20 Temmuz 2013 Cumartesi

Yaseminler Tüter mi, Hala? / Alev Alatlı


Okuduğum ilk Alev Alatlı kitabı. 
Yakın tarihimizde yaşanan Kıbrıs meselesinin konu edilmesi bir yana, Naciye Eleni'nin yaşadıkları çok etkileyici. Başına gelen her şeye razı Allah' sığınmış bir küçük kadın, Eleni Klo Morias Naciye Arif.

Arka kapak
"Basılan ilk romanım Yaseminler Tüter mi, Hâlâ? Ocak, 1985'de çıktı... Öte yandan, Yaseminler Tüter mi, Hâlâ, Eleni olarak doğan, Naciye'ye dönüşen, Türk kocasına dört çocuk doğurduktan sonra eski Hisar göçmeni bir Anadolu Rum'u ile evlenen bir kadının sahiciye yakın hikâyesidir. Ben yazdığımda Kıbrıs ve Kıbrıs'a benimki türden bir yaklaşım moda değildi - kitap yerini tam bulmadı. Türkler fazla Yunan yanlısı, Yunanlılar fazla Türk yanlısı buldulardı - belki bundan sonra..."
- Alev Alatlı

"Her okuyuşumda içimin dalga dalga olduğunu bir tek Yasemin'lerde yaşadım. Her seferinde Naciye oldum paçalarım dolandı bacaklarıma. Peyker'e ağladım, Afroditi'yi bağrıma bastım her seferinde, Hasanimu ilk oğlum oldu. Arif'e çevremi verdim, Glafkos'un yatağında yasemin koktum.

Düşünülebilen her şeyin yaşanabildiğini, yaşanan hiçbir şeyin silinmediğini, her bulutun altında bir iz olduğunu yeniden bildim, yeniden bildim.

Koruk tadında bir yaşam bütün bunları düşündüren. Akdeniz sahillerinde sürüklenen başıboş bir yaprak, süt beyazı çırpı kollar. On birinde bir çocuk, Kaymaklı'nın Genabası. Eleni Klo Morias Naciye Arif, sen söyle bakalım, Yaseminler Tüter mi Hâlâ?"
-Ayşe Nalan Özübek

14 Temmuz 2013 Pazar

Temel Babam



Yüce Rabbim bilir ama bence senin mekanın cennet. İnşallah cennet olsun. 
Kan bağın olmayan iki küçük cana kucak açmak, onlara sevginden başka hiç bir duygu hissettirmeden senelerce emek etmek. Bundan daha sevap ne olabilir ki. 
Teyze anne yarısı ya, Hadiye annemin bize kucak açması doğaldı da, senin onu yüreklendirmen bence bambaşka bir şey. 

En çok kulağına dayadığın küçük siyah radyonla hatırlıyorum seni. Radyoda ya sanat müziği yayını olurdu ya da maç. Sen Fenerbahçelisin diye ablacıkla ben de fenerbahçeli olduk. 
Benim küçük aklımla gördüğüm, hiç suya sabuna karışmaz, kimseyi çekiştirmez, kimseyi incitmezdin. Bir tek abimlere yaptıkları haşarılıklar için, ilk ve son olsun dediğin kızmaları hatırlıyorum. Tabi o da kızma sayılırsa. Bu ilk ve sonlar hiç bitmezdi.
Kocaman bir yüreğin vardı. O küçücük ev, bir dolar bir boşalırdı da, sen hiç bundan gocunmazdın. 
Akşamları işten geldiğinde o cebinden bize, hiç olmazsa tipitip çıkardı. 
Bir keresinde de hasta olduğumda kese kağıdında bir şeyler getirmiştin bana. İçinde ne vardı hatırlamıyorum ama çok sevindiğimi biliyorum.
Sen Tercüman gazetesi alıyorsun diye, yıllarca o gazete kutsal oldu benim için. 

Koca yürekli babam, sen aramızdan ayrılalı 13 sene oldu. 
Küçücük bedenimle bacaklarına dayanıp, bana göre kocaman ellerinle sırtımı sıvazlamanı özledim. 
Hakkını helal et, ben hakkını ödeyecek bir şey yapamadım. Bir tek çok sevdim.

