24 Ekim 2013 Perşembe

Postaaa : )

Bazı insanlara kendinizi anlatmanıza gerek olmaz. 
Sizi neyin üzeceğini neyin sevindireceğini bilir o. Onunla konuşmak için dile ihtiyacınız yoktur, kalpten duyarsınız birbirinizi. 
O kadar şanslı bir insanım ki sevenlerim var. Onlara layık olabiliyormuyum? Bunu onlar biliyor. 
Bazen onlara yeterince sevgimi gösteremediğimi düşünüyorum ama onlar beni hep yanıltıyor. Sevgimi hissediyorlar ki ben karşılığını alıyorum.
En son ne zaman kart aldınız? İşte bütün bu girizgahın sebebi günümü aydınlatan bu iki kart. 


Yatılı okulda okudum ben. Yatılı okuyanlar bilir, hayatınızdaki en önemli unsurlardan biri okula gelen postacıdır. Yolunu dört gözle beklersiniz. Çünkü gelen sadece bir mektup, bir kart değildir. Sevdiklerinizin kokusudur, el izidir, bazen gözyaşıdır, bazen koca koca kahkahasıdır. Buram buram hasret kokar. Kıymetlidir yani. 
Belki 20 yıl olmuştur böyle bir sürprizle karşılaşmayalı. 
Ama şaşırmamalıyım aslında Çaça bu, olmadık anda olmadık şekilde mutlu eder insanı. Belki o da bu dünyaya insanları mutlu etmek için gönderilmiştir.Plansız programsız, yaradılışı böyle. Bir şekilde herkese eli dokunur onun. Rabbimin eli de onun üzerinde olsun. 

Onun deyimiyle "ALLAH'a emanet" ...

Sevgiyle...

14 Eylül 2013 Cumartesi

Fikirler Fikirler Fikirleeerrr ; )

Gene kayboldum değil mi?
Oysa ki yazacak ne çok şeyim vardı. Çok güzel bir tatil geçirdim. İnanılmaz huzur bulduğum bir karadeniz gezisi oldu . Bi dünya fotoğrafla geri döndüm. Ama gelin görün ki, gelir gelmez bir sürü sıkıntı üst üste geldi. Benim tatil hiç oldu. Tabi uzun uzadıya anlatma hevesi de hiç oldu. Çok şükür ki şu an her şey yolunda. Rabbim baş edemeyeceğimiz sıkıntı yaşatmasın.

Neyse canlar niyetim ojelerle yalapşap boyadığım ama geliştirilirse çok güzel şeyler çıkabilecek bir fikir paylaşmaktı. İşte öylesine iki lafın arasında ojeyle boyadığım mumlarım. Eminim ki sizler çok daha güzel şeyler çıkarırsınız.



Tatilime de haksızlık olmasın. Seneler sonra baktığımda bileyim ki, doğa harikası yerlerde gerçekten huzurlu bir tatil geçirmişim. Ben hep derim ya' Beni Doğaya Salın'. Karadeniz bunun için biçilmiş kaftan.

Belki ilgisini çeken olur. Benden size bir fikir daha. 
Ben gittiğim yerlerden alabileceğim en güzel şeyi alırım. 


" TAŞ "
Yolculuklarımdan zamanın tanıklarıyla dönmeye gayret ederim.

Değil mi ki "Taş,zamanın tek tanığı" demişti Nazan Bekiroğlu Nar Ağacı'nda. Ondandır kendisine hayranlığım.

Sevgiyle...





6 Ağustos 2013 Salı

Fimo Maceralarım


İşte öyle sıradan bir gün. Her zaman olduğu gibi öğlen arası Çaçayla oturuyoruz.
Mevzumuz DIY, dikiş vs. Çaça kendine bir klasör oluşturmuş, beğendiği yapılabilir çalışmaları bu klasörde toplamış.
Resimlere bakarken fimolardan yapılmış bir bileziğe denk geldik.
Bir ara ben fimolarla uğraşıyordum ya, sen yaparsın dedi düşürdü aklıma.
Geldi çattı haftasonu, oturdum fimoların başına.
Renklerde tam bu yılın trend renkleri :P  Üstelikte 3-4 gün sonra Çaçanın doğum günü.
Arkadaşından 8 burma bilezik demek adına koyuldum işe : )
Yalnız ben öteki fimoları yapalı 3 yıl kadar olmuş. İşe başlamadan bi araştır, bir incele di mi?.
Yok.
Bir yerden kulağımda kalmış, 230 derece 25 dk.
Bilezikleri hazırladım, şöyle hayran hayran bi izledim. Sonra verdim fırına : )
Ohh yaptığım işten memnun yayıldım balkona. Fırında tam arkamda. Keyfim tıkır oturuyorum öyle.
Bir ara fırından kokular gelmeye başladı. Dedim oh oh pişiyo fimolar :))
Sonra öylesine bir kafamı çevirdim, bir de ne göreyim fırının içi alev alev.
Allah'ım nasıl kalktım, nasıl fırına koştum, nasıl kapağı açtım bir ben bilirim. Bir yandan da su bakınıyorum. Fırına fırlatacağım :))


Durum budur : )

Allahtan fırının kapağını açınca ateş söndü. Tabi benim bileziklerde oldu kandil simiti :))

Sonra düşündüm, ya hu 230 derece essahtan yüksek bir ısı. Önce yapacağım işi sonra yapıp danıştım google amcaya.
Meğersem benim duyduğum 230 derece 25 dk ev fırını için değilmiş. Yapmam gereken 130 derece 25 dk imiş : )
Bir de utanmadan bütün suçu fimolara attım. Yok uzun süredir duruyolardı da, bayatlamışlardır da falan da filan...
Verilmiş sadakam varmış. Balkonda değilde salon da olsam valla yangın çıkartacaktım. Neyse ki bir zayiata sebep olmadan atlattım.

Ama pes ettim mi?
Cıx.
O bilezikler illa yapılacak.
Ve de yapıldı.


