kitaplar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kitaplar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Aralık 2023 Perşembe

Huzursuzluğun Kitabı / Fernando Pessoa

İşte benim kitabım. 
İçe dönüklüğün kitabı.
Varoluşsal sancılarla dolu bir günlük.
Farkındalığı yükselten, düşündüren, sorgulatan, duygudan duyguya akıtan bir kitap. 
İçimdeki susmayan sesin tesellisi gibi. 
Nasıl tanımlasam, ne desem ifadem eksik kalır.
Özetle;
Kimisi için huzursuzluğun benim için içsel huzurun kitabı. 
Yanlız değilmişimin şahane belgesi. 
Felsefe severler, derinlerde kaybolmak isteyenler buraya...

*Hissetmek- ne renktir acaba?

"... perişanlığımdan yapılma uzun kaputuna sıkıca sarınmış, garda bir bankta kıvrılmış uyuyor kendimi be­ğenmişliğim..."

"Ve görmeden baktığım sokağa hâkim penceremden dışarı sarktığımda, 
kendimi birden, kurusun diye pencerelere asılan, 
sonra orada unutulup yavaş yavaş buruşan, 
sonunda da asıldığı yeri kirleten yaş bir toz bezi gibi hissettim."

*Ruhum bu haldeyken, hayatın hırpaladığı dertli bir çocuk olduğumu
bedenimin tüm bilinciyle hissediyorum.
Bir köşeye atılmışım, oyunlar oynayan başka çocukların seslerini duyuyorum.
Dalga geçer gibi verdikleri kırık, teneke oyuncağı sımsıkı kavrıyorum.
Bugün, 14 Mayıs, saat akşam dokuzu on geçe, hayatımın bütün tadı, bütün değeri
işte bundan ibaret.

*Özgürlük, yalnız kalabilmeye denir.
İnsanlardan uzaklaşabiliyorsan, onlara hiçbir muhtaçlığın, paraya ihtiyacın,
sürüye uyma içgüdün,
aşka, şana şöhrete hevesin ya da merakın yoksa özgürsündür,
bunların hepsi sadece yalnızlıktan ve sessizlikten beslenir.
Yalnız yaşayamıyorsan, doğuştan kölesin demektir."

Arka kapak
Fernando Pessoa 1935’te öldüğünde, sandığındaki eserlerinin sayısı tahmin bile edilemezdi. Onun elinden çıkmış şiirlerin, yazıların altında genellikle başka imzalar vardı. Üstelik bu isimler yalnızca birer takma ad değil, öyküsü, geçmişi, yazgısı, dünya görüşü farklı kişiliklerdi.

Ölümünden sonra elyazmaları derlenmeye başlandığı zaman bitmemiş eserler de bulundu içlerinde. Bernardo Soares imzalı Huzursuzluğun Kitabı da bunlardan biriydi. Tarihten, mitolojiden, edebiyattan, ruhbilimden haberdar bir 20. yüzyıl insanının gerçekliği yadsıyışının, kendini hayallere hapsedişinin güncesiydi bu. Gündüzleri bir mağazada çalışan, geceleri yalnızlığını yağmurun sesinde, ayak seslerinde duyumsayan bir Lizbonluydu Bernardo Soares ya da Fernando Pessoa.

Bugün sadece Portekiz edebiyatının değil tüm dünyanın en önemli eserlerinden biri olarak kabul edilen Huzursuzluğun Kitabı’ndaki her metin, kırık bir aynanın, gerçekliğin bir yanını yansıtan ve sonsuzca çoğaltan bir parçası.

Sevgiyle...

İnstagram@bybucanni


11 Ocak 2019 Cuma

Bakış Açısı


Günler ne çok çabuk geçiyor.  

Yirmiye gelene kadar zaman bu kadar hızlı akmıyordu.

Büyükler yaşlandıkça  zamanın yuvarlana yuvarlana  geçtiğini söylerlerdi.  

Haklıymışlar.

Bir bakıyorum pazartesi,  bir bakıyorum Cuma. 

Acaba işe gitmesek de günler böyle çabuk  geçer mi?

 Bizim büyükler kendilerini sürekli  meşgul tutarlar. 

 Acaba bomboş oturanlar içinde zaman bu kadar hızlı mı?

Bir çocuğun zaman algısıyla bir yetişkinin zaman algısı aynı mı?

Bence farklı.

 Hatta insanların aynı sesi duyuşu bile birbirinden farklı 

ve tabi ki bir görüntüyü görüşleri de.

 Evet herkes karşıdan gelen bir çocuğun çocuk olduğunu görebilir ama,

 detaylı görüşleri birbirlerinden kesinlikle  farklıdır.

 Biri çocuğu telaşlı olarak yorumlarken, diğeri  şımarık  olduğunu düşünebilir.  

Sanırım zevkler ve renkler muhabbeti de buradan gelir.

O yüzden bir grup Zeki Müren’i beğenirken bir Grup Bülent Ersoy’u beğenir.

 Aslında teknik olarak ikisinin de sesi mükemmeldir ama kişisel duyuş farklı olduğu için

 beğeni  oranı değişir.  

