31 Ekim 2009 Cumartesi

Çekmece düzenleyicilerim

Epeydir elimde biriken artık yünleri nasıl değerlendireyim diye düşünürken ve her sabah çorap çekmecesi ile boğuştuğum bir sırada aklıma bu fikir geldi. Kalan yünlerden tığ ile çekmece düzenleyici ördüm.
Nasıl olmuş ama :) ıvır zıvır seven ben için çok keyifli bir çalışma oldu.



Soket çoraplar bi tarafa, babet çoraplar bi tarafa, naylon çoraplar bi tarafa. Valla bu iş hoşuma gitti çamaşır çekmecem içinde mi yapsam diye düşünür oldum. Kolay ve eğlenceli sizde yünlerinizi değerlendirebilirsiniz.



Arkadaşlardan yapılışını soran olmuş ufacık anlatayım. Aynen yukarıdaki fotoğrafta olduğu gibi başlıyoruz. 10 zincir üstüne 3 dolgu 2 zincir şeklinde başladım ve alt kısım istediğim boyta gelene kadar köşelerden arttırmaya devam ettim. Alt zemin oluştuktan sonra hiç arttırmadan sadece dolgu yaparak yukarıya doğru istediğim yüksekliği elde edene kadar ördüm. Siz çekmecelerinizin boyutuna göre ayarlayabilirsiniz.
Herkese mutlu neşeli bir haftasonu dileğiyle. Sevgiler...

29 Ekim 2009 Perşembe

Bu Gün Bayram

Bu gün Cumhuriyet Bayramı olduğu için tatildi. Geç vakitte dışarı çıkmayı planlıyordum ancak annemlerden telefon gelince daha erken dışarıya çıktım. Annemle babam Allah kısmet ederse Hacca gidecek. Bu haber hepimize sürpriz oldu. Ek kontenjan açılmış ve bizimkilere kısmet oldu. Allah inşallah sağ salim gidip dönmek nasip eder.
Neyse annem ve babam Yalova'dan geldiler. Buluşma yeri olarakta Ulucami yi kararlaştırdık. Ayy iyiki de erken çıkmışız. Cumhuriyet Bayramı kutlamalarını izlemek nasip oldu. Bayağıdır izlememiştim. Dün Nefes'i izledikten sonra bu günde üstüne Mehterandan kahramanlık türküleri ni dinleyince acayip duygu patlaması yaşadım. Göz yaşlarım şapır şapır iniyo tutmak ne mümkün. Neyse kutlamalar bitti önce ablamla buluştuk. Trafik kapatıldığı için babamlar biraz daha geç geldi. Ablamda başka bir tarafta kutlamaları izlemiş.
Yanıma gelince ağladınmı diye sordu :) benim cevap: hı hı, ablamın sorusu: salakmıyız biz herşeye ağlıyoruz, Benim cevap: Hayır Vatanımızı, Milletimizi, Tarihimizi seviyoruz.
İşte böyle canlar bu günümüzde böyle geçti. Annemlerin alışverişini yaptık, bayramımızı kutladık. Döndük tekkeye paylaşmaya işte günden kalanlar; Kortejde Mehteranlar

CEDDİN DEDEN
Ceddin deden, neslin baban
Hep kahraman Türk milleti
Orduların, pekçok zaman
Vermiştiler dünyaya şan.

Türk milleti, Türk milleti
Aşk ile sev milliyeti
Kahret vatan düşmanını
Çeksin o mel’un zilleti.

Hüseyniİsmail Hakkı Bey


Nefes:Vatan Sağolsun


Film: Nefes: Vatan Sağolsun

Yönetmen: Levent Semerci

Senaryo: Levent Semerci, Hakan Evrensel, M. İlker Altınay

Oyuncular: Akan Atakan, Barış Aydın, Barış Bağcı, 40 konservatuar öğrencisi

“Nefes : Vatan Sağolsun”, 2365 metre yükseklikteki Karabal Jandarma Karakolu`nu korumakla görevlendirilen bir yüzbaşı komutasındaki kırk askerin hikayesidir.
Büyük çaplı bir sınır ötesi operasyonun başlamasıyla, telsiz röle istasyonunun bulunduğu Karabal Jandarma Karakolu`nun önemi daha da artmıştır. Çünkü operasyona katılan birliklerin haberleşmesi artık bu röle istasyonu ile sağlanacaktır. Güneydoğu’da Irak sınırına yakın bir ilçedeki Komando Tugayı`nda görevli Yüzbaşı ve emrindeki askerler, tipi ve karla mücadele ederek iki gün süren intikalin ardından karakola ulaşırlar.
Karakol`da bulunan Jandarma askerleri ile birlikte geçirdikleri günlerde acıyı, sevinci ve hasreti paylaşırlar; son güne kadar karakolu ve telsizi koruma görevlerini yerine getirmek için mücadele ederler.