Ama bu sefer malzemeyi ziyan etmemek adına, arkadaşından sekiz bilezik yerine üç bilezik bir de yüzük çıktı :))))

Sanırsam Çaça da bu işe sevindi.

Firi de o sevindi diye sevindi : )


Yani kısaca gene musmutlu, pespembe bir gün geçirmeyi başardık.
Nice güzel yaşlara cann Çaçam, hep beraber nice senelere İNŞALLAH.

Sevgiyle...

20 Temmuz 2013 Cumartesi

Yaseminler Tüter mi, Hala? / Alev Alatlı


Okuduğum ilk Alev Alatlı kitabı. 
Yakın tarihimizde yaşanan Kıbrıs meselesinin konu edilmesi bir yana, Naciye Eleni'nin yaşadıkları çok etkileyici. Başına gelen her şeye razı Allah' sığınmış bir küçük kadın, Eleni Klo Morias Naciye Arif.

Arka kapak
"Basılan ilk romanım Yaseminler Tüter mi, Hâlâ? Ocak, 1985'de çıktı... Öte yandan, Yaseminler Tüter mi, Hâlâ, Eleni olarak doğan, Naciye'ye dönüşen, Türk kocasına dört çocuk doğurduktan sonra eski Hisar göçmeni bir Anadolu Rum'u ile evlenen bir kadının sahiciye yakın hikâyesidir. Ben yazdığımda Kıbrıs ve Kıbrıs'a benimki türden bir yaklaşım moda değildi - kitap yerini tam bulmadı. Türkler fazla Yunan yanlısı, Yunanlılar fazla Türk yanlısı buldulardı - belki bundan sonra..."
- Alev Alatlı

"Her okuyuşumda içimin dalga dalga olduğunu bir tek Yasemin'lerde yaşadım. Her seferinde Naciye oldum paçalarım dolandı bacaklarıma. Peyker'e ağladım, Afroditi'yi bağrıma bastım her seferinde, Hasanimu ilk oğlum oldu. Arif'e çevremi verdim, Glafkos'un yatağında yasemin koktum.

Düşünülebilen her şeyin yaşanabildiğini, yaşanan hiçbir şeyin silinmediğini, her bulutun altında bir iz olduğunu yeniden bildim, yeniden bildim.

Koruk tadında bir yaşam bütün bunları düşündüren. Akdeniz sahillerinde sürüklenen başıboş bir yaprak, süt beyazı çırpı kollar. On birinde bir çocuk, Kaymaklı'nın Genabası. Eleni Klo Morias Naciye Arif, sen söyle bakalım, Yaseminler Tüter mi Hâlâ?"
-Ayşe Nalan Özübek

14 Temmuz 2013 Pazar

Temel Babam



Yüce Rabbim bilir ama bence senin mekanın cennet. İnşallah cennet olsun. 
Kan bağın olmayan iki küçük cana kucak açmak, onlara sevginden başka hiç bir duygu hissettirmeden senelerce emek etmek. Bundan daha sevap ne olabilir ki. 
Teyze anne yarısı ya, Hadiye annemin bize kucak açması doğaldı da, senin onu yüreklendirmen bence bambaşka bir şey. 

En çok kulağına dayadığın küçük siyah radyonla hatırlıyorum seni. Radyoda ya sanat müziği yayını olurdu ya da maç. Sen Fenerbahçelisin diye ablacıkla ben de fenerbahçeli olduk. 
Benim küçük aklımla gördüğüm, hiç suya sabuna karışmaz, kimseyi çekiştirmez, kimseyi incitmezdin. Bir tek abimlere yaptıkları haşarılıklar için, ilk ve son olsun dediğin kızmaları hatırlıyorum. Tabi o da kızma sayılırsa. Bu ilk ve sonlar hiç bitmezdi.
Kocaman bir yüreğin vardı. O küçücük ev, bir dolar bir boşalırdı da, sen hiç bundan gocunmazdın. 
Akşamları işten geldiğinde o cebinden bize, hiç olmazsa tipitip çıkardı. 
Bir keresinde de hasta olduğumda kese kağıdında bir şeyler getirmiştin bana. İçinde ne vardı hatırlamıyorum ama çok sevindiğimi biliyorum.
Sen Tercüman gazetesi alıyorsun diye, yıllarca o gazete kutsal oldu benim için. 

Koca yürekli babam, sen aramızdan ayrılalı 13 sene oldu. 
Küçücük bedenimle bacaklarına dayanıp, bana göre kocaman ellerinle sırtımı sıvazlamanı özledim. 
Hakkını helal et, ben hakkını ödeyecek bir şey yapamadım. Bir tek çok sevdim.

Ablalarım, ağbilerim, babaannem, 9 kişilik bir aileydik biz, küçücük bir evimiz vardı içinde koca koca yürekler olan.
İyi ki annem ve babam bizi size emanet etmiş.
Çok sevgiyle büyüdüm ben. Emanetleri yerine ulaştırana kadar tüm aile kucak açtı bize, el üstünde tuttular.Hala da  elleri üzerimizde. Hepsinden Allah razı olsun, iyi ki varlar.

Şuanda annem ve babam her yaz olduğu gibi memleketteler (Rize). Çook yıllar oldu biz memlekete gitmeyeli. Bayram da nasipse gideceğiz yanlarına, açıkçası heyecanlanıyorum. Babamın çok sevineceğini biliyorum. Onu düşünürken Temel babam düştü aklıma. Burnumun direği sızladı. Onu hiç sevindirebildim mi ki acaba?  Ondandır gönlümden bu cümlelerin dökülmesi.
Nur içinde yatsın. Mekanı cennet olsun İNŞALLAH.

Sevgiyle...

13 Temmuz 2013 Cumartesi

Baran; Fıtratın dili/ Nazan Bekiroğlu yorumuyla...



Sen geldin. Benim eziyetim dokundu sana. Ama bağışla, senin sen olduğunu bilmiyordum.

