bucanni etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
bucanni etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Aralık 2023 Perşembe

Huzursuzluğun Kitabı / Fernando Pessoa

İşte benim kitabım. 
İçe dönüklüğün kitabı.
Varoluşsal sancılarla dolu bir günlük.
Farkındalığı yükselten, düşündüren, sorgulatan, duygudan duyguya akıtan bir kitap. 
İçimdeki susmayan sesin tesellisi gibi. 
Nasıl tanımlasam, ne desem ifadem eksik kalır.
Özetle;
Kimisi için huzursuzluğun benim için içsel huzurun kitabı. 
Yanlız değilmişimin şahane belgesi. 
Felsefe severler, derinlerde kaybolmak isteyenler buraya...

*Hissetmek- ne renktir acaba?

"... perişanlığımdan yapılma uzun kaputuna sıkıca sarınmış, garda bir bankta kıvrılmış uyuyor kendimi be­ğenmişliğim..."

"Ve görmeden baktığım sokağa hâkim penceremden dışarı sarktığımda, 
kendimi birden, kurusun diye pencerelere asılan, 
sonra orada unutulup yavaş yavaş buruşan, 
sonunda da asıldığı yeri kirleten yaş bir toz bezi gibi hissettim."

*Ruhum bu haldeyken, hayatın hırpaladığı dertli bir çocuk olduğumu
bedenimin tüm bilinciyle hissediyorum.
Bir köşeye atılmışım, oyunlar oynayan başka çocukların seslerini duyuyorum.
Dalga geçer gibi verdikleri kırık, teneke oyuncağı sımsıkı kavrıyorum.
Bugün, 14 Mayıs, saat akşam dokuzu on geçe, hayatımın bütün tadı, bütün değeri
işte bundan ibaret.

*Özgürlük, yalnız kalabilmeye denir.
İnsanlardan uzaklaşabiliyorsan, onlara hiçbir muhtaçlığın, paraya ihtiyacın,
sürüye uyma içgüdün,
aşka, şana şöhrete hevesin ya da merakın yoksa özgürsündür,
bunların hepsi sadece yalnızlıktan ve sessizlikten beslenir.
Yalnız yaşayamıyorsan, doğuştan kölesin demektir."

Arka kapak
Fernando Pessoa 1935’te öldüğünde, sandığındaki eserlerinin sayısı tahmin bile edilemezdi. Onun elinden çıkmış şiirlerin, yazıların altında genellikle başka imzalar vardı. Üstelik bu isimler yalnızca birer takma ad değil, öyküsü, geçmişi, yazgısı, dünya görüşü farklı kişiliklerdi.

Ölümünden sonra elyazmaları derlenmeye başlandığı zaman bitmemiş eserler de bulundu içlerinde. Bernardo Soares imzalı Huzursuzluğun Kitabı da bunlardan biriydi. Tarihten, mitolojiden, edebiyattan, ruhbilimden haberdar bir 20. yüzyıl insanının gerçekliği yadsıyışının, kendini hayallere hapsedişinin güncesiydi bu. Gündüzleri bir mağazada çalışan, geceleri yalnızlığını yağmurun sesinde, ayak seslerinde duyumsayan bir Lizbonluydu Bernardo Soares ya da Fernando Pessoa.

Bugün sadece Portekiz edebiyatının değil tüm dünyanın en önemli eserlerinden biri olarak kabul edilen Huzursuzluğun Kitabı’ndaki her metin, kırık bir aynanın, gerçekliğin bir yanını yansıtan ve sonsuzca çoğaltan bir parçası.

Sevgiyle...

İnstagram@bybucanni


8 Eylül 2023 Cuma

Ahşap Balık Boyama Zemininde Zihin Toplama


Bazen benden başka herkesin bolca zamanı var sanıyorum. 

Öyle çok şeye yetişebiliyor gibi görünüyorlar ki şaşıp kalıyorum.

 Eminim herkesin kendince koşuşturmacaları vardır. 

Belki onlar zamanlarını daha iyi yönetiyorlardır.

Benden daha planlı, daha programlıdırlar.

Ya da benim tarafımdan görünen yüzü böyledir.

Bunu nasıl başarıyorlar bilmiyorum ama inanın özenmemek mümkün değil.

Yetebilenlere şapka çıkarıyorum : )


Bense şuncacık balıkları boyayabilmek için ne çok işi öteledim.

Ötelerken vicdan yaptım.

Sonuçta hepi topu 2 güncük iznimde ne yapabilirsem kardı.

