'nın o masal günlerinden esintilerle okuyacaksınız. İnişli çıkışlı hayatını, kaderi ve kendisiyle olan kavgalarını, hayata küşüsünü izlerken KurtSeyt'i daha iyi anlayacak, onu daha çok seveceksiniz. Kurt Seyt'in çocuk yaştaki eşi Murka'nın, hem kocasını anlamak hem hayatı göğüslemekteki mücadelesini okurken, romanın kahramanlarına kah kızacak kah acıyacaksınız... Ve onlarla gülüp, onlarla ağlayacaksınız. Kapanan sınırların birleştirdiği iki insanı, aşklarına rağmen aşamadıkları yalnızlığı ve anlaşmazlığı, gururun sevgiyi yoran inadını ve kaderin ne kadar acımasız olabildiğini anlatmaya devam ediyor "KurtSeyt & Murka". Seneler süren araştırmaların ışığında,nakış gibi işlenen detaylar, tarihin sessiz kalmış gerçekleri, titizlikle aktarılan karakter tahlilleri ve gerçekçiliğin vuruculuğu ile KurtSeyt & Murka, yine düşlerinizde canlandıracağınız, yine satırlarında kendinizi bulacağınız bir yaşam ve ölüm hikayesi. Elinizden bırakmak istemeyeceksiniz. ( Arka kapak )

Yeni: Şimdi özetleri okuyunca bir kez daha okumak istedi canım. Kesinlikle tavsiyemdir. Sevgiyle...

3 Eylül 2009 Perşembe

Nalbantoğlunda İftar

Bursalılar Nalbantoğlu sokağını iyi bilir. Aslında sokağın gerçek adı bağdemlioğlu sokağıymış ama herkes burayı Nalbantoğlu diye bilir. . Kafelerin, mağazaların olduğu taşıta kapalı hoş ve hareketli bir sokaktır nalbantoğlu sokağı.


Bir kaç gün önce iftara yakın saatlerde oradan geçerken kulağıma çok hoş müzik sesleri ilişti.
Kafelerden biri sokağa masaları atmış fasıl eşliğinde iftar yemeği sunuyordu. O an acayip hoş göründü gözüme. Bir akşam iftar yapmak üzere telefon numarası almıştım. Bu güne kısmetmiş çok güzel bir iftar yemeği oldu. Müzik süperdi. Sonbahar kendini iyiden iyiye hissettirdiği için birazcık üşüdük ama yinede ablamla karşılıklı hoş bir gece geçirdik.


Bizi takip eden Buçaniler (onlar kendini anladı;) ) Maalesef iftar telaşı olduğu için ablamla beraber fotoğraf çekinemedik. Eh benle idare edin artık birdahaki iftara beraberde çekiniriz inşallah.
Sevgiyle...

2 Eylül 2009 Çarşamba

Benim Minik Gri Farem

İnternette dolaşırken görmüştüm bu fareyi. Hangi site olduğunu hatırlamıyorum. O site de çaydanlık altına nihale gibi yapmışlardı. Hemen oturup yarım saatte bende yaptım bitane. Sonra bitane daha ve bitane daha beyaz ve kahverengi farelerde iş arkadaşlarımda. Biz çok sevdik bunları.



Biz kalemliklerimizin altında kullandık. Sürahi altınada konulabilir hatta bir kaç tanede yavru yapıp bardak altlarına. Fare anne ve cücükleri olarak çoğaltabilirsiniz :)

 

KAÇ KİŞİ ONLINE