Önce izleyin, sonra yorumu görün. İçim tir tir, Allah'ım nasıl bir bakış, nasıl bir görüş.
Nazan Bekiroğlu, ya ben seni hiç fark edemeseydim. Bilemeseydim seni. 
Ya o kadar telaşımın arasında kurulmuş çadırlar ilgimi çekmeseydi. Ya BKM standında ki çocuk Yusuf ile Züleyha'yı sorduğum da, abla bir kitap daha var istersen deyip "La" yı bana uzatmasaydı. 
Kayıp, kayıp ki ne kayıp. 
Kelimelerin sultanı, sanırım ömrüm boyunca daha iyi bir kalem bulamayacağım. Sen yaz, hep yaz ki gönlüm şenlensin, ruhum beslensin.


Erkek (Her sahnede/Her haliyle)
Sen geldin. Benim eziyetim dokundu sana. Ama bağışla, senin sen olduğunu bilmiyordum. Ne zaman ki öfkemin üzerine indi yağmur. O zaman duruldum.
Sen saçlarını tararsın. Ben seni, puslu aynanın içinde bir resim, ağır ağır uçuşan perdenin üzerinde bir gölge olarak fark ederim. Masal keser dört bir yan. Seni yeşiller içinde bir cennet çiçeği velvelesinde ilk kez gördüğümde, sen o musun, diye sormam bile. Bilirim ki rengini gizlesen kokunu saklayamazsın, perdeni çeksen ışığını boğamazsın. Benim gördüğüm benim rüyamda kalır. Senden şüphelenmek yerine çimento yanığı göz bebeklerimden şüphelenmeyi yeğlerim. Fark ederim aynanın sırtındaki sırrı. Eksiğim gibi durduğunu. Güvercinlerin kanat sesleri inşaat işçilerinin yanık türkülerine karışırken fıtratın dilinde işlemeye başlarım. Bir yanımdan sakinleşir ama bambaşka bir yanımdan taşarım.
Bir başka aynada tanırım kendimi. Bundan böyle hoş-halim. Latifim. Gördüm ya seni görülmek de isterim. Yağmurun rengini ateşte seçerken ne yana gitsen sana dönerim. Çıkarırım alnımdaki kara bağı. Bahtımı ekmeğine bağlarım. Anlamsız varlığım anlam bulur. Başkalaşırım. Mademki elinin dokunduğu her şey, bir bardak çay, iki parça şeker olsa bile. Harikulâde bir şey.
Çamura saplanmış kara lastik pabucun bütün masallardaki kristallerden daha varlıklıdır. Ama yokuşun dik senin, yükün ne kadar ağır. Senin taşıdığın benim belimi büküyor. Sen ezilme, bel verme diye her şeyden vazgeçebilirim. Sarı bir sayfanın resmiyeti üzerinden kazınan vesikalık bir fotoğraf gibi bir anda kimliksiz kalabilir, ismim gibi cismimden de geçebilirim.
Kadın (Sadece Bir Sahnede/Peçesini indirmesiyle)
Daha düne kadar yüzüm açıktı sana. Aramızda masumiyet ihlaline dair bir hece yoktu. Çünkü senin farkında olmadığım gibi benim farkımda olduğunun da farkında değildim. Ama şimdi bir bilmek halindeyim ki yüzüm, keskin inen bir satırın gürültüsünde, her şeyi karanlığa boğan bir perdenin düşüşü kadar ani ve kesin, senin yüzüne kapalı bundan böyle.
Çünkü beni fark ettiğin anda ve bunu benim de bildiğim anda ne senin senliğin ne de benim benliğim kalır. Geriye sadece içimizde taşıdığımız Âdem ve Havva ve aramızdaki ezel olasılığı kalır. Bu yüzden şimdi sadece yüzümü değil kalbimi de her an izleyen bir çift göze dair terbiyeyle, aramıza bir uçurum koyuyorum. Senden kaçıyor, kendimi senden gizliyorum.
Ama. Aşkın koşulanda değil kaçılanda, açılanda değil kapananda olduğunun da bilgisindeyim. Peçemi örterek açıyorum sana kapılarımı. Dahası ezeli bir bilginin ürpertisi yüzüme sinerken aramıza bir senlik ve benlik davası sokuyorum. Seni ben karşısında tanımlıyorum yani. Sana yer veriyor, baha biçiyorum. O dairede kendimi tamamlıyorum. Senden gizlenerek seni sen, beni ben yapıyorum. Böylece benim için taşıyabileceğin bütün anlamların farkında olduğumu da beyan ederek benim kadın senin erkek olduğumuzu yüzüme indirdiğim şu peçede aşikâr ediyorum. Bu halimle seni bir mümkün olarak gördüğümü itiraf ediyor, senle ben arasındaki bütün ihtimallere evet diyorum. 
                                                                                                                            Nazan Bekiroğlu

Sevgiyle....

3 Temmuz 2013 Çarşamba

Değişim İyidir ; )

Telefonluk mu desem, gazetelik mi desem : ) Bu garibim bizim elimize düşeli yaklaşık 15 sene oldu. 
Biz o vakitler, biri ablam olmak üzere 3 ev arkadaşıydık.
Benimle birlikte 5 ev gezdi.
3. evimize taşındığımız yıl,  turuncu ve yeşilin patladığı yıl olsa gerek ki, bu garibime yapabileceğimiz en kötü şeyi yaparak onu turuncuya boyadık :P 
Aslında orijinal rengi normal ahşap rengiydi ve sanırım öyle daha mutluydu.  


Kızlar bir bir gitti de bu garibim beni hiç bırakmadı. 
Ben yeni eve taşınırken benim ablacıklar, koy onu kapının önüne dedilerdi de, ben ona kıyamadımdı. 
(Sanırım bazı eşyalarla aramda bağ kuruyorum, çöpçü müyüm ne :P )
Velhasıl 5. eve de geldi benimle. Ve nihayet küçük ablacık kurtardı onu bu eziyetten. 
Ben ıvır zıvır boyamakla meşgulken o bir el attı bizimkine, baktım misler gibi olmuş.