Hatta insanın aynada gördüğü kendisi ile başkasının gördüğü kendisi  bile değişiktir.
  
O sebepten insanların geneli kendilerine aynada baktıklarında kendilerini  beğenir. 

Ama dışarıdan bakan gözlerin hepside beğeni dolu değildir.  

Adriana Lima gibi  istisnalar tabi ki vardır, fakat sorsan belki o da kendi kendini beğenmez. 

Bütün bunlardan hasıl olan manaya gelirsek;

 Her bireyin görüşü,  duyuşu,  hissedişi  hatta beş duyusunu  da algılayışı birbirlerinden 

farklıdır.  

Malzeme aynıdır fakat bakış,  görüş,  hissediş farklı.  

Bu da insanların zevk ve beğenilerine yansır…


Peki benim bütün bunları niye yazdığıma gelirsek : )  
5 haftadır Sanatçının Yolu Adlı kitapta önerilen sabah sayfaları egzersizini yapıyorum.  Uyanır uyanmaz daha gözümün biri açılmamışken 3 sayfa zihin akışıyla yazı yazıyorum.
 Bu sabah zihnimden akanlara bakar mısınız? 
Beyin sen acayip bir şeysin. :))

Tavsiye ederim.

Sevgiyle...

İnstagram@bybucanni

21 Mayıs 2018 Pazartesi

Parfümün Dansı / Tom Robbins





"İşte şeytan denen varlık ,horozlara sabahın beşinde ötmeyi, uyuyan çiftçilerin yüzündeki gülümseme ifadesini silebilmek için öğretmiştir."Syf:45

"Haritasız ve rehbersiz yolculuk yapan gezginler için her beklenmedik plan değişimi bir sevinç dalgası yaratır." Syf:46

"İnsanoğlu bitkilerden ve hayvanlardan uzaklaşıyor. Yavaş yavaş onlarla bağını koparıyor. Günün birinde tekrar ilişki kurmak zorunda kalacak. Eğer evren yaşayacaksa, insanoğlu buna mecbur olacak."Syf:51

"Boşboğazlık bazen bir gemiyi batırır."Syf:68

"Biliyor musun, kadınların açtığı yarayı tedavi etmenin yolu yok gibidir..." Syf:82

"Kendi kaderini kendi tayin etmenin fiyatı hiçbir zaman ucuz değildir." Syf:97

"Durmadan akıp giden günlük dünyanın gerçekliğine ve kalıcılığına inanmak budalalıktır." Syf:104

"Kendi gemine kaptanlık edemiyorsan, hangi yanlış limana vardığına şaşırmamalısın."Syf:113

"Küçük mucizeleri kabul ettiğimiz zaman kendimizi büyük mucizeleri hayal edebilecek yeterlilikte hissederiz. Bir istiridyenin içinden parlak, canlı, lezzetli bir canlının çıkabileceğini kabul ettiğimiz anda, aynı kabuktan Afrodit'in geleceğini de kabul etmişiz demektir." Syf:129

"Arzu kelimesi, ortada bizim olmayan bir şeyin varlığını gösteriyor. Eğer her şeyimiz varsa, o zaman arzu olamaz; çünkü isteyecek bir şey kalmamış olur." Syf:138 

"Aşkın en yüce işlevi, sevilen insanı özgün ve yeri doldurulamaz yapmasıdır.
Aşkla mantığın​ farkı da şudur: Aşkın gözünde bir kurbağa pekâlâ prens olabilir. Oysa mantıkçının analizinde, aşığın önce o kurbağanın prens olduğunu kanıtlaması gerekir, ki bu girişim nice tutkunun parıltısını​ körletmeye yeter." Syf:171

"Gün gelecek toprak da mahvolma tehlikesiyle yüz yüze gelecek. Ormanlar, dereler, hatta gökyüzünün kendisi. " Syf:195

"Asıl neden, sizin bireycilik uygulayıcısı olmanızdır. İşte bu yeni birey fikri, nice insanın yolunu şaşırmasına, kendini Pan’dan güçlü sanmasına sebep olacaktır. O zaman kendilerini topraktan da üstün sanacaklar ve toprağın ırzına geçmeye, onu mahvetmeye başlayacaklar." Syf:196

"Bundan bin yıl sonra bir gün, bazı insanlar ölümü yalnızca zekâyla yenmeye kalkışacaklar. Yaşlılığa ve ölüme karşı birtakım ilaçlar vasıtasıyla savaş açacaklar. Zekâlarının bulduğu, icat ettiği iksirleri, tıbbi silahları kullanacaklar. Yaşlılık ve ölüm onlardan ve onların ilaçlarından kaçacak, gerileyecek. Ama ne yazık ki, yalnızca mantıkla mücadele ettikleri, ruh ve kalp konusunda ilerleme kaydetmedikleri için gerçek ölümsüzlük onlara nasip olmayacak. Ne var ki, zihinsel yeteneklerinin sağladığı sahte ölümsüzlük bile verilmemeli onlara. Verilirse çok büyük çapta kötüye kullanılacaktır. Bu yüzden, bugünden yemin etmeniz gerek. Eğer bu olaylar yer aldığında hâlâ yaşıyorsanız, onlarla mücadele etmeye, zihni kadar kalbini ve ruhunu da işe katmayan kimselere ölümsüzlük sağlanmaması için çalışmaya ahdetmelisiniz." Syf:197