Programımda ki işler hep elalem tayfasını memnun etmek için yapılacak işlerdi.

Bir balıklarıma bir işlere baktım.

Sonra bir amaaaaan çektim. 

Bugün de böyle olsun biraz da dağınık kalsın.

Elalem tayfası da azıcık hoş görsün.

Kirli camları, süpürülmemiş evi, toparlanmamış dağınıklığı görmezden gelsin.

Bıraksınlar yakamızı da bu seferlik de kendi zihnimizi toplayalım. 


Oturdum masanın başına aldım elime fırçayı biraz da ruhumu parlattım.

Bütün günümü şu dört balıkla geçirir gibi görünürken, kendi içimde bir çok hesaplaşma, 

bir çok yüzleşme, bir çok çözümleme yaşadım.

İşim bittiğinde bir hafiflemiştim sormayın : )

Evin haline gözüm kayınca azıcık canım sıkılmadı değil ama balıklarımın renkleriyle içimi yeniden

 çiçeklendirdim.

İyi mi ettim? Vallahi iyi ettim.

Arada koyvermek iyidir ; )

Sevgiyle...

İnstagram@bybucanni



4 Eylül 2023 Pazartesi

Kelebekler Zamanı / Julia Alvarez


Bu gün size çok etkilendiğim bir kitapla geldim.

Kelebekler Zamanı/ Julia Alvarez

Kelebekler Zamanı 1930- 1961 yılları arasında Dominik Cumhuriyeti'nde başkanlık yapan

Rafael Trujillo'nun diktatör rejimine karşı çıkan 

dört kız kardeşin mücadelesini anlatıyor.

Gerçek olaylar, gerçek kahramanlar.

Sadece hikaye kurgu.

Mirabal Kardeşler...

Patria, Minerva, Maria Teresa( Mate) 

Dördüncü kız kardeş Dede.

Dominik halkının onlara verdiği isimleriyle 'Kelebekler'.

Yazar hikayeyi hayatta kalan Dede ve diğer üç kız kardeşin günlüklerinden yola çıkarak 

onların ağzından anlatıyor.

Bence bu anlatım şekli hikayeyi daha da derinleştirmiş.

Öyle ki okurken birilerinin günlüklerini gizlice okuyormuşsunuz ,

 öğrenmemeniz gereken şeyleri öğreniyormuşsunuz hissine kapılıyorsunuz.

Merak galip geliyor, hikaye akıp gidiyor.

Yaşanan olaylar sizi içine çekiyor.

Aslında kızların konforlu bir hayatı var.

Rejime ayak uydursalar, olanlara kör kalsalar, gül gibi geçinip gidecekler

ama onlar diğer kelebeklerin de uçmasını istiyor.

Hayatları pahasına özgürlük adına mücadeye devam ediyorlar.

Birçok kez hapsedilip birçok işkenceye maruz kalıyorlar.

Bütün bunları kendi ağızlarından dinlemek oldukça sarsıcı.

Okurların Kimi Patria'yı, kimi Minerva'yı okumayı sevmiş.

Ben en çok Maria Teresa (Mate)'yı okumayı sevdim.

İçlerinde en küçük, en naif, en kötü işkenceye maruz kalan o.

Canım Mate ❤

Katledildiklerinde en büyüğü 36 en küçüğü 25 yaşında.

Ev hapsindeyken resmi izinli olarak hapisteki kocalarını ziyaret etmek için yola çıktıkları gün, 

25 kasım 1960 günü

hain bir suikasta kurban gidiyorlar.

Dede kız kardeşlerinin katledildiği gün onlarla olmadığı için hayatta kalmayı başarıyor.

Kelebekler özgürlük yolunda elde ettikleri başarıyı hiçbir zaman göremiyor ancak 

 gelecekti kız kardeşlerinin yollarını açmayı başarıyorlar.

Birleşmiş milletler 25 kasım gününü kadına yönelik şiddetle mücadele günü ilan ediyor.


Bir de filmi varmış ben izlemedim ama olur ya izlersek diyr onu da buraya eklemiş olayım. 

"Tropico de Sangre"

Sevgiyle

İnstagram@bybucanni




18 Ağustos 2023 Cuma

Tombilik



Üretmekten vazgeçmiş değilim yanlış anlaşılmasın : )


Kaşla göz arası bir ayıcık çıkarabilirim meydane.

Hatta onlara değişik maceralar bile yaşatabilirim 💘


Telefonumdaki resimleri düzenlerken rastladım bu tombilike. 

