22 Nisan 2013 Pazartesi

Ben Bir Kitap Okuyorum

Bir kitap okuyorum. Mutluluk projesi isimli, yazarı Gretchen Rubin.

Kitapta bir çok konu ele alınmış. Yazar 1 yıllık mutluluk projesi tasarlamış. Her aya belirli hedefler koymuş. Sevdim çünkü aynı olmasa da bir kısmı benim de uyguladığım şeyler. Benim de her daim yapılacaklar, gezilecekler, görülecekler listem vardır. Ama yazarın ki 1 yıllık ve daha daha mutlu olmak üzerine. Henüz kitap bitmedi ama ben bir cümleye takılı kaldım. Günlerdir kafamı meşgul eden bir cümle.

Yazar özellikle sık sık kendine, kendi olması gerektiğini hatırlatıyor. Gretchen ol!

İşte kafama takılan cümle bu…
Firdevs ol!
Düşündüm, düşündüm, düşünüyorum. Acaba ben Firdevs olmayı ne kadar başarabiliyorum. Bakın neler buldum.

Düşündükçe aslında 18-19 yaşlarıma kadar oldukça Firdevs mişim. Belki o yaşların verdiği her şeyi ben bilirim havasından. Ya da belki kaygılarım daha az olduğundan. İstemediğim hiçbir kalıba girmezdim o zamanlar. Burnumun dikineydim, asiydim. Yapmak istemediğim şeyleri yapmazdım. Kafamda planlarım vardı ve ben o planlara uyardım. Tabi o zaman ki aklımla seçimlerim ne kadar doğru, ne kadar yanlış tartışılır. Ama tek bildiğim katıksız Firdevs olma çabası içindeydim.

Sonra ne olduysa, 20 ile 30 yaşlarım arasında işler biraz değişmiş. Şimdi dönüp bakınca karşımda erkenden çalışmaya başlamış, aynı zamanda öğrenci, iş sorumluluğu ile öğrenciliğin havailiği arasına sıkışmış bir Firdevs görüyorum.
İş yerinde ciddi, koruma kalkanlı bir cadı. Okuldaysa sanki bu durumun hıncını almak istercesine deli, havai bir tip. (Allah’ım ne tezat) Ve bu on yıla sığdırılmış, ben her şeyi yapabilirimin maymun iştahlılığı.
Müziği çok sevdiğim için gidilen konservatuar, ama aklımda hiçbir zaman müzik öğretmeni ya da şarkıcı olma fikri yok. Çünkü zaten bir işim var. Sadece kişisel tatmin.
Tenis, dans, gitar, müzik, spor daldan dala bir Firdevs. Bir arayış içindeyim. Firdevs olmanın dışında her şeyim.
İnsanlara hayır diyemediğim için onların istediği kalıplara da girebiliyorum o dönem. Ne feci. Şimdi fark ediyorum ki, kimseden bir şey isteyememe arazım da o dönemden kalmış. Felsefem, ablamın deyimiyle “tırnağın varsa kaşırsın” olmuş. (Bunu yenmeliyim) Ben istersem onlarda ister ve benden istenen şey bana uymasa da hayır diyemem...
Kafası karışık, ne istediğini bilmeyen bir Firdevs. Mutlumuyum, tartışılır. Deyim yerindeyse benim en sancılı yıllarım : )
Anladım ki ben o dönem sadece en iyi ihtimalle %50 Firdevs olabilmişim.

Sonra bakıyorum 30 ve sonrasına bence en güzel yaşlarım. Firdevs olmaya oldukça yakınım, hadi zaman zaman istemsiz küçük raydan çıkmaları göz önünde tutayım. Çünkü hala çok sevdiğim bir kaç kişiye karşı savunmasızım. Ama gene de %100 e ulaşamasam da % 80 i geçtiğimi düşünüyorum. Mesela yalnızlığıma düşkünüm, şarj olmak için buna ihtiyacım var ve ben artık bu lüksümden fedakarlık etmemeye çalışıyorum. Sırf etrafımdakileri mutlu etmek için istemediğim şeyleri yapmıyorum. Hayır demeyi büyük ölçüde öğrendim. Keyif aldığım şeyleri başkalarının nasıl baktığına aldırmaksızın yapabiliyorum. Kimsenin gözüne girmek gibi bir derdim yok. Olmadığın kişi gibi davranmak çok yorucu. Kolayı varken niye zoru seçeyim ki. Bıraktım kendimi ben ben olayım. Ve fark ettim ki ben ben olmaya çalışalı beri, her şey daha huzurlu,daha dingin, daha kolay.
Artık hayatı kendi seçimlerime göre yaşıyorum. Çünkü biliyorum ki ben mutlu olursam etrafıma da mutluluk saçabilirim.
Peki arayışlarım bitti mi? Tabi ki hayır. Ama oldukça yön değiştirdi. Daha anlamlı, daha derin mevzular. Tabi bir on sene sonra da aynı fikirde olurmuyum? Allah bilir : )
Birde şunu biliyorum ki, henüz ben olmak için öğrenmem gereken çok şey var. E bununda daha 40'ı var, 50'si var, …. Sağlıklı 100’ü var. Hedefim sağlıklı 100 ;)
Kendim olma yolunda çabalarım devam ediyor.