"İnsan, varoluşu bir ödüller ve cezalar sistemi gibi görecek kadar yüzeysel olsa bile, zaferlerimizin karşılığını da yenilgimizin karşılığı gibi pahalıya ödediğimizi er geç anlar." Syf:202

"Üzüntünün hayatımı ölüleştirmesine izin vermemeliyim." Syf:252 

"İnsan mutsuzken dikkati hep kendine döner. Kendini çok ciddiye alır. Mutlular, yani kendilerini gerçekten severlerse, pek düşünmezler kendilerini. Mutsuzu neşelendirmeye çalıştığında, istemez, karşı çıkar. Çünkü dikkatini kendinden ayırıp evrene yöneltmek zorunda kalacaktır. Mutsuzluk kendine düşkünlüğün varacağı son noktadır. " Syf:228

"Hayata karşı merak beslemeyen, var olmaktan çok az sevinç duyan kimseler, bilinçaltında hastalıkla, kazayla ve şiddetle işbirliği yapar, onları kendi üstlerine çekerler." Syf:230


"Birisinin kendilerine, hayatın 'yor' kısmında bir şansları olduğunu, umutlarını 'mıştı' ya bağlamak zorunda olmadıklarını söylemesini istiyorlar." Syf:282


"Öyle çok konuşuyorsun ki, öldüğün zaman dilini ayrıca sopayla öldürmek zorunda kalacaklar." Syf:285

“Bence beynin büyümesi, belleğe yer kazandırmak içindi. Son deneyler, bize belleğin, belli sinir merkezlerinde değil, yaygın olarak tüm beyinde bulunduğunu açıklıyor. İnsanoğlu daha uzun yaşamaya başlayınca, entelektüel faaliyetlerinin alanı genişleyince, hatırlayacak daha çok şeyi oldu. Yani evinde daha çok dolap bulundurması gerekti diyelim. Ama işin ilginç olan yönü, yeni dolap alanının, o sıra ihtiyaç duyulanın çok üstünde olmasıydı. Hatta bugün gerekenden bile fazladır. Oysa bizler, o çağın insanından üç kat uzun ömür sürüyoruz. Faaliyetlerimiz de geometrik dizi olarak artıyor. Yoksa evrim, bizi ilerde, şimdikinden çok daha uzun yaşayacağımız günlere mi hazırlıyordu? Bellek alanının genişlemesi, uzun vadeli bir uzun ömür planının parçası mıydı? Bir ölümsüzlük numarası mıydı?” Syf:290

"Eskiden insanları mikroplar öldürürdü. Şimdi ise kötü alışkanlıklar öldürüyor." Syf:304

"Koku, beynimizin kullandığı dildir. Açlık, susuzluk, saldırganlık​, korku, şehvet... Beyin bunların hepsini koku dilinde yorumlar." Syf:310

“Yaşlılık bir hastalıktır. Belki doğaldır, ama sağlık da doğaldır, üstelik ötekinden çok daha iyidir. Aslında paslanma da doğal bir şey... öyle değil mi? Ama paslanma önlenebilir. Eğer önlemezsen, makineni mahveder. Yaşlanma için de aynı durum söz konusu. İnsan yaşlanır, çünkü vücudunun paslanmasına izin verir de ondan.” Syf:321

"Vücut, zihnin uşağıdır. Eğer vücudumuza durmadan, yetmiş ikiye vardığımızda nalları dikeceğimizi söylersek, yetmiş ikiye varınca gerçekten dikeriz nalları. "Syf:333

"Yazık ki vatanım için feda edecek bir tek canım var." Syf:337

“Günümüz aydınlarının en büyük başarısızlığı, mizahı ciddiye almaktaki yetersizliği olmuştur.”Syf:373

"Alobar "İnsan sonsuzluğu kadar yaşayacaksa,kalbiyle yaşamalı"dedi." Syf:401


Arka Kapak

Oyunculuk uçarılık değil, bilgeliktir' diyerek çılgınlık derecesinde 'oyuncul' romanlar yazan Tom Robbins, 
bu romanda hayatımızı var eden en temel kavramlar hakkında düşünmeye ve 
insanın doğayla ilişkisinin kopma sürecinin anlatıldığı düşsel / tarihsel bir yolculuğa çağırıyor bizi. 
Batı'dan Doğu'ya, oradan da Yeni Dünya'ya uzanan, ölümsüzlüğü kovalayan ve yüzyıllar süren bir yolculuktur bu. 
Batı, acı çekmeyi seven, mantığa, bireyciliğe ve üretime tapınanların diyarıdır. 
Doğu, aşka, boş zamana, münzeviliğe, bilinmezliğe hayatında yer veren insanların yaşadığı su ve parfüm diyarıdır. 
Yeni Dünya'da ise sadece 'başarı' ve hırs vardır. 
Yolculuğun en ilginç kişisi ise keçi ayaklı, zevk ve bereket tanrısı Pan'dır. 
Pan, insanların duyguları ile düşünceleri arasına duvar çekmeleri, yaşamak yerine, cennete kabul edilmek ve doğayı tahakküm altına almak için çalışmaları; dans, müzik ve aşkla ilgilenmek yerine, doğru ve yanlışla uğraşan Aristo, İsa ve Descartes'a inanmaları ile gücünü yitiren bir tanrıdır. 
Aynı zamanda Bay Mantıksız, Bay İçgüdü, Bay Hayvani Sır, Bay Çingene, Bay Korku, Bay Aydedeye Havlayan, Bay Şaşırtıp Kaçan, Bay Mastürbasyon, Bay İnatçı Güç, Bay Küstahlık, Bay Doğa En İyisini Bilir...dir.