İyi ki de ablacıklara uyup bırakmamışım onu yaban ellerde. 
Bak accık yüzünü gözünü boyayınca nassı güzel bişi oldu : )

Bu arada küçük ablacık olmasaydı, garibimin zulmü zor biterdi. Bir de bana kalsa, ben bu kadar titiz çalışmazdım. . 
Ellerine sağlık tontişim, tam gönlüme göre oldu. 
Bir de reklam gibi olacak ama Polisan'a teşekkür etmek lazım. Polisan X1 Anti Aging su bazlı boya kullandık. Pek de memnun kaldık. Bu tarz boyama düşünen varsa kesinlikle tavsiye ediyorum. 

Her günümüz musmutlu olsun.
Sevgiyle....




29 Haziran 2013 Cumartesi

Bu Aralar...


Uzuun bir aradan sonra dikiş makinemle tekrar haşır neşiriz. Bu aralar sadece küçük küçük flörtleşiyoruz kendisiyle ama ikimizde daha samimi olmayı diliyoruz ; )
Üst fotoğrafta ki yastıkları sırf kumaşa deli olduğum için diktim. Valla beyaz mobilyama da çok yakıştılar :)


Şekerlerim ise ihtiyaçtan dikildi. Balkon sandalyelerimde daha rahat oturalım diye. Bel boşluklarımızı doldurma amaçlı ; )
E bahanecekde tekrar makinemin başına oturmuş oldum.


Ahh benim çarpı işim. 1cm e 10 çarpı düşen, çook ince bir etamine yaptığım için, kısa süre de yoruyor gözlerimi. Biran önce bitsin istiyorum.


E şimdi bu kot paçasını niye koydun ki buraya demeyin. Kendisi çook kiymetli, kot pantolonlarım arasında en sevdiğimdi. O sebepten burada olmayı hak ediyor. 
Öyle ki artık diz üstüne gelen yerler incecik kalmıştı. Sonrasında cırt, orada bir yırtık oluştu : ) Olsun dedim inatla giymeye devam ettim. Ta ki yırtık boydan boya uzayana kadar.
Ama gördüğünüz gibi hala pes etmiş değilim. Paçalar kesildi, fisto eklendi. Bir süre daha en azından şort olarak benimle olmaya devam edecek ; ) 

Ve her zaman ki gibi bolca kitap okuyorum. Ama hadi sizde okuyun diyebileceğim kadar kıymetli bir kitap düşmedi elime.
Hep orta karar kitaplar.
En çok Elif Şafak'ın İskender'i sevdim. 

He bir de bu aralar, her akşam bir saat de olsa dinlediğim Göksel Baktagir var hayatımda. Çook karmaşık bir dönem de Konservatuardan hocam bir kasetini vermişti bana. Demişti ki, al kahveni, geç pencerenin önüne, dinle... Gör bak ruhun nasıl hafifleyecek. 


Ruhunuz huzurda olsun..
Sevgiyle...

24 Haziran 2013 Pazartesi

Şükürler Olsun

Her gün aynı yoldan gidiyorum işe ama doğanın bana sundukları hep farklı. Hayatımda ki tüm güzellikler için şükürler olsun.
 Teşekkürler Allahım.
 

15 Haziran 2013 Cumartesi

Kanaviçe Severler Buraya ; )


Hafta sonu Yalova'daydım. Bilen bilir benim ailem Yalova'da.


Oldum olası keyif alırım sandık, bohça karıştırma işlerinden. Çocukken annemi sandık başında yakaladık mı, hemen üşüşürdük başına. Üç kızız biz, hemen pay ederdik sandıktakileri, bu benim, şu senin diye:))


Hala da aynıyız. Hafta sonu kanaviçe muhabbeti yaparken annem bir bohça kanaviçe getirdi odaya.


Allahıım ne güzel şeyler. Takımlardan alamadım ama iki tane bir yastıkta kocayın yastık kılıfı kaptım :)))
Eskiler ne güzel de düşünmüş "Bir yastıkta kocayın" Belki de bu ufak tefek ayrıntılar tutuyordu onları bir yastıkta kocamaya. Boşanmalar ne kadar azdı. Şimdiyse oldukça normal geliyor.


Neyse biz gelelim konumuza. Ben bunları nasıl değerlendiririm ki derken, ani bir kararla bir tanesini buzdolabı örtüsü olarak kullanmaya karar verdim.


Çok da hoşlandım bu kararımdan. Her mutfağa girdiğimde sevgiyle bakıyorum karanfillerime : )
Diğerine gelince, onu hiç farklı bir kişiliğe bürümeye çalışmayacağım. Direk amacına uygun kullanmayı düşünüyorum. Ama önce bir tane bir yastıkta kocayın yastığı dikmem lazım :)))

YERÇEKİMLİ  KARANFİL 
Sen o karanfile eğilimlisin, alıp sana veriyorum işte 
Sen de bir başkasına  veriyorsun daha güzel 
O başkası yok mu bir yanındakine veriyor 
Derken karanfil elden ele. 
  Edip CANSEVER  

Hafta sonunuz musmutlu geçsin. Hayat arkadaşınızı buldunuzsa * Bir Yastıkta Kocayın*, bulamadınızsa tez vakitte kavuşun sol yanınıza.

Sevgiyle...

28 Mayıs 2013 Salı

HAYATTAN ZEVK ALMAK İÇİN ; )

* YAŞAMAYA zaman ayır. Çünkü ömür bunun için yaratılmıştır.

* DÜŞÜNMEYE zaman ayır. Çünkü başarının anahtarı odur.

* SEVMEYE zaman ayır. Çünkü bu seni daima güçlü kılar.

* İYİLİĞE zaman ayır. Çünkü insan olmanın sırrı budur.

* Ufak şeyleri dert etme.

* Gerçeği gerektiği gibi kabul et.

* Mesleğinin hilelerini öğrenmek yerine, mesleğini iyi öğren.

* Arada sırada canının sıkılması iyidir, bırak sıkılsın.

* İçinde bulunduğun anı yaşamayı öğren.

* Yüzünü tebessüme alıştır.

* Hayatın ayrıntılarına takılıp kalma.