Dün akşam filmi izlemek kısmet oldu. Şu günlerde yaşanan olayları göz önünde bulundurunca bu kadar şehit boşamı verildi demeden duramıyor insan. Şehit yakınlarının yürekleri vatan için evladımı kaybettim düşüncesi ile bir nebze soğuyor. Bu düşünceden şüphe ederlerse tabiki isyan ederler.
Filmi gerçekten etkileyici buldum. Duygu tam verilememiş olsada konu güzel işlenmiş. Görseller çok iyi. Beni en çok etkileyen ilk sahneler oldu. UYURSAN ÖLÜRSÜN. Yazarken bile etkileniyorum. Mutlaka herkesin izlemesi gereken bir film.

CUMHURİYET BAYRAMINIZ KUTLU OLSUN.

27 Ekim 2009 Salı

Kelebek- Henri Charriére


Çok beğenerek okuduğum kitaplardan birisi de Kelebek. Kitapta öyle bir yaşam mücadelesi var ki, insan olayların gerçekten yaşanmış olduğuna hayret ediyor. Mutlaka okunmalı eminim çok beğeneceksiniz...

İşlemediği bir cinayetten, müebbet kürek cezasına çarptırıldığı sıra, Henri Charrière’in özgürlük mücadelesinin bir ifadesi olarak doğdu Kelebek. Çok genç yaşında tutkunu olduğu idealleri ve gelecek arzusu onu ‘insanca bir felsefe’ ve ‘üstün bir uygarlık’la tanıştırdı: Modern sistemin kokuşmuş yolları yerine Kızılderililer’in, cüzzamlıların, okuma yazma bilmeyen yoksul balıkçıların gerçek uygarlığıyla . Bir, iki, üç, dört, beş; bir, iki, üç, dört, beş. Ardı ardına sıralanan bu rakamlar aslında bir hücrenin uzunluğu: Bir uçtan bir uca beş adım. Tüm yaşamın göz önünden geçtiği beş adım. Hayallerle ve tutkularla atılan beş adım. Yargıçlara, mahkemeye ve insan kazanmak yerine kaybetmeye dayalı yargı sistemine atılan beş adım. Modern olarak nitelenen ülkelere atılan beş adım. Tüm duyguları iğdiş eden her türlü korkuyu insanın içine salan beş adım. Özgürlüğe ve geleceğe atılan beş adım. Kelebek bir özgürlük mücadelesi...

Ayrıca kitabın filmide çevrilmiş.

Yönetmen : Franklin J. Schaffner
Senaryo : Dalton Trumbo, Lorenzo Semple Jr.
Oyuncular : Steve McQueen, Dustin Hoffman, Victor Jory, Don Gordon, Anthony Zerbe
Ben izledim ve tabi ki kitap daha güzeldi:)
Sevgiyle...

26 Ekim 2009 Pazartesi

Müzi'den Kapı Süsü

Bu sefer gerçekten İstanbul'dan mektup var :) Cuma günü Sevgili Müzi den bir kargo aldım.
Bide ne göreyim cıvıl cıvıl bir kapı süsü yapmış bana. Nede güzel yapmış dimi. Uğraşmış çiçeklerle tek tek.
Ellerine sağlık canım benim çook teşekkürler.


Yapmak isteyen olursa diye yazıyorum. Müzi alt zemini kartondan hazırlamış. Kartonun etrafını yünle sarmış. Çiçekleri ve yaprakları da slikon tabancasıyla yapıştırmış. Bu arada görünüyormu bilmem çiçeklerin ortasında da boncuk var.



Alttaki resim de görüldüğü üzere eve gelir gelmez hediyem kapıda ki yerini aldı. Tekrar teşekkürler Müziciğim. Çoook öptüm.