Sevgiyle...

İnstagram@bybucanni

12 Şubat 2018 Pazartesi

Mutsuz Çocuklar Ülkesi / Özgür Bacaksız



Düşlerini yitirenler, aklını da yitirdi. 
Çocukluğunu kaybedenler, büyüklüğünü de kaybetti.
Kuşlar dünyaya inanmaktan vazgeçti... 

Altını çizdiğim satırlarım oldu ama çok mu severek okudum. Eh işte...

Sevgiyle...

22 Ocak 2018 Pazartesi

Sineklerin Tanrısı/ William Golding


Uçak kazası sonrası ıssız bir adaya düşen bir grup erkek çocuk 
adayı cehenneme çevirmeyi başarıyor. 
İşin içine liderlik mücadelesi girdiğinde çocukların bile ne derece vahşileşebileceğini görmek 
rahatsız edici. 
Her şeye rağmen içindeki iyiliği korumaya çalışan çocuklarsa umut verici. 
Adada sadece erkek çocukların olmasıysa ayrı bir ironi.



" Ayrı ayrı yaşantıları, ayrı ayrı duyguları olan iki kıta gibiydiler... "



"Oynamak hoştu ve yaşamları öylesine doluydu ki, umuda gerek duymuyorlar, umudun ne olduğunu unutuyorlardı."

"Kimi zaman benim de umurumda değil. Ya ben de ötekiler gibi olursam... Ya ben de umursamazsam. O zaman ne oluruz biz?"

"En büyük düşünceler, en basit olanlarıdır."

Sevgiyle...

3 Ocak 2018 Çarşamba

2017'de Ne Okumuşum

"Ben bu dünyaya kitap okumak, aklına esince yazı yazmak, akıllı arkadaşlarla 
fikir ve lakırdı yapmak için gelmişim." 
Demiş Sabahattin Ali.
Seninle aynı düşüncede olmak ne güzel Sevgili Sabahattin Ali.

Aklımda kaldığınca 2017 okumalarım

"Vicdan,
Tüm kalbimizin altında duran bir organ..
Vicdan, bir bebeği ilk ağlatan,
Bir ölüyü son terk eden...
Vicdan..."

Kırmızı Zaman/Mine Söğüt

*

"Haklı olmak ile nazik olmak arasında seçim yapmanız gerektiğinde, nazik olmayı seçin."

Mucize/R.j.Palacio

*

“Her gün aynı saatte gelmelisin” dedi tilki.

“Örneğin öğleden sonra saat dörtte gelirsen, ben saat üçte kendimi mutlu hissetmeye başlarım. Zaman ilerledikçe de daha mutlu olurum. Saat dörtte endişelenmeye ve üzülmeye başlarım. Mutluluğun bedelini öğrenirim. Ama günün herhangi bir vaktinde gelirsen, seni karşılamaya hazırlanacağım zamanı asla bilemem. İnsanın gelenekleri olmalıdır… ”

Küçük Prens/Antoine De Saint Exupery 

*

" Akıl, iki çeşittir: Birincisi, kazanılan akıldır...Sen, onu mektepte çocuk nasıl öğrenirse öyle öğrenirsin... Öbür aklın kaynağı ise candadır... Sen, çeşmeyi gönlünde ara!" 

Havva'nın Üç Kızı/Elif Şafak

*


İnek Elsie Q' nun gözünden; 
"Gördüğüme ne desem, bilemedim. 
Bütün aile oturmuş, hiç ses çıkarmadan ışıklı bir kutuya bakıyordu. 
Tanrılarıymış gibi huşu içinde, suspustular ve Kutu Tanrı konuşuyordu. 
Ya da işte, bir şeyler söylüyordu ve insanlar hem büyülenmiş hem de fena sıkılmış görünüyorlardı. 
Torba gibi bir şeyin içinden çıtırtılı bir şeyler yiyor ve burnum kadar kocaman kaplardan kabarcıklı, renkli su içiyorlardı. 
Herhalde Kutu Tanrının ayin şartları böyleydi ya, esasen anladığımı söyleyemem. 
Dedim ya, gariptir insanlar."

Kutsal İnek/David Duchovny 

*

"Bir başkasının yaşamı konusunda yargıda bulunmak bana düşmez! Bir tek kendim, yalnızca kendim için bir yargıya varabilir, bir şeyi seçer ya da yadsıyabilirim. 