* ''Bu da geçer yahu !'' demeyi öğren.

* ''Teşekkür ederim'' ve ''Lütfen'' kelimelerini yerinde ve sıkça kullan.

* İpin ucunu fazla sıkma.

* Hayatın anlamını sorgula.

* Daha iyi bir dinleyici olmaya çalış.

* Cesur ol! Cesaretin en faziletli olanı ise gerektiğinde hakkı haykırabilmektir.

* Affetmenin tadına var.

* Gerektiğinde kendini ödüllendirmeyi de, cezalandırmayı da bil.

* Sızlanma, şikayet etme, yılgınlığa düşme.

* Zevk düzeyini düşürecek, müziklerden, tatlardan, kokulardan, görüntülerden kaçın.

* Önemli olanla, acil olanı ayır.

* ''Nasılsın?'' sorusuna daima olumlu cevap ver.

* Zaman zaman bilmemenin verdiği rahatlığın keyfini sür.

* Şüphecilere, yoldan döndürücülere, zorlaştırıcılara, erteleyicilere, vaatçilere, tembellere, mazeretçilere kulak asma.

* Korkularını güvendiğin biri ile paylaş.

* Önyargılarından kurtul.

* Hayatındaki problemlere ''Şu anda bununla sınanıyorum.'' diye bak.

* Karşılığını beklemeden iyilik yap.

* Sevgi ve dostlukta ilk adımı atan sen ol.

* Adil ol.

* Gereksiz yere rekabete girme.

* Başkalarına sırt çevirme.

* Kin tutma.

* Yalan söyleme.

* Verdiğin sözden dönme.

* Yıldızları seyret.

* Martılara simit at.

* Sevdiğin insanlara ''SENİ SEVİYORUM'' demekten çekinme.

* Hergün 1 saat kitap oku.

* Hayatı erteleyip durma.

* Yaşamını sevgiyle doldur.

* Aşık olmaktan korkma.

* Bilgini ve tecrübeni talep eden insanlarla paylaş.

* Dertlerini gözyaşlarında boğmak isteyenlere, dertlerin yüzme bildiğini söyle.

* Sevmeyi, sevilmeyi, sevinmeyi erteleme.

* Biri sana sarıldığında, önce onun kollarını gevşetmesini bekle.

* Konuşurken insanların gözlerinin içine bak.

* Açıklama yapmadan insanların hayatından çıkma.

Her gününüz musmutlu geçsin...

Sevgiyle...

17 Mayıs 2013 Cuma

Çarpı İşiyle Zihin Detoksu ; )



Evde tek başıma olduğum akşamlar benim zihin detoksu akşamlarım.
Gün içinde gerekli gereksiz o kadar çok şey biriktiriyoruz ki zihnimizde. Benim ara ara kendimi hafifletmem, şarj olmam gerekiyor.

 

İşte öyle zamanlar alıyorum çayımı, uzatıyorum bacakları.
Hafiften müzik açıyorum kendime, bu ara çarpı işiyle rahatlatıyorum kendimi. 
Her çarpı yapışımda, zihnimde biriktirdiğim, beni rahatsız eden, negatif her ne varsa, bir bir postalıyorum kafamdan.
Öyle bir huzur yaşıyorum, öyle bir hafifliyorum ki, bir bakıyorum saat 00:00 olmuş. Zaman nasıl geçiyor farkına bile varmıyorum.


E tabi bu arada da boşu boşuna yapmıyoruz çarpıları, yaptığımızda bir işe yarasın di mi? : )
Bu çarpı işide tahmin ettiğiniz gibi gene 6 gözlü çerçeve için. Bi dolduramadım şu gözleri :P
Biraz yavaş gidiyorum ama keyif ala ala yapıyorum. Nasılsa acelem yok ; )
Şimdi bu pembiş çiçekli ağacın diğer kısmını başka bir çerçeve için işlemeye başladım. Hepsini tamamladığımda nasıl bir görüntü oluşacak ben de meraktayım.

Keyifli, huzurlu bir hafta sonu diliyorum.
Sevgiyle...


13 Mayıs 2013 Pazartesi

Can Feda Hz. Fatıma-Sibel Eraslan


Hz. Fatıma ki Allah Resulü’nün can parçası, dünya üstünde ona en çok benzeyen kişidir.

İlmin kapısı Hz. Ali’nin eşi, cennetin genç efendileri Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin’in annesi, iyilikler denizinin incisidir.

Üç günlük açlıktan sonra bile elindeki tek lokmadan feragat eden, Hz. Muhammed(sav) tarafından daima ayakta karşılanandır.

Ehl-i Beyt bir nur kandili, o ise bu nuru çevreleyen kristal fanus, Fahri Kainat’ın(sav) gözlerinin nurudur.

O Fatımadır. Ateşten kesik, ateşe uzak demektir. Allah'ın onu ve sevenlerini cehennem ateşinden uzak tutma muradıdır.

Son Peygamberinin soyunu devam ettiren Kevser, aynı zamanda Resulullah’a(sav) duyduğu şefkatle onun etrafında pervane gibi dönen, ‘Babasının Annesi’dir.

***

Belhli tüccar Cüneyd el Kındi, Kuşadalı Üveysi Haşim, Necefli Hacı Hüsrev, Botanlı Ramazan, Tıkritli bilge ebe Destigül Nine ve torunu Abbas… Dünyanın dört bir tarafından yollara düşen bu kişileri buluşturan tek şey Ehlibeyt aşkıdır. Kerbela, Medine ve Mekke güzergâhında uğradıkları her durak, geçtikleri her menzilde zamanın koridorları açılır ve Hz. Fatıma’nın hayatından kesitlerle karşılaşırlar.