Son durum budur : ) Mutluyum, sizlerde mutlu olun.

Not: Bu kitaptan Sevgili Sahildeki ev bahsetmişti.Çok teşekkür ediyorum tavsiyesi için. Keyifle takip ediyorum :)

Sevgiyle...



21 Nisan 2013 Pazar

Mis Kokulu Dolaplarımız Olsun : )


Dolaplarım, çekmecelerim mis gibi, ferah koksun istedim. Önce dolap kokularıyla ilgilendim ama istediğim kalıcılıkta bir şey bulamadım.

Bende kokusunu sevdiğim bir sabunu kullanmaya karar verdim. Tercihim Palmolive in gül kokulusu oldu. Sabunu olduğu gibi kullanmak yerine rendeledim çünkü rendelenince kokusu daha bir dağılıyor.
Rendelediğim sabunları neye koyarım derken, aklıma belki lazım olur, ben bundan bişey yaparım ki diye biriktirdiğim kına keseleri geldi. İşte bak iyi ki de saklamışım :)) essahtan sakladım samanı zamanı geldi :))

İlk başta deneme mahiyetinde iki kese sabun yapmıştım. 1-2 aydır duruyorlardı dolapta. Baktım kokuları kalıcı, bugün üşenmedim 3 sabun daha rendeledim.
Bir tepsi gül kokulu sabun kesem oldu : )


E sonra da dolapta ki, çekmecelerde ki yerlerini aldılar.
Şimdi gidip gelip dolapların kapaklarını açıyorum. İçlerinde ki ferah koku benim de içimi ferahlatıyor. Benden küçük bir öneri, belki denemek isteyen çıkar ;)

Mis gibi bir hafta olması dileğiyle.

Sevgiyle...

18 Nisan 2013 Perşembe

Hayat Bin Aynalı Tapınak Gibidir. Sen Çirkinleştikçe Çirkinleşir, Sen Güzelleştikçe Güzelleşir.


Hindistan'da yüksek bir dağın doruğuna yapılmış "Bin Aynalı Tapınak" adlı görkemli bir tapınak vardı.
Günlerden bir gün bir köpek dağa tırmandı ve "Bin Aynalı Tapınak"a girdi.
Tapınağın bir aynalı salonuna gectiğinde bin tane köpek gördü.
Korkarak tüylerini kabarttı, kuyruğunu bacaklarının arasına sıkıştırdı,
korkutucu hırıltılar cıkararak dişlerini gösterdi ve bin köpek de tüylerini diktiler,
kuyruklarını bacaklarının arasına alıp korkunç sesler cıkarıp dişlerini gösterdiler.
Köpek paniğe kapılarak tapınaktan kaçtı.
Köpek o andan itibaren bütün dünyanın tehlikeli, korkunç köpeklerle dolu olduğuna inandı.

Bir süre sonra, bir başka köpek gelip dağa tırmandı.
O da tapınağın merdivenlerinden çıkıp "Bin Aynalı Tapınak"a girdi.
Tapınağın bin aynalı salonuna geldiğinde bin tane köpekle karşılaştı ve çok sevindi.
Kuyruğunu salladı, neşeyle oradan oraya zıpladı, köpekleri oynamaya çağırdı.
Bin köpek de kuyruğunu sallayıp, neşeyle zıplayıp onu oyuna çağırdılar...
Bu köpek tapınaktan çıktığında tüm dünyanın dost ve sevecen köpeklerle dolu olduğuna inandı.
(Alıntı)

Kıssa'dan hisse...

Sevgiyle...


12 Nisan 2013 Cuma

Kelebeklere devam :)



F ablamın hediye ettiği 6 bölmeli beyaz bir resim çerçevem var. Epey bir zamandır duvarımda asılıydı. 2 bölmesine siyah beyaz küçüklük fotoğraflarımızı koymuştum. Diğer bölmelerinde ise hangi fotoları koyacağıma karar veremediğimden, satın aldığımız zaman çerçeve de olan resimler vardı. Yani elalemin adamı, kızı vs. :))) Her gelen kim bunlar diye sorup duruyordu :)) E artık bir el atayım dedim.



Siyah beyaz foto koyma fikri benim gibi renk sevenler için pek bi sönük kaldı. Bir türlü sinmedi içime. E taze fikirde yine F ablamdan geldi. Bu kelebekler o çerçeve için. Eminim çook güzel olacak.



Çok severek işledim. Çok keyif aldım : )



Ama hala daha çerçeveyi doldurmak için 4 parçaya ihtiyacım var. Artık Çiçek mi olur? Böcek mi olur? bilemiyorum. Bildiğim tek bir şey var, el işleri iyi ki var. Benim için terapi gibi, eminim sizler içinde öyle ;)



Hepsi bittiğinde toplu bir foto elbette ki ekleyeceğim.