24 Ekim 2009 Cumartesi

Wella köpüğümü Bursa'ya yollamadı ama...

Bu yazımda kıvırcık saçlarımın derdinden yani kullandığım köpüğü artık bulamadığımdan bahsetmiştim ya. Valla Wella değil ama çevrem seferber oldu. Benim köpüğe orda burda rastlayanlar sağolsunlar benim için satın aldılar. Tabi taşıma suyla değirmen dönmeyeceğinden wella nın başka köpüklerini denemeye başladım. Canımcım biricik BirSen'im de bana yurt dışından iki ürün yollamıştı. O gün bu gündür deniyorum ve nihayet doğru köpüğü buldum :) Yani bütün kıvırcıklara müjde. Piyasadan kalkan köpüğüme eşdeğer olan köpük wellanın aşağıdaki köpüğü.

Ben bide önceki köpüğüm piyasadan kalkmasın diye habire millete tavsiye edip duruyodum. Bu seferde ürün yetiştiremediler galiba :)

Neyse arkadaşlar beğendiğim ürün BirSen'in yolladıklarından biri. Türkiye'de de satışı var. Yukarıdaki resimdeki iki köpükte aynı, farklı ülkede üretildikleri için çok küçük ambalaj farkı var.


Kıvırcık kafalara kesinlikle tavsiye ediyorum. İki avuç sıkıyosunuz tülermeyen, 2 gün boyunca formunu koruyan saçlara kavuşuyorsunuz. Yanlız pembe ambalajlı köpüğün bi kaç çeşidi var ben 4 nolu formunu kullanıyorum. 2 yi de denedim ama saçım çok kısa sürede tülerdi. Eğer saçınıza uygun saç şekillendirici bulamadıysanız bi deneyin derim. Bi köpük için amma şey yazmışım yaw. Hadi size iyi günleeer.

22 Ekim 2009 Perşembe

Teneke deyip geçme-2

Teneke deyip geçme- 2 diye başlık koymamın sebebi
teneke deyip geçme-1 i BirSen kendi bloğunda yayınlamıştı. BirSen yaşadığı yerde başka siteden resim almanın sorun yaratabileceğini düşündüğü için linki bana yollamış. Aslında kaynak gösterirse sorun olmayacağını düşündüm ama sanırım riske etmek istemedi. Bu güzel teneke etkinliğinide heba etmek istemediğimiz için ben yayınladım. Bakın alem neler yapmış;


Bildiğimiz zeytin tenekesinden çocuklara ocak yapmışlar. Çok süslü :)


Eee lavabosuz mutfak olmaz dimi. Hepsi çok şirin. Kaynaklarıda verelim ki sorun yaşamayalım. burada ve burada daha bir sürü çeşit var.


Çalışmalar çok güzel ama gene benim dikkatimi çeken başka bişey var :)) Site yabancı bir site ama bakınız tenekelerin üzerinde bildiğiniz has be has türk markaları :) Bu konuya dikkat çekmesem çatlardım :)
Bigicim paylaşım için teşekkürler. Sevgiler...

Domuz Gribinden Korunma Yolları

DOMUZ GRİBİ’nden korunmak için basit fakat etkili önlemler.