Aslında ne güzel şeyler üretmişim.

Tembellikten bir çoğunu buraya eklemesemde bir kısmını instagram da paylaşmışım. 

Bir dolaşmak isteyenler buyursun ; ) 

İnstagram@bybucanni


Sevgiyle...

14 Ağustos 2023 Pazartesi

Sana Bu Hayatı Yaşatacağım

Kalem ve kağıt her zaman en yakın dostum oldu.

Kendimi bildim bileli günlük tutarım. 

Günlük dışında da illa ki cilt cilt bir şeyler defterim olur benim.

Yıllara göre şiir defteri, anket defteri, telefon defteri, günlük rutin defteri, niyet defteri, 

kitap inceleme defteri,

 alıntılar defteri, 

kendi yazdıklarım defteri, 

yapılacaklar defteri, finans defteri, sol el çalışma defteri, defteri de defteri. 

Defteri olmazsa not kağıtları.

Kendime yazmak için türlü icatlar bulurum.

Mutluluk kavanozumda bu icatlardan biriydi.

Mutlu hissettiğim anları bir not kağıdına yazar katlar atardım bu kavanoza.

Yıllar içerisinde kavanozumda bir not defterine kaptırdı yerini.

Maalesef not defteri de akıllı telefona. 

Kavanozlu zamanlarda daha genç olduğum için doğal olarak heyecanlarım da daha fazlaydı.

 Anlayacağınız kavanozu doldurmak pek de zor olmuyordu.   :))

Sonra olgunlaşıp dinginleştikce anlar bana yetmez oldu.
 
Anlık mutluluklar yerine daimi huzurun peşine düştüm.

Bu sefer şu oldu mutlu oldum, şu gün şurada çok eğlendim yerine 

ne yaparken iyi hissediyorum, ne yaparken huzur buluyorum 

notları tutmaya başladım.

Tabi ki bunları laf olsun diye değil bana iyi geldiği için,

keyfimin kaçtığı, modum düştüğü zamanlar da dönüp 

beni yükseltecek bir liman yaratabilmek için yapıyordum ve hala yapıyorum.
 
Her seferinde de işe yarıyor biliyor musunuz? 

Klasik bir laf varya "mutluluğu dışarıda arama mutluluk senin içinde" 

öyle doğru ki.

İçe dön, 

kendine dön, 

kendi ihtiyaçlarına bak, 

kişiler olaylar gelip geçici. 

Sadece sen varsın. 

Seni en iyi sen bilirsin.
 
Kaynak sende. 

İçe dön ve o kaynağı kullan.

Artık bunları biliyorum. Notlarım bana hatırlatıcı oluyor.

Yolumu kaybettiğimde yönümü kendime, kendi kaynaklarıma çeviriyorum.

Gel canım diyorum gel, sana bu hayatı yaşatacağım.

Bu gemiden mutsuz inmeyeceksin :) 
*(Şuan aklıma Nadide Hayat filmindeki Demet Akbağ'ın repliği geldi. En sona ekleyeceğim.) 

Ne seversen onu yapalım. 

Bazen yürüyelim, 

bazen yeni yerler yeni şeyler keşfedelim, 

bazen kitap okuyalım, 

bazen  sarılalım, bazen gülelim. 

En çok ta üretelim. 

Bilirim, 

üretmek sana iyi gelir canım kendim ❤


* Nadide Hayat replik; 

 “Bu hayat benim. Yarısını başkaları için yaşadım.
Geriye ne kadar ömrüm kaldı bilmiyorum.
Belki kırk yıl, belki bir gün.
Geriye kalan hayat benim ve ben nasıl istiyorsam öyle geçecek. Ben bu gemiden mutlu ineceğim.”

Sevgiyle...

İnstagram@bybucanni


9 Ağustos 2023 Çarşamba

Eskimeyen Dost

Salına da salına da  gel hadi yavrum dön dolaş yine bana gel...💫

Burayı öyle çok seviyorum ki. 

Blogger benim için uzunca bir süre arayıp sormadığım ama başım sıkıştığında koşa koşa geldiğim eski bir dost gibi. 

Güvenilir alanım. 

Her geldiğimde illa ki heybeme atacak bir şeyler bulurum buralarda. 

Hiçbir şey bulamazsam en kötü soğumuş gönlümü ısıtırım. 

Dün bi tutunamadım hiçbir şeye 

öyle yaptım olmadı, böyle yaptım olmadı.