Bu kelebeklerim ise ilk yaptıklarım. Sevgili Yasemin yakın foto sormuştu. Onun için ; )

Neşeli bir hafta diliyorum. Musmutlu, sevgi dolu : ).

Sevgiyle...



5 Nisan 2013 Cuma

Saklama Bağışla



SAKLAMA BAĞIŞLA

Gölgeler görüyordu çocuğun gözleri gölgeler… Ne olduğu belli olmayan… Rüyaydı bu…İki el miydi kuş taklidi yapan, yoksa kanlı canlı bir kuş muydu kanat çırpan? Bir kuş taşıyamazdı onca hikayeyi sırtında. Hele bir el; kaç şiir, kaç masal sığardı ki? Besbelli bir kitaptı bu, okunmaya hazır. En güzel sayfasını açmıştı bak! Bir çift göz bekliyordu sadece ne güzel!

Uyandı çocuk sonra, doğruldu yerinden; odaya göz gezdirdi iyice. Yoktu uçan kitaplar. Sözcükler dökülmüyordu gökten.Reklamlarını, ölüm ilanlarını bile ezberlediği bir gazete vardı odunların altında, bir de öğretmeninden dinlediği birkaç masal, zihninde her gün rüyalarına giren. ..
Bu, Ahmet’in öyküsüdür. Ahmet bizim köyümüzdeki her çocuğun adı. Onlara masallarını, hayallerini verelim dedik; kahramanları da siz olun istedik.
Hiç önemsemediğiniz en küçük yardım bir hayatı baştan sonra değiştirebilir.Evinizin bir köşesinde atıl durumda olan dergi, ansiklopedi, masal-roman ve hikaye kitaplarınızı okul kütüphanemiz için gönderirseniz çok memnun oluruz.


Kütüphane projemize destek olmak için ne mi yapabilirsiniz?

- Hikaye, roman, dergi, ansiklopedi türü kitapları okulumuza kargo olarak yollayabilirsiniz.

- Projemizi arkadaşlarınıza, akrabalarınıza vs duyurarak daha geniş kitlelere ulaşmamızı sağlayabilirsiniz.

- Facebook, twitter, friendfeed ve bloglarınızda projemizi duyurarak ve sayfaya dair linki sosyal mecra hesaplarınızda paylaşarak destek olabilirsiniz.


Okul Müdürü: İbrahim KURUCAN
Tel: 0 505 820 0687

Proje Sorumlusu: Mahmut ADIN (Sınıf Öğ.)
İletişim: mahmutadin@hotmail.com

Web site: www.kitapkolik.net/
Facebook: www.facebook.com/kitapkolikler

Twitter: /NergisliOkul

OKUL ADRESİ:
NERGİSLİ CUMHURİYET İLKOKULU
REYHANLI/HATAY

* Köy okulu olduğumuzdan dolayı kargoyla ilgili bazı sıkıntılar olabiliyor. Bu yüzden okulumuza kitap gönderirseniz eğer kargo bilgilerini mail-twitter ile bildirirseniz seviniriz.

(alıntı)

3 Nisan 2013 Çarşamba

DIY Aşkına :))

Allahıım,en keyifli DIY için buraya bakıın :))
Çaça görmüş bu çalışmayı sevgili Lilibebek'in sayfasında.
Hiiç üşenilmedi hemen gidilip marketten bulabildiğimiz yegane renk yeşil Sprite şişesi alındı. İçinde ki gazozdan nasıl kurtulacağız derken bir kısmı arkadaşlara, bir kısmı sürahiye, amaan deyip accık kısmı da lavaboya döküldü. Yeter ki güzeller güzeli yeşil şişe boşalsındı. /N.B. ;)/



Sonra ben başladım şişeyi 2-3 cm eninde uzuun uzun kesmeye.



Bir de ziyan etmemeye çalışıyoruz neme lazım yetmez felan, bir şişe daha gazozumuz olmasın ;)



Sonra uzun uzun kestiğimiz parçalara yaprak şekli vermeye çalışıyoruz. Bu arada bir yandan kıkırdayıp bir yandan da soruyoruz birbirimize, iyi mi? Oluyo mu? :)))



Sonra yapraklarımıza delgeçle birer delik açıyoruz.



Bu arada Çaça işin en zor kısmını üstleniyor ve yaprakların kenarlarını çakmakla yakarak şekil veriyor. Laf aramız da bende deniyorum bu işi ama yaprak eciş bücüş bir şekil alınca vazgeçiyorum. Dedim ya malzeme kıymetli :)))



Sonracıma şekillenen yaprakları dizmeye başlıyorum.



Veee işte ürünümüz :))) Çok zupper bi kolye çıkıyor piyasaya, eğlendiğimiz de cabası :))))



E Çaça'nın da boynunda güzel durdu hani :)))

Bi de bu haltı hiiç olmayacak bir yerde yiyoruz. Ama valla yemek molasında :P

Asıl kaynak ise burası

E sizde deneyin istiyorum. Çok keyifli. Ha bi de rengi daha güzel, cepten fotolayınca bu kadar oldu ;)

Sevgiyle...


 

KAÇ KİŞİ ONLINE