Siddhartha/Herman Hesse

*

İstanbul, yangınları severdi. İstanbul, tarihini yazan yangınları severdi. İster inanın, ister inanmayın. İstanbul bir zamanlar baştan aşağı yangın demekti. Bir zamanlar ahşap şehir her yeni yangınla önce acıya sarınıp yerle bir olur, sonra sevince bürünüp yeniden dikilirdi. Bir oyun gibi. Acımasız çocukların, vahşi çocukların şuursuz ama bir o kadar da eğlenceli oyunu gibi... Bu yüzyıllarca böyle sürüp gitti. Ta ki, geçen yüzyıla... beton yüzyılına kadar. Ahşap egemenliğinin yıkılıp, taş, tuğla cumhuriyetinin kuruluşuna kadar. .. Artık yangınlar şehri yıkmıyor. Artık yangınlar insanları yutuyor.. Tıpkı şehri yıkmayan, insanları yataklarında uyurken zehirleyip, kavurup öldüren o kalleş bombalar gibi... Yangın çıkınca artık bir mahalle yok olmuyor, binalar küle dönmüyor, sadece insanlar ölüyor... İnsanlar ölüyor. .. İnsanlar ölüyor... 

Beş Sevim Apartmanı/Mine Söğüt

*

Bir erkeği babaya dönüştüren kız çocuklardır. Çünkü ancak bir kız çocuğu büyüten erkek kadınları anlamayı öğrenir. Aslında kadınları anlamak, dünyayı, doğayı ve hayatı anlamaktır. 📚

Toprak/Buket Uzuner

*

Bir insan bir insanda başka bir hayatın kapısını görünce aşık olur. Ne mutluluktur öte yandaki, ne de tadıyla meraklandıran bir acı. Aşk diye buna denir. Bir insan bir insanda tekinsiz bir ev görür.

Muz Sesleri/Ece Temelkuran

*

"Eğer sana seçme şansı verselerdi, kısacık hayatın ardından öleceğini bile bile yaşamayı kabul eder miydin?"

"Şimdiyi hiç yaşamayan, hiç yaşamaz."

"Sakın doğanın bir mucize olmadığını iddia etme. 
Sakın bana dünyanın bir masal olmadığını anlatma. Bunu kabul etmeyen, belki masalın sonuna yaklaştığında anlayacaktır ancak. Çünkü o zaman at gözlüklerimizi çıkarmak için son bir imkanımız oluyor, o zaman vedalaştığımız ve onu terk etmek zorunda olduğumuz bu mucizeye kendimizi feda etmek için son bir imkan." 🍊"Olanaksızı hayal etmenin özel bir ismi var. Biz ona "ümit" deriz."

Portakal Kız/ Jostein Gaarder

*

Zaten bu insanlar âleminde, organiği değer görmeyen tek şey insandı. Misal şu zenginler, Mercan'a köylü diye yüz vermezdi de işte böyle köy tavuğu buldu muydu, aman bu ne organik tavuk diye baştacı ederlerdi. Mercan'ın kendi bokunu yiyen bir hayvan kadar değeri yoktu demek...

Kul/Seray Şahiner

*


"Farkında mısınız,
sahip olduklarınızın, başkalarının da işine yarayabileceği bir büyük sofradır yeryüzü? 
Çok mu zor, karşılıksız ve çekinmeden, bir kibrit tanesini, bir tutam tuzu, bir kaya yarığına saklamak? Sonuna kadar tüketip, bitirmek yerine, ihtiyacımız kadarını alıp, geriye kalanını bizden sonrakilere bırakabileceğimiz bir hayat...

Peri Gazozu/ Ercan Kesal

*

"Yırtına bozula düzelecek bu dünya ama biz yetişemeyeceğiz nasılsa.

Tomris Uyar/Diz Boyu Papatyalar

*
Sevgiyle...

27 Aralık 2017 Çarşamba

Yerli Yersiz Cümleler / Nazan Bekiroğlu



Yerli cümleleri seviyordum, yersiz cümleler beni benden aldı.
Bütün  cümleleri tek tek yazma isteğimi yerli yersiz cümlelerin zaten tamamı bende duygusuyla savuşturdum.
Buyrun...

"Her ben dediğimde "affola," diyesim geliyor. syf:15
"Öyle yanlış kapılar çaldım, dünyalar bir araya gelse anlamayacaklara öyle güzel hikayeler anlattım ki. Helal ü hoş edelim mi şimdi?" syf:17

"Bildiklerim bir yana, kim bilir bilmeden nelerin yanından geçip gitmişim." syf:19

"Yazı kaderdir.Yazdığınız gelip sizi bulur, sizde gidip yazdığınızı bulursunuz."syf:40

"Seni kimsecikler duymadı, duyacak olana sen söylemedin." syf:89

"Seninle karşılaşmamız bir dostluktan fazlası içindi. Tanışmamız kaçınılmazdı, çünkü araya muhabbet ezelden girmişti." syf:137

"Bir anda garip bir huzur, bir sarmaşık gibi sarışan taşkın, arsız bir mutluluk duydu. Sanki kırk yıldır tanışıyorlardı, sanki onun yanında insanın canı hiç sıkılmazdı ve sanki onun yanında insana bir şey olmazdı." syf:137