Aşağıda okuyacağınız önlemler Dr.Vinay Goyal tarafından herkesin yararlanabilmesi için yayınlanmıştır. Dr.Vinay Goyal: Yoğun bakım ve Tiroit uzmanıdır. MBBS, DRM DNB. 20 yıldan fazla klinik tecrübesi vardır. Hinduja Hastanesi, Bombay hastanesi, Saife Hastanesi, Tata Memorial hastanesi gibi önemli kurumlarda görev yapmıştır. Şu anda Malad’da, Riddhiviayak Cardiac and Critical center’da Nükleer ilaç departmanı ve tiroit klinikleri şefi olarak görev yapmaktadır.
Mikrobun vücuda giriş noktaları yalnızca burun delikleri, ağız ve boğaz yoluyla olmaktadır. Çok bulaşıcı bir yapıya sahip olmasından dolayı her türlü önleme karşı H1N1 virüsüyle temas etmekten kaçınmak veya korunmak imkânsızdır. H1N1 virüsüyle temas etmek virüsün vücutta çoğalması kadar önemli değildir. Sağlığınız yerinde ve H1N1 hastalık belirtileri göstermiyorken virüsün vücutta üremesini, belirtilerin daha da şiddetlenmesini ve ikincil enfeksiyonların gelişmesini önlemek için dikkatimizi N95 veya tamiflu gibi ilaçları stoklamaya vermek yerine çoğu bildirgelerde bahsedilmeyen bazı çok basit önlemleri uygulayabiliriz.
1. Ellerin sıklıkla yıkanması ( Bütün bildirgelerde bahsedilmiştir)
2. “Hands-off-the-face” “Ellerinizle yüzünüze dokunmayın” yaklaşımı. Yemek, banyo ve yara bakımı gibi zorunluluklar dışında yüzünüzün herhangi bir yerine dokunmaktan kaçınınız.
3. Ilık tuzlu suyla günde iki kere gargara yapınız( tuza güvenmiyorsanız listerin kullanınız).
H1N1 ‘in boğaz ve burun boşluklarında çoğalıp enfeksiyona sebep olarak karakteristik belirtileri göstermesi için 2 -3 güne ihtiyacı vardır. Sağlıklı bir kişinin ılık, tuzlu suyla gargara yapmasının etkisi hastalığa yakalanmış olan bir kişinin tamiflu kullanması ile aynıdır. Bu basit ucuz fakat güçlü önleyici yöntemi küçümsemeyiniz.
4. Yukarıdaki 3. Önleme benzer olarak; Burnunuzun içini en az günde bir kere ılık tuzlu suyla temizleyiniz. *Günde bir kere burnunuzu sümkürün ve sonra ılık tuzlu suya batırılmış pamuk tamponlarla silerek temizleyiniz. Bu yolla burnunuzda bulunak virüs sayısını etkili bir şekilde azaltmış olursunuz.
5. Narenciye suları gibi C vitamin bakımından zengin olan yiyecekler kullanarak doğal bağışıklığınızı güçlendiriniz. Eğer ilave olarak C vitamin kullanmak zorunda iseniz emilimi artırmak için mutlaka Çinko ile birlikte alınız.
6. Bitkisel çaylar, çay, kahve gibi sıcak veya ılık içeceklerden içebildiğiniz kadar çok içiniz.
Sıcak içecekler içmek gargara yapmakla aynı etkiye sahiptir fakat ters yöne doğru. Sıcak içecekler virüsleri yaşamaları mümkün olmayan ortama sahip olan mideye doğru yıkayarak götürürler. H1 N1 virüsü mide’de çoğalamaz, herhangi bir zarar veremez ve hayatiyetını devam ettiremez.
Herkesin faydalanabilmesi için bu bilgiyi lütfen e-mail listenizde bulunan herkese iletiniz. Sağlıklı günler dileğiyle. Dr.Vinay Goyal

21 Ekim 2009 Çarşamba

Mor Tığ işi Takı


Arada boncuklarla haşır neşir olmayıda seviyorum. Kolyemin yapımı çok basit. Oya yapılırken kullanılan naylon iplerden istediğiniz renkte bir tanesine, istediğiniz boncukları diziyorsunuz. Sonra başlıyorsunuz zincir çekmeye. Zincir çekerken aralara da boncuklarınızı serpiştiriyorsunuz. işte bu kadar basit. Küpeleri zaten anlatmama bile gerek yok görüldüğü üzere oda çok kolay. Peki ben çok mu takı kullanıyorum? Eh işte ayda yılda bir.
Ama felsefem şu ; Terapi için günde en az 1 defa hobi :) Valla işe yarıyo.

18 Ekim 2009 Pazar

En Son Yürekler Ölür- Canan Tan


Sevgili Ayliz'in tavsiyesi üzerine okuduğum bir kitap.
Kitabın dili çok sade. Bazen çok tekdüze buldum ama ağladığım bölümler olduğunu da itiraf etmeliyim. Konu çok etkileyici. Çok sevdiğin bir insanın artık var olmadığını hazmetmeye fırsat bulamadan, verilmesi gereken önemli bir kararla yüz yüze gelmek. Dediğim gibi konu etkileyici, organ bağışında ki süreçler çok iyi anlatılmış. Bence okunabilir.