Kevser’in kıyısında gezinen bir roman mı bu, yoksa bir şark hikâyesi mi? Şaşıracaksınız. (Arka Kapak)

***
Kitapta 'Divan-ı Zehra' adlı eserin kendisine ait olduğunu söyleyen Zebun bin Mestan , bunu Vali'ye ispatlamak için 40 gün boyunca 40 mesel anlatıyor.
Mesellerde Peygamber efendimiz'in (S.A.V) ve Hz. Fatma'nın hayatından kesitler var. Zaman zaman zor giden bir kitap olsada gözyaşlarımı tutamadığım yerler oldu, okumanızı tavsiye ediyorum.

Sevgiyle...

9 Mayıs 2013 Perşembe

Abajur Yenileme


Bu abajuru seneleer seneler önce doğum günümde ev arkadaşlarım hediye etmişti. O sebepten benim için kıymeti büyük, çok severek kullanıyorum. Mobilyalarım beyaz olunca ona da bir güzellik düşündüm.


Sağda gördüğünüz beyaz boyayı, ki Bauhaus'da ki satış temsilcisi beyaz dediydi. Geçen sene elimde bulunsun diye aldıydım :P 
Allah'ım boyayı sürüyorum beyaz beyaz fıstık gibi oluyor. Kurusun diye biraz kendi haline bırakıyorum bi gidiyorum abajur gene eski rengini almış. 
Bu şeklide 3-4 kat boya sürdüm ama nafile, abajur yarım saat sonra eski rengine dönüyor.
 Yukarıda ki foto da üç kat o boyadan var. Gördüğünüz gibi durumda bir değişiklik yok.
 Sanırım satıcının azizliğine uğramışım. 
Ama kafaya taktım ya illa boyayacağım. Gittim Koçtaş'tan Polisanın Matrix su bazlı boyasından aldım. 
Onunda küçüğü kalmamış mı?, bende amaan dedim aldım 2,5 kiloluk :P 
Velhasıl sonunda becerdim boyamayı. 


Abajurun şapkasını da beyaza boyayacaktım ama dantelin deseni belli olmaz diye vazgeçtim. Ben sonucu sevdim. Tek sorun elimde bir dünya boya kaldı :))) Bu demek oluyor ki ben bu ara elime ne geçerse beyaza boyayacağım. 
Amaan eğleniyorum ya ona bakarım. Bu ara keyfim bu ıvır zıvırlar sayesinde çok tıkır. Dileğim sizin de keyfiniz her daim yerinde olsun ;)
Sevgiyle...

8 Mayıs 2013 Çarşamba

Musmutlu Kahvaltı

Gene ara verdim di mi ben?  Aslında paylaşılacak ne çok şey var, ama her zaman ki gibi vakit sıkıntısı.
Bu sefer çok sempatik bi şeyler paylaşacağım sizinle. Özellikle küçük çocukları olanlar bayılacaklar :))
Haydi bakalım binin takama :) Azıcık ablamın sofrasında dolaşalım.


Ömrümde ilk defa ev gezmeli bir güne dahil oldum : ) Çook komik :))) Ama bir o kadar da keyifli. Zaman sıkıntısı ister istemez arkadaş ilişkilerimize de yansıyor. Bir türlü bir araya gelemeyince çareyi gün yapmakta bulduk. Ve kahvaltı günü yaparak günün geri kalanından da yararlanmış olduk.
İlk ay benim 2 numaralı ablacığa misafir olduk. Anam neler yapmış neler yapmış. Ben bile şaşırdım kaldım :)))

Şöyle genel bir görüntüyle başlayalım ;)


Uğur böceklerine bayıldıımm


Bütün arkadaşlarımız çook sevdi böcükleri :)


Herkese yetecek kadar yelkenlimiz vardı. Herkes kendi hayallerine yelken açtı ;)


E bu çiçeklerin tadına bakmanızı gerçekten çok isterdim, nefisti.


Çiçeklere böcüklere takıldığım için, fırında yaptığı minik ekmekcikleri ve börekleri fotolamamışım ama olsun. Onlar zaten hepinizin yaptığı şeyler. Ben işin eğlenceli kısmını paylaşmak istedim :)
Ama en eğlencelisini sona sakladım :))) Ablacık hızını alamadı ertesi günde bana kahvaltı hazırladı :)) Ve bence en güzeli buydu. 


Valla ne diyeyim hatun aştı kendini, çıtayıda yükseltti. Ben şimdi sonraki günleri merak ediyorum. Bu iş böyle başladıysa daha çok eğleneceğiz demektir :))) Tabi bi de şu durum var, eninde sonunda sıra bana da gelecek. E ablacık yani, bana yapılcak ne kaldı ki ;)


Sevgiyle...

1 Mayıs 2013 Çarşamba

Bizim Gibi İnsanlar

Ben bir film izledim, çoook sevdim.





Bir adam, ölen babasının 150,000 dolarlık servetini hiç tanışmadığı kız kardeşine teslim etmekle görevlendirilir.

Konu sıradan gibi görünse de ben çok severek izledim. Hatta zaman zaman gözüme bişiler kaçtı :P Kardeş bambaşka bir şey, her ne olursa olsun.
İzlemenizi bir de kardeşlerinize sıkı sıkı sarılmanızı öneriyorum.

Sevgiyle...

22 Nisan 2013 Pazartesi

Ben Bir Kitap Okuyorum

Bir kitap okuyorum. Mutluluk projesi isimli, yazarı Gretchen Rubin.

Kitapta bir çok konu ele alınmış. Yazar 1 yıllık mutluluk projesi tasarlamış. Her aya belirli hedefler koymuş. Sevdim çünkü aynı olmasa da bir kısmı benim de uyguladığım şeyler. Benim de her daim yapılacaklar, gezilecekler, görülecekler listem vardır. Ama yazarın ki 1 yıllık ve daha daha mutlu olmak üzerine. Henüz kitap bitmedi ama ben bir cümleye takılı kaldım. Günlerdir kafamı meşgul eden bir cümle.

Yazar özellikle sık sık kendine, kendi olması gerektiğini hatırlatıyor. Gretchen ol!

İşte kafama takılan cümle bu…
Firdevs ol!
Düşündüm, düşündüm, düşünüyorum. Acaba ben Firdevs olmayı ne kadar başarabiliyorum. Bakın neler buldum.