Bir türlü ruhumu sakinleştirecek alan bulamamışken dur dedim biraz blog gezeyim. 

Bir uçtan bir basladım. Ondan ona, ondan ona içerikleri okumak şöyle dursun yorumları bile okudum.

Özlemişim 💙

İnsanların samimiyetini, naifliğini özlemişim.

Baktım yeni bloggerların yanında  uzun yıllar istikrarla yazan, hala  gemiyi terk etmeyen bir tayfada var.

Helal olsun dedim.

İçim açıldı, çiçeklendim. 💚

Keşke dedim ben de yazabilsem yeniden.

Paylaşabilsem.

Denerim en azından dedim. 

En azından şuan ki hislerimi yazıp, buraların bana ne kadar iyi geldiğini hatırlasam o bile yeter dedim.

Yazdım. 

Sevgiyle...

İnstagram@bybucanni

25 Şubat 2022 Cuma

Yeni Yaşıma Sevgiyle



Merdivenleri üçer beşer çıkmanın sevinci kaldı mı içinizde?

30' lu yaşların sonunda çok sevdiğim bir yazarla konuşma şansı bulmuştum. 

Konu yaşa gelince kırkların güzel olduğunu ama ellilerin daha da güzel olduğunu söylemişti.

Şuanda ben kırkların sonuna doğru ilerlerken hocanın ne demek istediğini daha iyi anlıyorum.

Koşa koşa  çıktığım merdivenleri usul usul iniyorum şimdi.

Koşa koşa çıktığıma değil de usul usul indiğime seviniyorum.

Kavgaları, hırsları, telaşları, kaygıları bir bir bırakarak iniyorum basamakları.

Artık elalem için değil kendim için yasıyorum hayatı.

Mesela artık güçlü durmak zorunda hissetmiyorum kendimi.

Herkes gibi benim de zayıf yanlarım var kabul ediyorum.

Kimseyi eylemek zorunda da hissetmiyorum artık,
 bırakıyorum akışa.

O şunu almış, bu şuraya gitmiş, şu trendmiş vs. durumlarını çoktan kaldırdım rafa.

Aykırı düşmemek için benzer olmak zaten ezelden yoktu ruhumda.

Tek derdim kendim olabilmekti.

Adım adım kendimi anlamak, kendimi sevmek.

Mesela saçlarımı da boyatmıyorum artık.

Daha erken, beyazlar yaşlı gösterir laflarına tıkıyorum kulaklarımı.

Nasıl büyüdüğüme şahit olduğum gibi nasıl yaşlandığıma da şahit olmak istiyorum.

Koşarken kaçırdığım her ne varsa yavaşlayarak fark etmek istiyorum.

Bana dayatılanlara değil, kendi seçimlerime göre yaşamayı istiyorum hayatı.

Ve artık kesin ve net biliyorum aradığımın ne olduğunu.

Aradığım şey benim içimde.
 
İçime döndükçe sakinleşiyorum.

İçime döndükçe farkındalığım, farkındalığım arttıkça huzurum çoğalıyor.

Etraftan elalem tayfasından sıyrılıp kendime döndükçe yeşeriyorum.

Ben yeşerdikçe etrafım çiçek açıyor.

Ben iyiysem onlar daha iyi oluyor.

Evet yalan yok hala tahammül edemediğim şeyler var elbet.

Ama dedim ya her basamakta bırakıyorum tek tek tahammülsüzlükleri.

Biliyorum daha gidecek çok yolum, görecek çok şeyim var.

Kendimle el ele aydınlatıyorum bütün yolları.

İçimde ki sevinç kocaman

 ama

 bu sefer hızlanmaktan değil yavaşlamaktan.


Yeni Yaşıma Sevgiyle 

| Instagram : @bybucanni


2 Ocak 2022 Pazar

Yeni Yıl Hedeflerimi Düşünüyorum ; )


                          📌Hiç kimse benim gibi değildi. Ve ben de hiç kimse gibi değildim. 

                              Ben tek başımaydım onlarsa herkes   #dostoyevski


📍Yeni seneyi, 

yeni sene için hedeflerimi, 

hedeflerime ulaşmak için neler yapmam gerektiğini düşünürken 

aklıma 'hayat sen planlar yaparken başına gelenlerdir' sözü geldi. 

O zaman boş ver dedim kendi kendime. 

Varacağın yeri düşünüp durmaktan vazgeç, kendini yola bırak, 

yolculuğun tadını çıkar.

Olacak olan olacak, gelecek olan gelecek, gidecek olan gidecek.