Ablalarım, ağbilerim, babaannem, 9 kişilik bir aileydik biz, küçücük bir evimiz vardı içinde koca koca yürekler olan.
İyi ki annem ve babam bizi size emanet etmiş.
Çok sevgiyle büyüdüm ben. Emanetleri yerine ulaştırana kadar tüm aile kucak açtı bize, el üstünde tuttular.Hala da  elleri üzerimizde. Hepsinden Allah razı olsun, iyi ki varlar.

Şuanda annem ve babam her yaz olduğu gibi memleketteler (Rize). Çook yıllar oldu biz memlekete gitmeyeli. Bayram da nasipse gideceğiz yanlarına, açıkçası heyecanlanıyorum. Babamın çok sevineceğini biliyorum. Onu düşünürken Temel babam düştü aklıma. Burnumun direği sızladı. Onu hiç sevindirebildim mi ki acaba?  Ondandır gönlümden bu cümlelerin dökülmesi.
Nur içinde yatsın. Mekanı cennet olsun İNŞALLAH.

Sevgiyle...

13 Temmuz 2013 Cumartesi

Baran; Fıtratın dili/ Nazan Bekiroğlu yorumuyla...



Sen geldin. Benim eziyetim dokundu sana. Ama bağışla, senin sen olduğunu bilmiyordum.

Önce izleyin, sonra yorumu görün. İçim tir tir, Allah'ım nasıl bir bakış, nasıl bir görüş.
Nazan Bekiroğlu, ya ben seni hiç fark edemeseydim. Bilemeseydim seni. 
Ya o kadar telaşımın arasında kurulmuş çadırlar ilgimi çekmeseydi. Ya BKM standında ki çocuk Yusuf ile Züleyha'yı sorduğum da, abla bir kitap daha var istersen deyip "La" yı bana uzatmasaydı. 
Kayıp, kayıp ki ne kayıp. 
Kelimelerin sultanı, sanırım ömrüm boyunca daha iyi bir kalem bulamayacağım. Sen yaz, hep yaz ki gönlüm şenlensin, ruhum beslensin.