Düşündükçe aslında 18-19 yaşlarıma kadar oldukça Firdevs mişim. Belki o yaşların verdiği her şeyi ben bilirim havasından. Ya da belki kaygılarım daha az olduğundan. İstemediğim hiçbir kalıba girmezdim o zamanlar. Burnumun dikineydim, asiydim. Yapmak istemediğim şeyleri yapmazdım. Kafamda planlarım vardı ve ben o planlara uyardım. Tabi o zaman ki aklımla seçimlerim ne kadar doğru, ne kadar yanlış tartışılır. Ama tek bildiğim katıksız Firdevs olma çabası içindeydim.

Sonra ne olduysa, 20 ile 30 yaşlarım arasında işler biraz değişmiş. Şimdi dönüp bakınca karşımda erkenden çalışmaya başlamış, aynı zamanda öğrenci, iş sorumluluğu ile öğrenciliğin havailiği arasına sıkışmış bir Firdevs görüyorum.
İş yerinde ciddi, koruma kalkanlı bir cadı. Okuldaysa sanki bu durumun hıncını almak istercesine deli, havai bir tip. (Allah’ım ne tezat) Ve bu on yıla sığdırılmış, ben her şeyi yapabilirimin maymun iştahlılığı.
Müziği çok sevdiğim için gidilen konservatuar, ama aklımda hiçbir zaman müzik öğretmeni ya da şarkıcı olma fikri yok. Çünkü zaten bir işim var. Sadece kişisel tatmin.
Tenis, dans, gitar, müzik, spor daldan dala bir Firdevs. Bir arayış içindeyim. Firdevs olmanın dışında her şeyim.
İnsanlara hayır diyemediğim için onların istediği kalıplara da girebiliyorum o dönem. Ne feci. Şimdi fark ediyorum ki, kimseden bir şey isteyememe arazım da o dönemden kalmış. Felsefem, ablamın deyimiyle “tırnağın varsa kaşırsın” olmuş. (Bunu yenmeliyim) Ben istersem onlarda ister ve benden istenen şey bana uymasa da hayır diyemem...
Kafası karışık, ne istediğini bilmeyen bir Firdevs. Mutlumuyum, tartışılır. Deyim yerindeyse benim en sancılı yıllarım : )
Anladım ki ben o dönem sadece en iyi ihtimalle %50 Firdevs olabilmişim.

Sonra bakıyorum 30 ve sonrasına bence en güzel yaşlarım. Firdevs olmaya oldukça yakınım, hadi zaman zaman istemsiz küçük raydan çıkmaları göz önünde tutayım. Çünkü hala çok sevdiğim bir kaç kişiye karşı savunmasızım. Ama gene de %100 e ulaşamasam da % 80 i geçtiğimi düşünüyorum. Mesela yalnızlığıma düşkünüm, şarj olmak için buna ihtiyacım var ve ben artık bu lüksümden fedakarlık etmemeye çalışıyorum. Sırf etrafımdakileri mutlu etmek için istemediğim şeyleri yapmıyorum. Hayır demeyi büyük ölçüde öğrendim. Keyif aldığım şeyleri başkalarının nasıl baktığına aldırmaksızın yapabiliyorum. Kimsenin gözüne girmek gibi bir derdim yok. Olmadığın kişi gibi davranmak çok yorucu. Kolayı varken niye zoru seçeyim ki. Bıraktım kendimi ben ben olayım. Ve fark ettim ki ben ben olmaya çalışalı beri, her şey daha huzurlu,daha dingin, daha kolay.
Artık hayatı kendi seçimlerime göre yaşıyorum. Çünkü biliyorum ki ben mutlu olursam etrafıma da mutluluk saçabilirim.
Peki arayışlarım bitti mi? Tabi ki hayır. Ama oldukça yön değiştirdi. Daha anlamlı, daha derin mevzular. Tabi bir on sene sonra da aynı fikirde olurmuyum? Allah bilir : )
Birde şunu biliyorum ki, henüz ben olmak için öğrenmem gereken çok şey var. E bununda daha 40'ı var, 50'si var, …. Sağlıklı 100’ü var. Hedefim sağlıklı 100 ;)
Kendim olma yolunda çabalarım devam ediyor.


Son durum budur : ) Mutluyum, sizlerde mutlu olun.

Not: Bu kitaptan Sevgili Sahildeki ev bahsetmişti.Çok teşekkür ediyorum tavsiyesi için. Keyifle takip ediyorum :)

Sevgiyle...



21 Nisan 2013 Pazar

Mis Kokulu Dolaplarımız Olsun : )


Dolaplarım, çekmecelerim mis gibi, ferah koksun istedim. Önce dolap kokularıyla ilgilendim ama istediğim kalıcılıkta bir şey bulamadım.

Bende kokusunu sevdiğim bir sabunu kullanmaya karar verdim. Tercihim Palmolive in gül kokulusu oldu. Sabunu olduğu gibi kullanmak yerine rendeledim çünkü rendelenince kokusu daha bir dağılıyor.
Rendelediğim sabunları neye koyarım derken, aklıma belki lazım olur, ben bundan bişey yaparım ki diye biriktirdiğim kına keseleri geldi. İşte bak iyi ki de saklamışım :)) essahtan sakladım samanı zamanı geldi :))

İlk başta deneme mahiyetinde iki kese sabun yapmıştım. 1-2 aydır duruyorlardı dolapta. Baktım kokuları kalıcı, bugün üşenmedim 3 sabun daha rendeledim.
Bir tepsi gül kokulu sabun kesem oldu : )


E sonra da dolapta ki, çekmecelerde ki yerlerini aldılar.
Şimdi gidip gelip dolapların kapaklarını açıyorum. İçlerinde ki ferah koku benim de içimi ferahlatıyor. Benden küçük bir öneri, belki denemek isteyen çıkar ;)

Mis gibi bir hafta olması dileğiyle.

Sevgiyle...

18 Nisan 2013 Perşembe

Hayat Bin Aynalı Tapınak Gibidir. Sen Çirkinleştikçe Çirkinleşir, Sen Güzelleştikçe Güzelleşir.