Sen sadece teslim ol.

Teslimiyet seni zaten istediğin limana taşıyacak. 

Sadece inan, güven ve gözlerini sahip olduklarına çevir. 

İçime bir ferahlık çöktü o an. 

-Ohh, dedim. 

Şükrettim sahip olduklarıma.

İyi hissettim. 

Kendim ve herkes için bol kahkahalı, neşeli , huzurlu, sağlıklı bir yolculuk diledim. 

❣❣❣❣❣❣❣❣❣❣❣❣❣❣❣

Gözlerimizin sahip olduklarımızı gördüğü bir yıl olsun. 

Bütün güzellikler bizi bulsun. 

Sevgiyle... 

İnstagram:@bybucanni

27 Aralık 2021 Pazartesi

Çay mı kahve mi?




Çay mı kahve mi derseniz çay derim ben.

Çayın yeri başkaaa, kahvenin yeri başka.

Çay olmazsa olmazdır bizim için.

Hemen hemen her evde illa o çay demlenir. 

Tıslaya tıslaya kaynar ocakta, 

o tıslama ev halkına gizli bir huzur verir inceden.

-Çayı koy geliyorum, denir.

-Bi çay getir  abime, ablama çay ocaklarında en çok duyulan söylemdir.

-Herkese benden çay, Şakire yok, der 

Şener Şen Çiçek Abbas'ta :)

Çay biraz rutine binmiştir hayatımızda.

Peki ya kahve?

Kahve içilecekse 
 
ya bir dert ya bir sevinç dökülecektir ortaya kaşla göz arası. 

-Bi kahve yapayım, ya da bi kahve yap ta içelim karşılıklı dendi mi vardır işin içinde bir iş.

-Misafir kısa kalacaksa da kahve yapılır, hürmeten. 

Ya da işler güçler bitti mi şööyle bir keyif kahvesi içilir karşılıklı.

Kız bile kahve ile istenir.

Sözlerim günümüz kahve tiryakileri için değil elbette. 

Kahvenin daha değerli çayın daha ulaşılır olduğu zamanlar icindir.

Çay mı kahve mi derseniz;

Deriin muhabbetler için illa ki çaydır benim için. 

Uzun uzun konuşulur. Uzun uzun içilir.

Konuşturur, hafifletir. 


Sevgiyle...


İnstagram@bybucanni

16 Aralık 2021 Perşembe

Özledim, aldım yanıma Eeyore'yi geldim


Oysa ne okumaktan ne üretmekten vazgeçtim.

Sadece buralara bir türlü tekrar alıştıramadım ayağımı. 

Ne çok severdim, ne iyi gelirdi buralar bana. 

Sonuçta ilk göz ağrımız, hatta paylaşım yaptığımız yerlerin en keyiflisiydi. 

Resim yüklemek, blog düzenlemek şimdiki gibi şıp diye olmuyordu. 

Emek ve zaman gerekiyordu. 

Belki o emeklerin yüzü suyu hürmetine dönüp dönüp gelmelerim :) 

Ya herkes gibi kolaya kaçıp diğer sosyal mecralarda yapıyorum paylaşımlarımı,
 ya da kendime saklıyorum çoğu zaman 
okuduklarımı,ürettiklerimi ve heyecan duyduklarımı.

Oysa burası güzeldi, samimiydi. 

Ne diyordum...

Aslında ne okumaktan ne üretmekten vazgeçtim. 

Bir tek gezmek gelmiyor benimle artık, kırdı dizini oturuyor. 

Malum onunda sebebi pandemi. 

Bir bitemedi gitti. 

Sizi bilmiyorum ama ben hala normal hayatıma dönemedim. 

Kendim hastalanırım korkusundan değil daha çok başkalarını hasta etme korkusundan.

İhmallerin nerelere vardığını görüyorum ve kimseye sebep olmak istemiyorum. 

Ev-iş arası mekik dokumaktan, sevdiklerime sarılamamaktan, 
toplaşıp sabahlara kadar oturamamaktan 
bunalıyorum. 

Olsun en azından herkesin sağlığı yerinde demek son zamanlarda pek avutmuyor beni. 

Ve yine sadece kitaplara ve yünlere sarılıyorum.

Peki yetiyor mu?

Bir zamanlar şöyle bir laf ederdim; bana bir oda dolusu kitap, bir sepette yün verin yeter. 

Maalesef yetmiyormuş bunu da öğrendim...

Sevgiyle...