Tanıtım Bülteninden;

Bu kez yazar, aşk'ın yanı sıra organ nakli konusuna da dokundurmuş kalemini. Yaşamla ölümün kıyasıya savaştığı yol ayrımında geçen çarpıcı bir öykü. Yanı başımızda yaşanıyormuşçasına gerçek... 'Sen, gözlerinden ateşler saçarak, zehirli oklarını bana yöneltirken, ben sana âşık oldum Nehir...' 'Sen, tüm şatafatlı tanımlardan sıyrılıp en doğal halinle, yaramazlık yapan çocuklar gibi boynunu bükmüş bağışlanmayı beklerken, ben sana âşık oldum Deniz...' Yüreklere düşen ilk kıvılcımlar... Sonsuza dek süreceğine inanılan aşk, mutluluk... Ve o uğursuz kaza! Kadının belleğinde kalan son sözcükler... 'Sıkı tutun Nehir! ...'

17 Ekim 2009 Cumartesi

Elif'in Çantası


Saat 02:00 olmuş.
Bu gün Yalova'ya gideceğim için Elif'in çantasını bitirmeye çalıştım. Nihayet bitti ama bende bayağı yoruldum :) Aplikesi zaten bitmişti ama çantayı dik, astarını dik, saplarını ayarla derken epey zaman geçti. İç astarını aynen bu çantam da olduğu gibi yaptım. Üşendim tekrar fotoğraflamaya :)

Aslında baştan alttaki çiçekler yoktu baktım çok boş görünüyor bir iki de çiçek ekledim. Onlarda oyaladı beni. Son bir enerjiyle de yazımı hazırladım. Sanırım emeğime deydi. Ben sonuçtan gayet memnunum. Sanırım Elif'te memnun kalacaktır. Elif'im güle güle kullan.


15 Ekim 2009 Perşembe

Elif'in Çantasında Son Durum

iki yakın fotoyu birleştirince hatunun tamamı çıktı ortaya bilinçsiz çekilmiş fotolar ama süper denk gelmiş.
Nihayet çantanın aplike kısmı bitti. Tabi Elif extralar istermi bilmem :) Çanta dikmek çok zor sayılmaz , işin aplike kısmı zor. Daha doğrusu zaman alıcı. Tek tek her parçayı kartonlara çizip kesiyorum. Sonra da kartonları kalıp olarak kullanarak keçeleri.
Seçtiğim deseni ana kumaşa çizerek keçe parçaları tek tek aplike ediyorum. Zaman alıyor ama bi taraftan da zevkli geliyor. Tabii sonuçtan memnun kaldığım sürece.
Önümüzdeki bir kaç gün içinde de inşallah bir manim olmazsa astarı da hazırlayıp çantayı bitirmeyi planlıyorum.


Bu da desenin son hali biraz foto parlamış ama idare eder. Çantanın bitmiş halinde daha net çekerim nasıl olsa. Sanki diğer çanta daha süslü olmuştu. Kenarlarda çiçekler vardı. Bakalım belki Elif'in isteği doğrultusunda bunada bir kaç bişey ekleyebiliriz.
Ehh bu günlük benden bu kadar birazda kitap okuyup uyumayı düşünüyorum.
Yarının bu gün kadar güzel ve huzurlu olması dileğiyle...

Mutlu Yıllar Bigi

Seni çoook seviyorum canikom . KOCAMAN öptüm.