"Aşk, bu dünyada ezel tanışıyla karşılaşmaktır. Ama hesapta ezeldeki o aşinaya hiç rastlamamak var, karşılaşıp tanımamak, yanından geçip gitmek var. Bulup da onun tarafından hatırlanmamak var. Onun tarafından tanınıp onu yalanlamak var. Buldum zannedip yanılmak var." syf:138

"İki bulut arasından aydınlanınca gökyüzü neler gördüğümü anlattığımda beni anlayan kalbe Bismillah!" syf:145

"En fazla sizinle ilgili olanın en az sizi ilgilendiriyor olması nedendir, bana bunu anlatın." Syf:151

"Aşkın yolları kazalıydı ve her kazanın bir belası vardı. Üstelik bela, kalubela'da yazılmıştı." Syf:178

"Aynı bulutlara bakıp birbirimizi anlamıyorsak. Yaz bitmiş güze girmişizdir." Syf:181

"Kalbin fikri ikna edemediği yerin adı nifak." Syf:187

"İki üşüme arasındaki ateşsiniz, geçti zannedersiniz. Geçmez." Syf:200

"El ver, geçmişimdeki bütün hakları sahiplerine helal edeyim. Her şeyle barışıp her şeyi affedeyim. Kendimden de helallik dileyeyim." Syf:216

"İnsanı insan yapan, kötü olmaya gücü olduğu halde iyi olmayı seçebilmesi." Syf:221

"Seç seçebildiğini. Ne olmak istersen, o sensin." Syf:221

"Sen kendini affedebiliyor musun, bana onu söyle. Başkaları seni affetmiş, affetmemiş, ama şuranda, kalbinde, bir cehennem kaynıyorsa, çok anlamsız bir şey bu." Syf:247

"Tüten bir baca kadar hayatı haber veren ne olabilir ki?" Syf:302

"Ruh huzur bulmak için asliyetine dönmek ister.İnsanın tabiat güzellikleri karşısında hissettiği sebepsiz mutluluk kendi doğasıyla karşılaşmasından kaynaklanır." Syf:353

"Bir bahçeniz varsa, sizin için mevsim, cep telefonlarının ekranındaki bir tarihten ibaret değildir sadece." Syf:356

"Sakarya'nın suyundan her kurbanlığın alnına bir damla sürüldüğünü ol sebep bu ölüm kalım savaşına bir ırmağın isminden daha fazla hiçbir ismin yakışmadığını biliyordum." Syf:368

"Yolun sonunda aynı kişiysem o zaman kına beni. Eğer aynı kalırsam benim de kör et gözlerimi." Syf:375

"Hayvanların konuşacağı gün var ya! Veyl ki veyl! Syf:435

"Dünyadan, yerine koyduğundan daha fazlasını alma." Syf:441

"Bir zamanlar "İyi ki cennet var," derdim. Şimdilerde "İyi ki cehennem var," diyorum." Syf:443

"Yalnızdım ve insanları seviyordum ama yine de yalnızlığımı daha çok seviyordum." Syf:446


Yerli Yersiz Cümleler / Nazan Bekiroğlu

Sevgiyle...

31 Temmuz 2014 Perşembe

Düğümlere Üfleyen Kadınlar/ Ece Temelkuran

Öylesine aldığım ama altını çizecek çok cümle bulduğum, 
kesinlikle yavaş yavaş hazmede hazmede okunması gereken bir kitap. 
Ortadoğulu dört kadının Tunus'tan Libya'ya, Mısır'dan Beyrut'a uzanan, geziyor gibi görünseler de kendilerini  bulmaya çalıştıkları bir yolculuk konu edilmiş.
Ece Temelkuran duygularımızı, zaaflarımızı değişik açılardan öyle güzel anlatmış ki. 
Muhammed'in deyimiyle tam bir kadınları anlama kılavuzu.
Bir çok kişi beğenmemiş kitabı ama benim tavsiye edebileceğim kitaplar arasında yerini buldu. 
Biraz derin bir kitap, yavaş gidiyor. Belki ondan  çok eleştirildi. 
Bütün kadınlara ve kadınları anlamaya istekli erkeklere tavsiye ediyorum.
Ayrıca kitapta bahsedilen Kartaca kraliçesi Dido'nun hikayeside çok etkileyici. Ve Muhammed'in uyanışı, müslüman erkeklerin gözüyle kadınlara bakışı.Ve tabi Arap Baharı...

Benim sevdiklerim;

*Keşke bir öğle uykusu olsa. Denize girsem, yıkansam uzun uzun, yatsam uyusam, 
uyandığımda şampuan kokusundan bir bulutun içinde bulsam kendimi. Türkiye'deki meseleler bitmiş olsa.

*Anlayacaksınız ki, hayat sizin nefesinizde. Başka hiçbir yerde değil. Hayatı siz kuracaksınız. Nefesinizi üfleyeceksiniz... Hayat... Nefesinizin yettiği kadar. 