İnstagram@bybucanni

16 Eylül 2020 Çarşamba

Evde Kal Dediler Kaldık

 Pandeminin başlaması ve vaka sayılarının artmasıyla birlikte bende bir dönem evden çalıştım. 

İlk başlarda yaptığımız paniği hatırlarsınız. 

10 günde bir evden çıkıp,  koşa koşa alışverişimizi yapıp, bir çırpıda evlerimize dönüyorduk. 

Evlerimize dönmüş olmak rahatlatmıyor, aldıklarımızı köpüklü sularla yıkayıp, dezenfekte edip, üst baş

 yıkıyorduk. 

Kısaca tam bir kabusun içine düşmüştük.

Sonra zamanla ufak ufak gevşemeler başladı. 

Yavaş yavaş yeni sürece alışmaya başladık 

ki;

vaka sayılarının azalmasıyla masa başlarımıza geri döndük. 

Biz döndük çünkü çalışmak zorundaydık. 

Peki çalışmak zorunda olmayanlara, rahat ve güvenle evinde oturma şansına sahip olanlara 

ne oldu da  bizimle birlikte yollara döküldüler.

Bırakın eve sığmayı, insanlar bulundukları şehirlere sığamadı. 

Sığamadı bari maskesini adam gibi taksaydı.

Sonuç ortada.

Biz evden 10 günde bir alışveriş için çıkarken emeklileri, ev hanımlarını bir türlü evlerine sokamadık,

 Bahane olarak da daralmaktan, bunalmaktan vs. bahsettiler. 

Peki bu insanlar neden evlerine sığamadılar. 

Bu süreçte eşimle kafamıza en çok takılan konu bu oldu. 

BU İNSANLAR EVLERİNİ SEVMİYOR MU?

İnanın böyle ciddi bir süreçte evlerinde kalamamalarına hayret ettim.

Tabi bir sürü teori ürettim bunun üzerine. 

Bu insanlar neden evlerinde duramıyor? 

Sonuçta ucunda ölüm var.

- Ya çok benciller (çünkü bu konu sadece kişiyi etkilemiyor, hepimiz birbirimizden sorumluyuz)

-Ya çok cahiller

-Ya aile ilişkileri iyi değil

-Ya evde oyalanacak bir şey bulamıyorlar

-Ya da insansız yapamıyorlar 

Liste uzar da uzar. 

Peki ben bu süreci nasıl geçirdim? 

O kadar uzun zamandır çalışıyordum ki ilk günler ne yapacağımı şaşırdım.

Evden çalışmaya devam ettiğim için ilk işim iş programımı oturtmak oldu.

İşim evime uzak olduğu için yolda geçen zamanlar, 

arkadaşlarımla sosyalleşemediğim için dışarda geçirdiğim zamanlar 

hepsi birden bana kalmış oldu.

Oturdum düşündüm,

şimdiye kadar zaman bulup da yapamadığım neler var? 

İlk önce egzersizi soktum hayatıma. 

Öyle iyi geldi ki işe başladıktan sonra bile uyanma vaktimi biraz daha öne çekerek 

rutinime devam ettim.

Hiç yapamadığımız sabah kahvaltıları ve kahvaltı masasında uzayan sohbetler,

 eşimle en çok sevdiğimiz şey oldu.

Bulduğu her fırsatta kitap okuyan biri olarak bol bol kitap okudum.

Hiç beceremediğim mayalı poaçayı 

hatta ekmek yapmayı bile öğrendim.

Eşimle mutfakta harikalar yarattık :))

İzlemediğimiz dizi, film, belgesel kalmadı.

Evde ertelediğim işlerime huzurla zaman ayırdım. 

Fazlalıklarımdan kurtuldum.

Hobilerime zaman ayırdım.

Ve inanın bunları yaparken günün nasıl geçtiğini zerre anlamadım.

Ben hayatı eve sığdırdım.

Çünkü büyüklerimi düşündüm.

Çünkü ailemi düşündüm.

Çünkü çalışmak zorunda olup çocuklarından ayrı düşen arkadaşlarımı düşündüm.

Çünkü komşularımı düşündüm.

Çünkü insanlığı düşündüm. 

Kırdım dizimi hayatı eve sığırdım.

Ve istedim ki bunu herkes yapsın.

Çünkü kurtuluşumuz birbirimize bağlı. 


Sevgiyle...

İnstagram@bybucanni

18 Mart 2020 Çarşamba

08-12 2017 notlarım

-Nefret, kin besleyenin ruhunu yer, nefret edilen kişinin değil! Alize Herz Sommer

-Kabul etmek geleni ve teslim olmak...