Erkek (Her sahnede/Her haliyle)
Sen geldin. Benim eziyetim dokundu sana. Ama bağışla, senin sen olduğunu bilmiyordum. Ne zaman ki öfkemin üzerine indi yağmur. O zaman duruldum.
Sen saçlarını tararsın. Ben seni, puslu aynanın içinde bir resim, ağır ağır uçuşan perdenin üzerinde bir gölge olarak fark ederim. Masal keser dört bir yan. Seni yeşiller içinde bir cennet çiçeği velvelesinde ilk kez gördüğümde, sen o musun, diye sormam bile. Bilirim ki rengini gizlesen kokunu saklayamazsın, perdeni çeksen ışığını boğamazsın. Benim gördüğüm benim rüyamda kalır. Senden şüphelenmek yerine çimento yanığı göz bebeklerimden şüphelenmeyi yeğlerim. Fark ederim aynanın sırtındaki sırrı. Eksiğim gibi durduğunu. Güvercinlerin kanat sesleri inşaat işçilerinin yanık türkülerine karışırken fıtratın dilinde işlemeye başlarım. Bir yanımdan sakinleşir ama bambaşka bir yanımdan taşarım.
Bir başka aynada tanırım kendimi. Bundan böyle hoş-halim. Latifim. Gördüm ya seni görülmek de isterim. Yağmurun rengini ateşte seçerken ne yana gitsen sana dönerim. Çıkarırım alnımdaki kara bağı. Bahtımı ekmeğine bağlarım. Anlamsız varlığım anlam bulur. Başkalaşırım. Mademki elinin dokunduğu her şey, bir bardak çay, iki parça şeker olsa bile. Harikulâde bir şey.
Çamura saplanmış kara lastik pabucun bütün masallardaki kristallerden daha varlıklıdır. Ama yokuşun dik senin, yükün ne kadar ağır. Senin taşıdığın benim belimi büküyor. Sen ezilme, bel verme diye her şeyden vazgeçebilirim. Sarı bir sayfanın resmiyeti üzerinden kazınan vesikalık bir fotoğraf gibi bir anda kimliksiz kalabilir, ismim gibi cismimden de geçebilirim.
Kadın (Sadece Bir Sahnede/Peçesini indirmesiyle)
Daha düne kadar yüzüm açıktı sana. Aramızda masumiyet ihlaline dair bir hece yoktu. Çünkü senin farkında olmadığım gibi benim farkımda olduğunun da farkında değildim. Ama şimdi bir bilmek halindeyim ki yüzüm, keskin inen bir satırın gürültüsünde, her şeyi karanlığa boğan bir perdenin düşüşü kadar ani ve kesin, senin yüzüne kapalı bundan böyle.
Çünkü beni fark ettiğin anda ve bunu benim de bildiğim anda ne senin senliğin ne de benim benliğim kalır. Geriye sadece içimizde taşıdığımız Âdem ve Havva ve aramızdaki ezel olasılığı kalır. Bu yüzden şimdi sadece yüzümü değil kalbimi de her an izleyen bir çift göze dair terbiyeyle, aramıza bir uçurum koyuyorum. Senden kaçıyor, kendimi senden gizliyorum.
Ama. Aşkın koşulanda değil kaçılanda, açılanda değil kapananda olduğunun da bilgisindeyim. Peçemi örterek açıyorum sana kapılarımı. Dahası ezeli bir bilginin ürpertisi yüzüme sinerken aramıza bir senlik ve benlik davası sokuyorum. Seni ben karşısında tanımlıyorum yani. Sana yer veriyor, baha biçiyorum. O dairede kendimi tamamlıyorum. Senden gizlenerek seni sen, beni ben yapıyorum. Böylece benim için taşıyabileceğin bütün anlamların farkında olduğumu da beyan ederek benim kadın senin erkek olduğumuzu yüzüme indirdiğim şu peçede aşikâr ediyorum. Bu halimle seni bir mümkün olarak gördüğümü itiraf ediyor, senle ben arasındaki bütün ihtimallere evet diyorum. 
                                                                                                                            Nazan Bekiroğlu

Sevgiyle....

3 Temmuz 2013 Çarşamba

Değişim İyidir ; )

Telefonluk mu desem, gazetelik mi desem : ) Bu garibim bizim elimize düşeli yaklaşık 15 sene oldu. 
Biz o vakitler, biri ablam olmak üzere 3 ev arkadaşıydık.
Benimle birlikte 5 ev gezdi.
3. evimize taşındığımız yıl,  turuncu ve yeşilin patladığı yıl olsa gerek ki, bu garibime yapabileceğimiz en kötü şeyi yaparak onu turuncuya boyadık :P 
Aslında orijinal rengi normal ahşap rengiydi ve sanırım öyle daha mutluydu.  


Kızlar bir bir gitti de bu garibim beni hiç bırakmadı. 
Ben yeni eve taşınırken benim ablacıklar, koy onu kapının önüne dedilerdi de, ben ona kıyamadımdı. 
(Sanırım bazı eşyalarla aramda bağ kuruyorum, çöpçü müyüm ne :P )
Velhasıl 5. eve de geldi benimle. Ve nihayet küçük ablacık kurtardı onu bu eziyetten. 
Ben ıvır zıvır boyamakla meşgulken o bir el attı bizimkine, baktım misler gibi olmuş.


İyi ki de ablacıklara uyup bırakmamışım onu yaban ellerde. 
Bak accık yüzünü gözünü boyayınca nassı güzel bişi oldu : )

Bu arada küçük ablacık olmasaydı, garibimin zulmü zor biterdi. Bir de bana kalsa, ben bu kadar titiz çalışmazdım. . 
Ellerine sağlık tontişim, tam gönlüme göre oldu. 
Bir de reklam gibi olacak ama Polisan'a teşekkür etmek lazım. Polisan X1 Anti Aging su bazlı boya kullandık. Pek de memnun kaldık. Bu tarz boyama düşünen varsa kesinlikle tavsiye ediyorum. 

Her günümüz musmutlu olsun.
Sevgiyle....




 

KAÇ KİŞİ ONLINE