*Sen bana öyle bakıyorsun ki; hemen kalkıp dönmek istiyorum. 
Eteklerinin dönüşünü gösteren, hayal kırıklıklarından habersiz bir kız çocuğu gibi. 

*Bu yolun kendi tercihiniz olduğunu kabul etmediğiniz için kahraman gibi değil, kurban gibi yürüyorsunuz.

*İslami kurallar tatlıcık, kimilerimiz için şapşallığı ve sersemliği düzene koymak için bir yasaklar silsilesi. 
Senin gibi nadide tipler için ise kalpteki iyi olma arzusuna çeki düzen veren bir dizginleme müessesesidir.

*Çünkü biz bahçemize inanıyoruz. kimseye göstermek için değil kendimiz için. 

*Besmele evreni sana destek olmaya çağırmaktır.

*İnsan ancak sevilince öğreniyor kendini sevmeyi. 

*Şimdi iki seçeneğin var. Ya düşersin ya yürür gidersin.

*Biz vurmayı dokunmak, kırmayı sevmek, öfkelenmeyi inanmak sanan çocuklardık.-Muhammed- 

*Amira, bize kadınları nasıl seveceğimizi anlatan bir kitap lazım. 
Yoksa hep böyle şapşal ve kavruk kalacağız. 
Bize kadınların nefesini genişletecek, o nefesin rüzgarına yelken açmamızı öğretecek bir kitap lazım. 
Yoksa biz ne kadar sevilsek tamir olmayız.

Sevgiyle...


(Arap Baharı: 21.yüzyılın en büyük olaylarındandır. Arap Dünyasında yaşanan en büyük harekettir. 2010 yılında başlayan ve günümüzde de süren, Arapcoğrafyasında yaşanan halk hareketlerine verilen ortak addır.)

11 Şubat 2014 Salı

Ustam ve Ben / Elif Şafak

" Allah'ın yarattığı, şeytanın şaşırttığı bunca insandan 
sadece bir avucu keşfedebilmiş Arzın Merkezini - iyi ile kötünün, geçmiş ile geleceğin, ben ve sen ayrımının kalmadığı; zamanın hep bu an olduğu, kavgasız savaşsız bir asude diyar. 
Buldukları yer öylesine güzelmiş ki dilleri tutulmuş.
  Melekler hallerine acıyıp iki seçenek sunmuşlar. 
Şayet konuşma kabiliyetlerini geri almak istiyorlarsa, gördüklerini unutmaları gerekiyormuş. 
Her şey silinecek ama kalplerinde bir boşluk kalacakmış. 
Eğer gördüklerini hatırlamayı tercih ediyorlarsa , o zamanda zihinleri bulanacakmış. 
Böylece, kimsenin bilmediği o beldeye varanların yarısı, yüreklerinde bir eksiklik duygusuyla dönmüş.Yarısı da akılları karışmış halde. 
Hasret çekenlere "aşıklar" denmiş; kafasında sorular olanlara da "şakirtler." 
Birinciler aşkı öğrenenlermiş, ikinciler ise öğrenmeye aşık."

**********

"Yaptığın işi gönlünde hissedersen, ırmaklar çağlar içinde."

********** 

"Diz çök, şükret Mevla'ya. Ne diye kurcalıyorsun?
Kucağına düşen nimeti öp başına koy, nereden geldin diye sorma."

**********

Hepimiz Aynı görünmez gök kubbenin altında yaşıyor, didiniyoruz. Zengin ve fakir, Müslüman ve vaftisli, kadın ve erkek, efendi ve köle, sultan ve filbaz, usta ve çırak...
Bütün ayrımların ortadan kalktığı bir hal var, tekmil sesler kubbede toplanıp som bir sessizliğe dönüştüğünde. Belki de kainatın merkezi yerin altında değil, üstünde: Kubbede.

Eif Şafak/Ustam ve Ben

Öğrenme aşkıyla geçti ömrümüz, aşkı öğrenemesek de…

Tarihimizin en önemli ve çalkantılı dönemlerinden biri olan 16. yüzyılda İstanbul… Hindistandan gelen beyaz bir fil ve onun sırlarla dolu bakıcısı: Çota ile Cihan. Filbaz aynı zamanda bir üstadın çırağı. Ustası ise Sinan. Bu toprakların yetiştirdiği en büyük mimar.
Elif Şafakın muazzam hayal gücü ve zengin diliyle Osmanlı tarihinin derinliklerine doğru şaşırtıcı bir yolculuğa çıkıyoruz. Karşılıksız bir aşk, iktidar kavgaları, yobazlığın ortasında yeşeren sanat ve beklenmedik bir ihanet…
Bir tarafta bilime ve öğrenmeye inananlar, bir tarafta gelişmeyi durduranlar...
Ustam ve Ben, tarihi kişiliklerin, camilerin, kütüphanelerin, türbelerin, köprülerin resmigeçit yaptığı, rengârenk, canlı, sürprizlerle dolu bir dönem hikâyesi…

Öyle bir hayal dünyası ki içindeki konular ve tartışmalar günümüze dair de çok şey söylüyor. Uzun süre hafızalardan silinmeyecek, çok konuşulacak bir roman.

