firiokur etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
firiokur etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Aralık 2023 Perşembe

Huzursuzluğun Kitabı / Fernando Pessoa

İşte benim kitabım. 
İçe dönüklüğün kitabı.
Varoluşsal sancılarla dolu bir günlük.
Farkındalığı yükselten, düşündüren, sorgulatan, duygudan duyguya akıtan bir kitap. 
İçimdeki susmayan sesin tesellisi gibi. 
Nasıl tanımlasam, ne desem ifadem eksik kalır.
Özetle;
Kimisi için huzursuzluğun benim için içsel huzurun kitabı. 
Yanlız değilmişimin şahane belgesi. 
Felsefe severler, derinlerde kaybolmak isteyenler buraya...

*Hissetmek- ne renktir acaba?

"... perişanlığımdan yapılma uzun kaputuna sıkıca sarınmış, garda bir bankta kıvrılmış uyuyor kendimi be­ğenmişliğim..."

"Ve görmeden baktığım sokağa hâkim penceremden dışarı sarktığımda, 
kendimi birden, kurusun diye pencerelere asılan, 
sonra orada unutulup yavaş yavaş buruşan, 
sonunda da asıldığı yeri kirleten yaş bir toz bezi gibi hissettim."

*Ruhum bu haldeyken, hayatın hırpaladığı dertli bir çocuk olduğumu
bedenimin tüm bilinciyle hissediyorum.
Bir köşeye atılmışım, oyunlar oynayan başka çocukların seslerini duyuyorum.
Dalga geçer gibi verdikleri kırık, teneke oyuncağı sımsıkı kavrıyorum.
Bugün, 14 Mayıs, saat akşam dokuzu on geçe, hayatımın bütün tadı, bütün değeri
işte bundan ibaret.

*Özgürlük, yalnız kalabilmeye denir.
İnsanlardan uzaklaşabiliyorsan, onlara hiçbir muhtaçlığın, paraya ihtiyacın,
sürüye uyma içgüdün,
aşka, şana şöhrete hevesin ya da merakın yoksa özgürsündür,
bunların hepsi sadece yalnızlıktan ve sessizlikten beslenir.
Yalnız yaşayamıyorsan, doğuştan kölesin demektir."

Arka kapak
Fernando Pessoa 1935’te öldüğünde, sandığındaki eserlerinin sayısı tahmin bile edilemezdi. Onun elinden çıkmış şiirlerin, yazıların altında genellikle başka imzalar vardı. Üstelik bu isimler yalnızca birer takma ad değil, öyküsü, geçmişi, yazgısı, dünya görüşü farklı kişiliklerdi.

Ölümünden sonra elyazmaları derlenmeye başlandığı zaman bitmemiş eserler de bulundu içlerinde. Bernardo Soares imzalı Huzursuzluğun Kitabı da bunlardan biriydi. Tarihten, mitolojiden, edebiyattan, ruhbilimden haberdar bir 20. yüzyıl insanının gerçekliği yadsıyışının, kendini hayallere hapsedişinin güncesiydi bu. Gündüzleri bir mağazada çalışan, geceleri yalnızlığını yağmurun sesinde, ayak seslerinde duyumsayan bir Lizbonluydu Bernardo Soares ya da Fernando Pessoa.

Bugün sadece Portekiz edebiyatının değil tüm dünyanın en önemli eserlerinden biri olarak kabul edilen Huzursuzluğun Kitabı’ndaki her metin, kırık bir aynanın, gerçekliğin bir yanını yansıtan ve sonsuzca çoğaltan bir parçası.

Sevgiyle...

İnstagram@bybucanni


4 Eylül 2023 Pazartesi

Kelebekler Zamanı / Julia Alvarez


Bu gün size çok etkilendiğim bir kitapla geldim.

Kelebekler Zamanı/ Julia Alvarez

Kelebekler Zamanı 1930- 1961 yılları arasında Dominik Cumhuriyeti'nde başkanlık yapan

Rafael Trujillo'nun diktatör rejimine karşı çıkan 

dört kız kardeşin mücadelesini anlatıyor.

Gerçek olaylar, gerçek kahramanlar.

Sadece hikaye kurgu.

Mirabal Kardeşler...

Patria, Minerva, Maria Teresa( Mate) 

Dördüncü kız kardeş Dede.

Dominik halkının onlara verdiği isimleriyle 'Kelebekler'.

Yazar hikayeyi hayatta kalan Dede ve diğer üç kız kardeşin günlüklerinden yola çıkarak 

onların ağzından anlatıyor.

Bence bu anlatım şekli hikayeyi daha da derinleştirmiş.

Öyle ki okurken birilerinin günlüklerini gizlice okuyormuşsunuz ,

 öğrenmemeniz gereken şeyleri öğreniyormuşsunuz hissine kapılıyorsunuz.

Merak galip geliyor, hikaye akıp gidiyor.

Yaşanan olaylar sizi içine çekiyor.

Aslında kızların konforlu bir hayatı var.

Rejime ayak uydursalar, olanlara kör kalsalar, gül gibi geçinip gidecekler

ama onlar diğer kelebeklerin de uçmasını istiyor.

Hayatları pahasına özgürlük adına mücadeye devam ediyorlar.

Birçok kez hapsedilip birçok işkenceye maruz kalıyorlar.

Bütün bunları kendi ağızlarından dinlemek oldukça sarsıcı.