-Tevafuk; Denk düşme, uygun gelme, kaçınılmaz tesadüf.

-Eğitim toprak olana kadar devam eder.

-Hayatını değiştirecek olan bilgi hangi kitapta, okumadan bilemezsin.

-Geçmişin bugünü esir almasına izin vermeyin.

-İyilik yaptığınız kimseye size iyilik yapma fırsatı verdiği için teşekkür edin.

-Yürü!
Araba esarettir. İnsanı köleleştirir. Kaynaşmayı önler. Dünyanın gerçeklerinden uzaklaşırsınız.

-Geçmişte atılan temeller bugünkü biz olmamızı destekler.

-Geçmiş şu anı belirliyor. Şu anda yarını belirleyecek.

- Dün inandıklarımız bugün getirdi. Bugün inandıklarımız yarını inşaa ediyor.

-Sevmek dokunmaktır.

-Ürettiğini tüketmek...

-İyi bir gün geçirmemize dair sunduğumuz sebeplerin ne kadarı dış koşullara bağlıysa istediğimiz istikrarlı mutluluğa ulaşmamız o kadar zor olur. Eğer huzurlu bir zihnimiz varsa insanlar ve koşullardan bağımsız olarak mutlu olabiliriz.

-Kitap okumak belkide bu alemde en çok zevk aldığım eylemdi . FB.
-Bütün gece ördüm ördüm ördüm. Sanırım benim meditasyonum da örgü örmek. FB

-Bütün günü yiyeceksiz, geceyi de düşünerek, gözüme uyku girmeden geçirdim; Hiç bir yararı olmadı.
En iyisi, insan bir şeyler öğrenmeli. Konfüçyüs/ seçme konuşmalar

-Bir gün kalkacaksınız ve hep hayal ettiğiniz şeyleri yapmaya vakit kalmamış olacak. Şimdi tam zamanı, harekete geçin! Paulo Coelho

-İçimizdeki savaşı bitirmedem dışımızdaki huzura eremeyiz.

- İncelikli düşünebilmek için ilk ve tek şart; düşünebiliyor olmak.

-Hiç bir şeyin fazlasını taşımak istemiyordu artık. Yalnızca yolculuklarda değil, hayatta da. Murathan Mungan

-Sıkıntı yok efendiler. Dert daima insana yol gösterir. Mevlana

-Her sabaha bir niyetle başla. Güne huzur niyetiyle başlamış bir insanın huzursuz olması mümkün değil.


08/12/2017 notlarım diye kaydetmişim bu notu, güzel notlar almışım taslaklarda kalmasın ;  )

Sevgiyle...

İnstagram@bybucanni

26 Şubat 2020 Çarşamba

Benim Ağacım




- İstersen benim ağacım olabilirsin, dedim.

- İsterim, dedi.

  -Her gün  önümden onlarca insan geçiyor ama kimse farkıma varmıyor.
 İnsanlar sadece önümden geçip gidiyor.
Hep aceleleri var.
Hep koşturmaca halindeler.
Dikkatlerini çekmek için dallarımı sallıyorum, yapraklarımı oynatıyorum, rüzgardan yardım dileyip
hışırtılar çıkartıyorum.
Ama yinede farkıma varmıyorlar. Sahi nereye yetişiyor bu insanlar?

-Boşver, dedim.
İstersen benim ağacım olabilirsin.

-İsterim, dedi.

Sevgiyle...

onikieylülikibinonyedi/ F.B.Ö.

İnstagram@bybucanni

19 Şubat 2020 Çarşamba

FIRAT SUYU KAN AKIYOR BAKSANA Bir Ada Hikayesi1 / Yaşar Kemal


Epey biz zamandır yabancı yazarların kitaplarını okuduğum için bu gidişatı Yaşar Kemal'le bölmüş olmak beni pek memnun etti. 
Özellikle yabancı yazarlara ilgi duyduğumdan değil öyle tesadüf ettiğinden, yanlış anlaşılmasın. 
Kendi kültürümü, kendi yaralarımı, kendi insanımı, kendi geçmişimi Yaşar Kemal'in güzel anlatımıyla okumak bambaşkaydı. 
Kitap bir an olsun sıkmadan aktı gitti.
Güzel yurdumda tarih boyunca yaşanan acılar yüreğimi dağlarken, o adaya gidip yangınımı o güzellikte söndürmek istedim.  
Dili, dini, ırkı her ne olursa olsun, yurdumun bütün güzel insanlarını 
bir bir kucaklamak istedim. 