"İstanbul dediğin unutkanlıklar şehri. Orada her şey suya yazılmış. Ustamın eserleri hariç, onunkiler taşa kazınmış. O taşlardan birine bir sır sakladık. Çok zaman geçti üzerinden, nice alametler birikti ama hâlâ orada olmalı, bıraktığımız noktada. Bilmem bulan çıkar mı? Bulsa bile anlar mı? Ustamdan geriye kalan yüzlerce eserden ve binlerce, binlerce taştan bir tanesi var ki, altında gizli Arzın Merkezi."


Sevgiyle ve Aşkla...

20 Temmuz 2013 Cumartesi

Yaseminler Tüter mi, Hala? / Alev Alatlı


Okuduğum ilk Alev Alatlı kitabı. 
Yakın tarihimizde yaşanan Kıbrıs meselesinin konu edilmesi bir yana, Naciye Eleni'nin yaşadıkları çok etkileyici. Başına gelen her şeye razı Allah' sığınmış bir küçük kadın, Eleni Klo Morias Naciye Arif.

Arka kapak
"Basılan ilk romanım Yaseminler Tüter mi, Hâlâ? Ocak, 1985'de çıktı... Öte yandan, Yaseminler Tüter mi, Hâlâ, Eleni olarak doğan, Naciye'ye dönüşen, Türk kocasına dört çocuk doğurduktan sonra eski Hisar göçmeni bir Anadolu Rum'u ile evlenen bir kadının sahiciye yakın hikâyesidir. Ben yazdığımda Kıbrıs ve Kıbrıs'a benimki türden bir yaklaşım moda değildi - kitap yerini tam bulmadı. Türkler fazla Yunan yanlısı, Yunanlılar fazla Türk yanlısı buldulardı - belki bundan sonra..."
- Alev Alatlı

"Her okuyuşumda içimin dalga dalga olduğunu bir tek Yasemin'lerde yaşadım. Her seferinde Naciye oldum paçalarım dolandı bacaklarıma. Peyker'e ağladım, Afroditi'yi bağrıma bastım her seferinde, Hasanimu ilk oğlum oldu. Arif'e çevremi verdim, Glafkos'un yatağında yasemin koktum.

Düşünülebilen her şeyin yaşanabildiğini, yaşanan hiçbir şeyin silinmediğini, her bulutun altında bir iz olduğunu yeniden bildim, yeniden bildim.

Koruk tadında bir yaşam bütün bunları düşündüren. Akdeniz sahillerinde sürüklenen başıboş bir yaprak, süt beyazı çırpı kollar. On birinde bir çocuk, Kaymaklı'nın Genabası. Eleni Klo Morias Naciye Arif, sen söyle bakalım, Yaseminler Tüter mi Hâlâ?"
-Ayşe Nalan Özübek

13 Mayıs 2013 Pazartesi

Can Feda Hz. Fatıma-Sibel Eraslan


Hz. Fatıma ki Allah Resulü’nün can parçası, dünya üstünde ona en çok benzeyen kişidir.

İlmin kapısı Hz. Ali’nin eşi, cennetin genç efendileri Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin’in annesi, iyilikler denizinin incisidir.

Üç günlük açlıktan sonra bile elindeki tek lokmadan feragat eden, Hz. Muhammed(sav) tarafından daima ayakta karşılanandır.

Ehl-i Beyt bir nur kandili, o ise bu nuru çevreleyen kristal fanus, Fahri Kainat’ın(sav) gözlerinin nurudur.

O Fatımadır. Ateşten kesik, ateşe uzak demektir. Allah'ın onu ve sevenlerini cehennem ateşinden uzak tutma muradıdır.

Son Peygamberinin soyunu devam ettiren Kevser, aynı zamanda Resulullah’a(sav) duyduğu şefkatle onun etrafında pervane gibi dönen, ‘Babasının Annesi’dir.

***

Belhli tüccar Cüneyd el Kındi, Kuşadalı Üveysi Haşim, Necefli Hacı Hüsrev, Botanlı Ramazan, Tıkritli bilge ebe Destigül Nine ve torunu Abbas… Dünyanın dört bir tarafından yollara düşen bu kişileri buluşturan tek şey Ehlibeyt aşkıdır. Kerbela, Medine ve Mekke güzergâhında uğradıkları her durak, geçtikleri her menzilde zamanın koridorları açılır ve Hz. Fatıma’nın hayatından kesitlerle karşılaşırlar.

Kevser’in kıyısında gezinen bir roman mı bu, yoksa bir şark hikâyesi mi? Şaşıracaksınız. (Arka Kapak)

***
Kitapta 'Divan-ı Zehra' adlı eserin kendisine ait olduğunu söyleyen Zebun bin Mestan , bunu Vali'ye ispatlamak için 40 gün boyunca 40 mesel anlatıyor.
Mesellerde Peygamber efendimiz'in (S.A.V) ve Hz. Fatma'nın hayatından kesitler var. Zaman zaman zor giden bir kitap olsada gözyaşlarımı tutamadığım yerler oldu, okumanızı tavsiye ediyorum.

Sevgiyle...

INSTAGRAM bybucanni

 

KAÇ KİŞİ ONLINE