5 Kasım 2009 Perşembe

Toprak Ana - Cengiz Aytmatov

Ünlü yazar Cengiz Aytmatov’un güzel romanlarından biri zevkle okudum. Kesinlikle tavsiye ederim.
Roman savaşta 3 oğlunu ve kocasını kaybeden kahraman bir ananın hayat hikayesini konu alıyor.


Yeni yıkanmış ak, pak entarisi, pamuklu kara ceketi ve beyaz yazmasıyla yolda ağır ağır ilerliyor kadın. “Merhaba toprak” diye sesleniyor usulca. “Merhaba tolunay” demek geldin. Ne kadar kocamışsın. Saçların ağırmış, değnekle yürüyorsun üstelik.” “Evet yaşlanıyorum, bir yıl daha geçti, sende, toprak sende bir hasat geçirdin. Bugün ölüleri anma günü.” “İnsan doğruyu öğrenmeli, tolunay.” Kafasıyla yüreği doğruya götürecek mi onu?
Hala çocuk. Onun için, ne yapacağımı bilemiyorum, hayata küssün istemiyorum. Hayatın karşısında yiğitçe dikilsin istiyorum. Geçmiş olayları doğru yargılayacağını bilsem, hayatı gerektiği gibi anlıyacağımı bilsem, ona yalnız kendisini, kendi hayatının değil, başkalarını, başkalarının hayatlarını da kendimi, kendi geçmişimi de, canım toprağım senide, eski günlerimizi de anlatırdım. Hayat hepimizin aynı teknede yoğurmuş, bir tek demet haline getirmiş. Her insan bu öykünün anlamını kolay kolay çıkaramaz. Onu içten, yürekten anlamak için yaşamak, denemek gerekir. Toprakla su, insanlar arasında eşit olarak paylaştırılırsa, bizimde kendi tarlamız olursa, bizde kendi tohumumuzu eker, kendi ekinimizi biçersek mutlu oluruz. İnsan için en büyük mutluluk budur.
“Tolunay, çiftçi dediğin, mutluluğu ekip biçtiğinde bulur”. “Toprak, göğsünde hepimize acı çektiriyorsun; bizi mutlu kılmayacaksın, neden toprak diyorlar sana, biz neden doğduk? Biz senin çocuklarınız, toprak. “Mutluluk getir bize, bizi mutlu kıl!”.
Ekmek esmerdi, katıydı ama dünyada hiçbir şeyle karşılaştırılamayacak kadar tatlı bir kokusu vardı, güneş kokuyordu, taze saman kokuyordu, duman kokuyordu. Bir filiz nasıl tohumdan doğarsa bir ananın mutluluğu da halkın mutluluğundan doğar. Halkın hayatından uzak kalan bir anının hayatı yoktur.
“Sevgili toprağım benim, o günü hatırlıyor musun?” Zamanın başlangıcından beri, yüzyılların izi duruyordu içimde.Tarihin hepsi kitaplarda yazılı değildir, insanlarda tarihin hepsini bilemezler. Ama benim içimdedir hepsi, bütün tarih. İnsan denize benzer, derin yerleri de sığ yerleri de vardır.
“Söyle bana, sevgili toprak, hangi ana böyle acı çekti, hangi ana oğlunu bu kadar kısa zaman gördü?” Savaşı alt etmenin tek yolu var, bunu o zaman anladım: çarpışmak, dayanmak, yenmek. Bunları başaramadığın an karşına ölüm çıkıyordu. İyilik, dağlarda yollarda yaşanmaz. İnsan raslantıyla karşılaşmaz iyilikle. Ancak bir başka insandan öğrenir. İnsanın hayatı bir dağ yoluna benzer, iner, çıkar, uçurumların kenarından geçer. Hep tek başına aşamazsın o yolu, ama herkes elini uzatırsa sana, çabucak aşarsın. Hayatımız böyle işte.
"Dünyadaki insanlar oğullarını, kardeşlerini, babalarını, kocalarını bizim kadar seviyorsa, bizim o gün onları beklediğimiz gibi onlarda oğullarını, kardeşlerini, babalarını, kocalarını bekliyorsa, yeryüzünde başka savaş olmaz artık” diyorum.
Savaşın insanları zalim, aşağılık, aç gözlü yaptığını kim söylemiş ? Hayır, savaş, sen çizmelerinin altında insanları ezebilirsin, öldürebilirsin, yağma edebilir, yakıp yıkabilirsin, 40 yıl bile sürdürebilirsin bunu, ama insan denen yaratığın içindeki o duyguyu, o insanlık duygusunu, o sevgiyi içinden söküp atamazsın. “ Toprak, toprak ana, göğsüne bastı bizi, dünyanın her köşesindeki insanları besle. Anlat onlara, sevgili toprak, anlat onlara.”“ Hayır Tolunay. Sen anlat… Sen insansın. Her şeyin üstündesin. Her yaratıktan akıllısın. Sen insansın.
Sen anlat İNSAN!.”

4 Kasım 2009 Çarşamba

Triko Elbise

İşte benim triko elbisem :)

Üst parçanın kalıbını kazaklarımın birinin üstünden çıkardım. Ön ve arkayı aynı kalıpla kestim daha sonra ön tarafın yaka kısmını istediğim açıklıkta kestim. Ön parçanın kol kısımlarını da biraz daha oydum.
Yaka kısmını beceremem diye baştan fırfır yapmıştım ama kumaşta çok çiçekli olduğu için biraz abartı oldu. Bütün korkuma rağmen biye geçrimeye karar verdim. E o kadar da zor değilmiş canım oldu işte :)


Beni en çok korkutan kısmı kol kısmıydı. Kolu düzgün takabilecekmiyim endişesi yaşadım ama oda oldu işte. Kolun kalıbını ise annemden topladığım artık kumaşların arasında bulduğum kesilmiş bir kısa koldan çıkardım :) ve Birsen'in çizdiği elbisedeki sağ kol gibi kestim.