"... insan insan olmalı. "Syf:43


"Benim bildiğim ki; insanoğlu sürgün, muhacir bir yaratıktır.

Bir kuşlar böyle muhacirdirler. Bir bu gariban insanlar." Syf: 78

"Bir insan doğup büyüdüğü, bir parçası olduğu toprağını, denizini, evini, bahçesini, eliyle diktiği zeytin ağaçlarını, şeftalileri, kirazları nasıl bırakırda giderdi? Hiç direnmeden, sesini bile çıkarmadan, kuzu kuzu, yüreğindeki acıyı hiç dışa vurmadan..." Syf:90

"İnsanlar mı dünyayı çirkinleştiriyor, kirletiyorlardı acaba?" Syf:100

"Her neyse, geldin ya, ne için gelirsen gel, başım üstünde yerin var." Syf:110

"Sen hiç Sarıkamışı gördün mü kedi? 
Sarıkamış içinde Aynalı Çarşı. Aynalı Çarşı cehennem. Sen Aynalı Çarşıda uçup da denize gömülen gemileri hiç gördün mü? 
İyi ki görmedin. 
Sen hiç parça parça olmuş, üst üste tepelerce yığılmış, siperleri, koyakları, çukurları ağzına kadar doldurmuş ölüleri gördün mü? 
Ovalar dolusu çürümüş, kokmuş, kokusu insanı boğan ölülerin üstünden hiç yürüyerek geçtin mi? 
Sarıkamış savaşını görmemiş, yaşamamış insan dünyada hiçbir şeyi görmemiş, yaşamamış, demektir. 
Erzurum içinde Aynalı Çarşı. Sen kedi, sen hiç, uykucu, rahat, gerinen kedi, sen hiç Allahuekber dağında olup bitenleri gördün mü?
İnsan boyu, iki insan boyu karın içinde yalınayak, başı kabak, pantolonu yırtılmış, kaputsuz, ceketsiz, koyunları bit dolu, donmuş elleriyle kaşınamayanları, Rus topçusunun karlı dağları ateşe, zindana çeviren güllelerini, karla birlikte uçuşan kolları, bacakları, kollarla bacaklarla, gövdelerle birlikte gökten yağan kanları, Allahuekber dağlarının doruklarında fırtınaya, boraya tutulup donan, taş kesilen, donmuş kirpikleri, kaşları, donmuş gözleriyle bakan on binlerce askeri gördün mü hiç? 
Sen bunları görmediysen hiçbir şey görmedin demektir. Sen bunları görmediysen kedi, 
niçin bir tekneye binip de karşı kıyıda karaya çıkmıyorsun? 
Sen bunları görmediysen, 
insanların yüzüne bakmaktan niçin utanasın?" Syf:117

"Yalnız çocuklar böyle ağız dolusu, böyle mutlu gülerler." Syf:120

"Ölümüm mü yaklaşıyor, insan ölürken dünya İnsanın gözüne cennetten de daha güzel gözükürmüş."Syf:148

"Allahuekber dağlarındaki on binlerce ayakta donmuş, kazık kesilmiş, kardan adam olmuş askerler de bunun gibiydi. Gözleri de böyle ardına kadar açılmış, dünyaya hasret kalmış bakıyorlardı." Syf:182

"Biz aynı ateşin küllerinden doğduk." Syf:189 

"Ne demiş ermiş Tanasi, yeter ki bir damla insan teri boşa gitmesin. İnsan soyunun güzelliği alın terindedir." Syf:247

""Fırat," diyordu. "Fırat, günlerce, aylarca insan ölüleriyle doldu da taştı. Fırat suyu kan akıyor baksana... Dicle," diyordu. "Dicle günlerce, aylarca insan ölüleriyle doldu da taştı. Dünyanın bütün kartalları, çöle indiler, çölde insan etine doydular."" Syf:255

“Savaş icat eden görmesin cennet,” dedi." Syf:286



Fırat Suyu Kan Akıyor Baksana Bir ada hikayesi dörtlemesinin, ilk kitabıdır.

Dörtlemenin diğer kitapları; 
-Karıncanın Su İçtiği 
-Tanyeri Horozları 
-Çıplak Deniz Çıplak Ada dır.


Sevgiyle...

İnstagram@bybucanni

INSTAGRAM bybucanni

 

KAÇ KİŞİ ONLINE