14 Ekim 2009 Çarşamba

Boleyn Kızı-Philippa Gregory


Bu günlerde ara ara beni basan deli gibi kitap okuma isteği hortladı yine. Bazen hiç okumadan haftalar geçiyor. Bazende başladımmı ardı arkası kesilmiyor. Hatta bu gün iş yerinde de bahsi geçti, bu durum normal mi yoksa bir ayarı mı olmalı. İşi gücü bıraktım takıldım kitapların peşine, kahramanlar nereye ben oraya. Okumak iyi hoş da bide kitapta anlatılanların etkisinde kalmasam :) tam süper olcak.
Evet Elif Şafak-Mahrem'den sonra Boleyn Kızını okudum tabi ki tarz tamamen farklı ama bu romanda da ayrı bir lezzet vardı. Bir çok insan olumlu eleştirilerde bulunmuş. Bana göre muhteşem değildi ama sürükleyici ve okunabilir bir kitaptı. ( Sanırım kitabın ne amaçla okunduğuna göre beğeniler değişebiliyor )
Hedefe ulaşmak için çevrilen entrikaları okudukça ağzım açık kaldı, olaylar bu kadar da olmaz ki dedirten cinsten . İngiltere kraliyet sarayında yaşanaları okuyunca Osmanlı haremlerinde yaşananlar gözümde çok çok masum kaldı.
Gerçekten sürükleyici bir kitap. Serisi varmış ama seriye geçmeden önce bu kitabı sindirmem lazım :)
***
Kitap kapağından;
Bir kralın aşkı için birbiriyle savaşan iki kız kardeşin hikâyesi..Mary Boleyn, on dört yaşında, masum bir kız olarak kraliyet sarayına geldiğinde, VIII. Henry'nin gözlerini kamaştırır. Gördüğü ilgiyle tüm varlığı alt üst olan Mary, hem altın prensine aşık olur, hem de gayrıresmi kraliçe olarak her geçen gün artan rolüne. Ancak öyle bir an gelir ki, kralın kendisine olan ilgisi gittikçe sönmeye başladığında, ihtiraslı planlar yapmakta olan ailesinin piyonuna dönüştüğünü fark eder ve en yakın arkadaşından uzaklaşmaya ve rekabet etmeye zorlanır: Kız kardeşi, Anne Boleyn'den. İşler iyice çığırından çıktığında ailesine ve kralına baş kaldırması gerektiğinin farkına varır ve kaderinin iplerini kendi eline alır.

Sevgiyle...

12 Ekim 2009 Pazartesi

Botanik Parkta Pazar Keyfi

Burası benim mekanım. Nefes alabildiğim, kendimi en hafif en huzurlu hissettiğim, fırsat buldukça kaçtığım Botanik Park.
Bursa'da bir sürü park var ama bence en güzeli burası. Hele ki hafta içi çok az kişi olur burada park tamamen bana kalır :)
İster alır kitabını okursun, ister yürüyüş yaparsın. Ama benim için en keyifli olan ağaçların arasında bisikletle dolaşmaktır. ( BirSen'im sen bilirsin bu keyfi, aklıma otların içine bisikletle daldığım geldi :) Allahtan kimse yoktu )


Bu pazar da baktık hava süper, ne yapılır botaniğe gidilir. Ablamla birlikte çok güzel zaman geçirdik. Güzelliği görüyorsunuz dimi, sizce övdüğüm kadar yokmu? Üstelik gördünüz parkın çok çok küçük bir kısmı.


Gördüğünüz gibi halimizden gayet memnunuz. Bisikletimize binmişiz, negatif enerjimizi atmışız, birde göl kıyısında fotoğrafımızı çektirdik eh daha ne olsun. Artık bu bizi bi süre idare eder.
*** Bu arada Erdem Saker'e (Eski Bursa Belediye Başkanı) ne kadar teşekkür etsek az bu kadar huzurlu bir mekanı Bursa'ya kazandırdığı için.
Yolunuz düşerse mutlaka birkaç saatte olsa vakit geçirin. Eminim seversiniz.
Huzurlu ve mutlu bir hafta dileğiyle...

11 Ekim 2009 Pazar

İstanbul'dan mektup var 2- Müzinin perdesi

İstanbul'dan gelen mektuptan bir tek kirazlar çıkmadı :) Birde bu perdeyi yollamış sevgili Müzi.
Burdayken elişi üzerine çok sohbet ederdik. Birşeylerle uğraşmanın psikolojimizi olumlu yönde etkilediğini düşünürdük. Müziciğim İstanbul'a gidince yeni ortam olduğu için biraz sıkıldı.
Kendini meşgul etmek için mutfağına perde yaptığını söylemişti. Güzel olacağını tahmin ediyordum ama bu kadarını beklemiyordum :) Şekercim gerçekten canı gönülden söylüyorum. Çok beğendim. Bu ipleri tek tek bağlamak sabır ister. Asıl sabrına hayran kaldım. Ellerine sağlık canım benim.

Ve Şans hep seninle olsun. Sen izin verdiğin sürece zaten hep yanında olacak :)


Sevgiyle...