Hindistan'da yüksek bir dağın doruğuna yapılmış "Bin Aynalı Tapınak" adlı görkemli bir tapınak vardı.
Günlerden bir gün bir köpek dağa tırmandı ve "Bin Aynalı Tapınak"a girdi.
Tapınağın bir aynalı salonuna gectiğinde bin tane köpek gördü.
Korkarak tüylerini kabarttı, kuyruğunu bacaklarının arasına sıkıştırdı,
korkutucu hırıltılar cıkararak dişlerini gösterdi ve bin köpek de tüylerini diktiler,
kuyruklarını bacaklarının arasına alıp korkunç sesler cıkarıp dişlerini gösterdiler.
Köpek paniğe kapılarak tapınaktan kaçtı.
Köpek o andan itibaren bütün dünyanın tehlikeli, korkunç köpeklerle dolu olduğuna inandı.

Bir süre sonra, bir başka köpek gelip dağa tırmandı.
O da tapınağın merdivenlerinden çıkıp "Bin Aynalı Tapınak"a girdi.
Tapınağın bin aynalı salonuna geldiğinde bin tane köpekle karşılaştı ve çok sevindi.
Kuyruğunu salladı, neşeyle oradan oraya zıpladı, köpekleri oynamaya çağırdı.
Bin köpek de kuyruğunu sallayıp, neşeyle zıplayıp onu oyuna çağırdılar...
Bu köpek tapınaktan çıktığında tüm dünyanın dost ve sevecen köpeklerle dolu olduğuna inandı.
(Alıntı)

Kıssa'dan hisse...

Sevgiyle...


12 Nisan 2013 Cuma

Kelebeklere devam :)



F ablamın hediye ettiği 6 bölmeli beyaz bir resim çerçevem var. Epey bir zamandır duvarımda asılıydı. 2 bölmesine siyah beyaz küçüklük fotoğraflarımızı koymuştum. Diğer bölmelerinde ise hangi fotoları koyacağıma karar veremediğimden, satın aldığımız zaman çerçeve de olan resimler vardı. Yani elalemin adamı, kızı vs. :))) Her gelen kim bunlar diye sorup duruyordu :)) E artık bir el atayım dedim.



Siyah beyaz foto koyma fikri benim gibi renk sevenler için pek bi sönük kaldı. Bir türlü sinmedi içime. E taze fikirde yine F ablamdan geldi. Bu kelebekler o çerçeve için. Eminim çook güzel olacak.



Çok severek işledim. Çok keyif aldım : )



Ama hala daha çerçeveyi doldurmak için 4 parçaya ihtiyacım var. Artık Çiçek mi olur? Böcek mi olur? bilemiyorum. Bildiğim tek bir şey var, el işleri iyi ki var. Benim için terapi gibi, eminim sizler içinde öyle ;)



Hepsi bittiğinde toplu bir foto elbette ki ekleyeceğim.



Bu kelebeklerim ise ilk yaptıklarım. Sevgili Yasemin yakın foto sormuştu. Onun için ; )

Neşeli bir hafta diliyorum. Musmutlu, sevgi dolu : ).

Sevgiyle...



5 Nisan 2013 Cuma

Saklama Bağışla



SAKLAMA BAĞIŞLA

Gölgeler görüyordu çocuğun gözleri gölgeler… Ne olduğu belli olmayan… Rüyaydı bu…İki el miydi kuş taklidi yapan, yoksa kanlı canlı bir kuş muydu kanat çırpan? Bir kuş taşıyamazdı onca hikayeyi sırtında. Hele bir el; kaç şiir, kaç masal sığardı ki? Besbelli bir kitaptı bu, okunmaya hazır. En güzel sayfasını açmıştı bak! Bir çift göz bekliyordu sadece ne güzel!

Uyandı çocuk sonra, doğruldu yerinden; odaya göz gezdirdi iyice. Yoktu uçan kitaplar. Sözcükler dökülmüyordu gökten.Reklamlarını, ölüm ilanlarını bile ezberlediği bir gazete vardı odunların altında, bir de öğretmeninden dinlediği birkaç masal, zihninde her gün rüyalarına giren. ..
Bu, Ahmet’in öyküsüdür. Ahmet bizim köyümüzdeki her çocuğun adı. Onlara masallarını, hayallerini verelim dedik; kahramanları da siz olun istedik.
Hiç önemsemediğiniz en küçük yardım bir hayatı baştan sonra değiştirebilir.Evinizin bir köşesinde atıl durumda olan dergi, ansiklopedi, masal-roman ve hikaye kitaplarınızı okul kütüphanemiz için gönderirseniz çok memnun oluruz.


Kütüphane projemize destek olmak için ne mi yapabilirsiniz?

- Hikaye, roman, dergi, ansiklopedi türü kitapları okulumuza kargo olarak yollayabilirsiniz.

- Projemizi arkadaşlarınıza, akrabalarınıza vs duyurarak daha geniş kitlelere ulaşmamızı sağlayabilirsiniz.

- Facebook, twitter, friendfeed ve bloglarınızda projemizi duyurarak ve sayfaya dair linki sosyal mecra hesaplarınızda paylaşarak destek olabilirsiniz.


Okul Müdürü: İbrahim KURUCAN
Tel: 0 505 820 0687

Proje Sorumlusu: Mahmut ADIN (Sınıf Öğ.)
İletişim: mahmutadin@hotmail.com

Web site: www.kitapkolik.net/
Facebook: www.facebook.com/kitapkolikler

Twitter: /NergisliOkul

OKUL ADRESİ:
NERGİSLİ CUMHURİYET İLKOKULU
REYHANLI/HATAY

* Köy okulu olduğumuzdan dolayı kargoyla ilgili bazı sıkıntılar olabiliyor. Bu yüzden okulumuza kitap gönderirseniz eğer kargo bilgilerini mail-twitter ile bildirirseniz seviniriz.

(alıntı)
 

KAÇ KİŞİ ONLINE