Başlamışken bari eteği de anlatayım eteğin kalıbını çıkarmamda bi komik. Onu da başka bir elbiseden kopya çektim :) 6 parçadan oluşan ve göğüs altından başlayan bir etek yaptım. O kadar kendimi kaptırmışım ki foto çekmeyi unuttum.
Yani arkadaşlar yukarıdaki elbiseyi dikmek öyle kolay olmadı :) En zor kısmı kalıp çıkarıp kumaşı kesmekti. Ordan burdan kalıp oluşturcam diye canım çıktı. İşte sonuçta bu. Ben memnun kaldım. En önemlisi Y ablamda memnun kaldı.(kendisi öyle herşeyi beğenmez) Lütfen bana da yap dediğine göre demek ki ben bu işi becerdim.
Hadi kalın sağlıcakla. Sevgiyle...

3 Kasım 2009 Salı

Elbise çizim

Şimdiye kadar hep yazlık kıyafetler diktim. Genelde de kolsuz oldukları için dikmek kolay olmuştu. Geçenlerde niyet ettim kollu bir elbise denemeye, elimde triko bir kumaş vardı.
Kafamda bi model tasarladım ama dikiş konusunda profosyonel olan Birsen'in de fikrini almak istedim. Bakınız benim paintteki acemi çizimime; ( buarada çizim direk Birsen'e yollandığı için üzerlerinde yazılarımızda var ama olsun )



E bide bakın Birsen'in çizimine ayy ben hala çok acemiyim :)




Ay ben seviyorum bu hatunu taaaa uzaklardan yetişiyo bana. Elbisem dikildi hazır. Tam yukarıdaki gibi değil ama umduğumdan güzel oldu. Yarın fotoları çekip eklemeyi düşünüyorum.
Çizimleri yayınladım ki benim gibi acemilere fikir olsun. Hepinizi çook öptüm. Sevgiler...

2 Kasım 2009 Pazartesi

Bizim Gizli Bahçemiz- Nermin Bezmen


“Sık sık sorardın, ‘Bizi ne zaman yazacaksın sevgilim?’ diye.
Ben de, ‘Daha vakit var, birtanem’ derdim. ‘Daha yaşayacak çok şeyimiz var. İleride hepsini yazacağım.’ İleride? Neydi ki beklediğim?
Sınırsız zamanda, o bilinemez, kestirilemez ömrün zamanında, neyi beklemiştim ki? Bak, işte şimdi yazıyorum canım benim. Demek, kendiliğinden gelmiş kapıma zamanı; seni, beni, bizi yazdırmak için. Bana ait değilmiş belirlemek, ne zaman yazacağımı.
Sen dümeni ele aldın yine, açık denizlerde olduğu gibi…”Sevilenin ardından yazılmış uzun bir mektup mu bu kitap?Yoksa bir hatırat mı?Otuz dört buçuk sene sürmüş bir tutkunun romanı mı? Yoksa dayanılmaz bir özlemin, İzmir’de günbatımı renkleriyle bezenmiş şiiri mi?
Bazı bazı, tek bir paragrafta koca bir evliliği anlatıyor bu kitap. Ama daha çok cesur bir aşk hikâyesini; yazar Nermin Bezmen’in yakın zamanda kaybettiği sevgili kocası Pamir Bezmen’le tanışmalarını ve aşklarını anlatıyor.
Sevilenin ardından açılan yarayı ustası olduğu kalemiyle sarıyor Nermin Bezmen.Dünü bugüne taşıyarak..
***
Benim fikrimi sorarsanız romandan ziyade günlük gibi olmuş. Nermin Bezmen bi yandan acısını yaşarken bi yandan geçmişini yad etmiş. Ben beğendim kitabı. İnsan okurken
ister istemez sevgilerine daha bi sahip çıkma duygusuna kapılıyor.
Üç günlük dünya derler ya, yarına kimin kalıp kimin kalmayacağı hiç belli değil. O yüzden fırsat varken doya doya yaşamak lazım hayatı ki geriye güzel anılar bırakabilelim.
Sevgiyle...





1 Kasım 2009 Pazar

Mim -2


Sevgili pembe fiyonk beni mimlemiş. Teşekkürler canım.
Mimin konusu sevdiğiniz kokular...
Bütün güzel kokuları tabiki seviyorum ama pempe fiyonkun da yazdığı gibi deniz kokusu, toprak kokusu bir başka. Aslında ben doğaya ait bütün kokuları seviyorum çam kokusu, ıhlamur kokusu, hanımeli kokusu hatta tezek kokusu desem bana çok güleceksiniz ama gerçekten doğru. Bana doğada olduğumu hissettiren bütün kokuları seviyorum.
Hatta çok bunaldığım da söylediğim bir şey var " lütfen beni doğaya salın" :)
Benden bu kadar ben kimi mimlesem diye düşünüyorum Bigiciğim kurbanım sensin seni mimliyorum :)
Herkese sevgiler.

INSTAGRAM bybucanni

 

KAÇ KİŞİ ONLINE