10 Ekim 2009 Cumartesi

İstanbul'dan mektup var 1-Kirazlı Atkı

Mektup dediysem gerçek mektup değil :) Mail de bir mektup çeşidi sayılmazmı?
Neyse konuya geleyim. Bizim Müzinin İstanbul'a tayini çıktı. Ordaki arkadaşları ile beni takip ediyorlarmış (sağolsunlar) Aşağıda görmüş olduğunuz bu şirin atkıyı sevgili İlknur ve Müzi İlknur'ın kızı Nazsu için yapmışlar. Fotoğrafları mail yoluyla bana ulaştırdılar ve bloğumda yayınlamamı rica ettiler. Bende zevkle kabul ettim. Atkıyı İlknur örmüş Kiraz işlemelerini ise Müzi yapmış. Valla çok güzel olmuş. Kirazların yerleşimi süper.
(Hamarat Müzi Banyo paspaslarıda süper olmuştu )

Güle güle kullan Nazsu. Bence annenden ve Müzi teyzenden şapkasınıda iste. Kulak kısımlarına kirazlar gelen bi şapka bence çok süslü olur :)


Sevgili ilknur ve Müzi Paylaşımınız için teşekkürler. Bloğuma renk kattınız. Sevgiyle....

9 Ekim 2009 Cuma

7 Ekim 2009 Çarşamba

Yeni Çanta Hazırlıkları

Keçe süslemeli çantam görücülerden tam not aldı.
Tabi cicili bicili bişey olunca yeğeniminde hoşuna gitti. Ehh doğal olarak her iyi teyzenin yapması gerektiği gibi :) 2. çanta projesi Elif'in oldu. Biraz desen konusunda kararsız kaldım ama sonunda aşağıdaki fıstıkta karar kıldım.

Kumaşlarımız tabiki kız rengi pembe ağırlıklı seçildi.


İlk çalışmalar başladı. Bu gece ancak aplike yapacağım resmi hazırlayabildim. Artık ne zaman biter bilmiyorum. Başlamak bitirmenin yarısı diyerek başlangıcı yaptık bakalım.

Bu fotoğrafı flash sız çektiğim için biraz koyu çıkmış. Flash açıkken nedense sürekli parladı Bende flashı kapattım gitti.

*** Bu arada Elif ne deseni ne de kumaşları gördü. Ona da sürpriz olacak.
Elif'im inşallah çantan çabuk biterde gelirken getiririm.
Ve artık uyumam lazım çoook uykum geldi :)
Hepinize iyi uykular...

5 Ekim 2009 Pazartesi

Mahrem- Elif Şafak


Elif Şafak okumaya devam ediyorum.

Aşk dan sonra Baba ve piç ile Araf'ı okumuştum bir ara onlarıda yazarım.

Son okuduğum kitabı Mahrem. Üzerine epeyce konuşulan bir kitap.
Elif Şafak Mahrem'de şişman bir kadının iç dünyasını anlatıyor. Ana tema bu gibi ama hikaye içinde hikaye anlatmış inanılmaz dil oyunları var.
Kitabın başlarında biraz sıkılır gibi oldum ama yarım bırakmaya da gönlüm elvermedi. (Ya da merakım da diyebiliriz)
Birbirinden bağımsız hikayelerin bir noktada buluşup buluşmayacağını merakımdan, bitirdim kitabı ve Elif Şafak'a bir kere daha hayran kaldım.
İnanılmaz hayal gücü ve ustalıkla yazılmış. Belli ki araştırılmış, ders gibi çalışılmış bir kitap. Romanın içinde ara ara geçen nazar sözlüğü ise farklı bir tat katmış.
Kitabın ortalarında tavsiye edermisin diye sorsanız bi durup düşünürdüm ama şimdi okuyun derim. Kitap bittiğinde öylece kalakaldım. Değişik bir tarz ve okumaya değer.

*** Elif Şafak'ın röportajından alınmış bu sözler kitabı daha iyi anlatır diye düşündüm;

Mahrem, farklı okumalara, yorumlara açık bir kitap. Benim için Nazar Sözlüğü maddeleri, hikaye içinde hikaye, kapılar içinde kapı demektir. İster açarsınız o kapıları, ister açmadan ilerlersiniz. İstediğiniz kapıdan çıkıp istediğiniz kapıdan metne tekrar girersiniz.

Sevgiyle...

4 Ekim 2009 Pazar

Gri Hırka

HAYATSUyum işte sana bahsettiğim hırkam. Başlayalı nerdeyse 6 ay oldu bitmedi gitti. Normalde başladığım işi çabuk bitiririm ama bu hırka süründü elimde.
Görüldüğü üzere sadece arka ve ön parçalar bitti. En zor kısmına geldik. Kolları örmek değilde bedene otutturmak çok zor geliyor. Normalde bilekten başlayıp yukarı doğru örüyordum ama bu sefer omuzdan ilmek çıkarta çıkarta örmeyi deneyeceğim. Bakalım ne çıkacak ortaya. Bir an önce bitsin istiyorum. Çünkü çoook sıkıldım.



3 Ekim 2009 Cumartesi

http://birseen.blogspot.com/

Bidenem en sonunda blog işine de bulaştırdım seni. Umarım çok keyif alırsın bu işten.

Nihayet kuzenime de blog açtık. Kendisi benim kuzenim olması dışında, dostum, sırdaşım, tatil arkadaşım, kankam, kardeşim, hasretle yollarını gözlediğim, yanında kendimi sonsuz rahat hissettiğim, aramızda kilometrelerce yol olduğu halde yüreğini yüreğimde hissettiğim, bana gerçekten çok değer verdiğini bildiğim ve değer verdiğim, BİDENEM işte o benim daha ne diyeyim.

Bence BirSen'i mutlaka izleyin.
Bende onu sizler gibi buradan takip edeceğim. Çoook sevinçliyim :).

Gulüm iyiki blog açtık sana. Yaptıklarını görmek için tatili beklememe gerek kalmayacak :)

1 Ekim 2009 Perşembe

Can Yücel


Farkında Olmalı İnsan...Kendisinin, Hayatın, Olayların, Gidişatın Farkında Olmalı.

Farkı Farketmeli, Farkettiğini de Fark Ettirmemeli Bazen...
Bir Damlacık Sudan Nasıl Yaratıldığını Farketmeli.

Anne Karnına Sığarken, Dünyaya Neden Sığmadığını Ve En Sonunda Bir Metre Karelik Yere Nasıl Sığmak Zorunda Kalacağını Farketmeli.

Şu Çok Geniş Görünen Dünyanın, Ahirete Nispetle Anne Karnı Gibi Olduğunu Farketmeli.

Henüz Bebekken 'Dünya Benim!' Dercesine Avuçlarının Sımsıkı Kapalı Olduğunu,

Ölürken De Aynı Avuçların 'Her Şeyi Bırakıp Gidiyorum İşte!' Dercesine Apaçık Kaldığını Farketmeli.

Ve Kefenin Cebinin Bulunmadığını Farketmeli. Baskın Yeteneğini Farketmeli Sonra.

Azraillin Her An Sürpriz Yapabileceğini, Nasıl Yaşarsa Öyle Öleceğini Farketmeli İnsan.

Ve Ölmeden Evvel Ölebilmeli.

Hayvanların Yolda Kaldırımda Çöplükte, Ama Kendisinin Güzel Hazırlanmış Mükellef Bir Sofrada Yemek Yediğini Farketmeli.

Eşref-İ Mahlukat (Yaratılmışların En Güzeli) Olduğunu Farketmeli. Ve Ona Göre Yaşamalı.

Gülün Hemen Dibindeki Dikeni, Dikenin Hemen Yanıbaşındaki Gülü Fark Etmeli.

Evinde 4 Kedi 2 Köpek Beslediği Halde Çocuk Sahibi Olmaktan Korkmanın Mantıksızlığını Farketmeli.

Eşine 'Seni Çok Seviyorum!' Demenin Mutluluk Yolundaki Müthiş Gücünü Farketmeli.

Dolabında Asılı 25 Gömleğinin Sadece Üçünü Giydiğini,

Ama Arka Sokaktaki Komşusunun O Beğenilmeyen Gömleklere Muhtaç Olduğunu Farketmeli.

Zenginliğin Ve Bereketin, Sofradayken Önünde Biriken Ekmek Kırıntılarını Yemekte Gizlendiğini Farketmeli.

FARKETMELİ.

Ömür Dediğin Üç Gündür, Dün Geldi Geçti Yarın Meçhuldür, O Halde Ömür Dediğin Bir Gündür,
O Da Bugündür.


CAN YÜCEL
 

KAÇ KİŞİ ONLINE