Okurların Kimi Patria'yı, kimi Minerva'yı okumayı sevmiş.

Ben en çok Maria Teresa (Mate)'yı okumayı sevdim.

İçlerinde en küçük, en naif, en kötü işkenceye maruz kalan o.

Canım Mate ❤

Katledildiklerinde en büyüğü 36 en küçüğü 25 yaşında.

Ev hapsindeyken resmi izinli olarak hapisteki kocalarını ziyaret etmek için yola çıktıkları gün, 

25 kasım 1960 günü

hain bir suikasta kurban gidiyorlar.

Dede kız kardeşlerinin katledildiği gün onlarla olmadığı için hayatta kalmayı başarıyor.

Kelebekler özgürlük yolunda elde ettikleri başarıyı hiçbir zaman göremiyor ancak 

 gelecekti kız kardeşlerinin yollarını açmayı başarıyorlar.

Birleşmiş milletler 25 kasım gününü kadına yönelik şiddetle mücadele günü ilan ediyor.


Bir de filmi varmış ben izlemedim ama olur ya izlersek diyr onu da buraya eklemiş olayım. 

"Tropico de Sangre"

Sevgiyle

İnstagram@bybucanni




18 Mart 2020 Çarşamba

08-12 2017 notlarım

-Nefret, kin besleyenin ruhunu yer, nefret edilen kişinin değil! Alize Herz Sommer

-Kabul etmek geleni ve teslim olmak...

-Tevafuk; Denk düşme, uygun gelme, kaçınılmaz tesadüf.

-Eğitim toprak olana kadar devam eder.

-Hayatını değiştirecek olan bilgi hangi kitapta, okumadan bilemezsin.

-Geçmişin bugünü esir almasına izin vermeyin.

-İyilik yaptığınız kimseye size iyilik yapma fırsatı verdiği için teşekkür edin.

-Yürü!
Araba esarettir. İnsanı köleleştirir. Kaynaşmayı önler. Dünyanın gerçeklerinden uzaklaşırsınız.

-Geçmişte atılan temeller bugünkü biz olmamızı destekler.

-Geçmiş şu anı belirliyor. Şu anda yarını belirleyecek.

- Dün inandıklarımız bugün getirdi. Bugün inandıklarımız yarını inşaa ediyor.

-Sevmek dokunmaktır.

-Ürettiğini tüketmek...

-İyi bir gün geçirmemize dair sunduğumuz sebeplerin ne kadarı dış koşullara bağlıysa istediğimiz istikrarlı mutluluğa ulaşmamız o kadar zor olur. Eğer huzurlu bir zihnimiz varsa insanlar ve koşullardan bağımsız olarak mutlu olabiliriz.

-Kitap okumak belkide bu alemde en çok zevk aldığım eylemdi . FB.
-Bütün gece ördüm ördüm ördüm. Sanırım benim meditasyonum da örgü örmek. FB

-Bütün günü yiyeceksiz, geceyi de düşünerek, gözüme uyku girmeden geçirdim; Hiç bir yararı olmadı.
En iyisi, insan bir şeyler öğrenmeli. Konfüçyüs/ seçme konuşmalar

-Bir gün kalkacaksınız ve hep hayal ettiğiniz şeyleri yapmaya vakit kalmamış olacak. Şimdi tam zamanı, harekete geçin! Paulo Coelho

-İçimizdeki savaşı bitirmedem dışımızdaki huzura eremeyiz.

- İncelikli düşünebilmek için ilk ve tek şart; düşünebiliyor olmak.

-Hiç bir şeyin fazlasını taşımak istemiyordu artık. Yalnızca yolculuklarda değil, hayatta da. Murathan Mungan

-Sıkıntı yok efendiler. Dert daima insana yol gösterir. Mevlana

-Her sabaha bir niyetle başla. Güne huzur niyetiyle başlamış bir insanın huzursuz olması mümkün değil.


08/12/2017 notlarım diye kaydetmişim bu notu, güzel notlar almışım taslaklarda kalmasın ;  )

Sevgiyle...

İnstagram@bybucanni

19 Şubat 2020 Çarşamba

FIRAT SUYU KAN AKIYOR BAKSANA Bir Ada Hikayesi1 / Yaşar Kemal


Epey biz zamandır yabancı yazarların kitaplarını okuduğum için bu gidişatı Yaşar Kemal'le bölmüş olmak beni pek memnun etti. 
Özellikle yabancı yazarlara ilgi duyduğumdan değil öyle tesadüf ettiğinden, yanlış anlaşılmasın. 
Kendi kültürümü, kendi yaralarımı, kendi insanımı, kendi geçmişimi Yaşar Kemal'in güzel anlatımıyla okumak bambaşkaydı. 
Kitap bir an olsun sıkmadan aktı gitti.
Güzel yurdumda tarih boyunca yaşanan acılar yüreğimi dağlarken, o adaya gidip yangınımı o güzellikte söndürmek istedim.  
Dili, dini, ırkı her ne olursa olsun, yurdumun bütün güzel insanlarını 
bir bir kucaklamak istedim. 

"... insan insan olmalı. "Syf:43


"Benim bildiğim ki; insanoğlu sürgün, muhacir bir yaratıktır.

Bir kuşlar böyle muhacirdirler. Bir bu gariban insanlar." Syf: 78

"Bir insan doğup büyüdüğü, bir parçası olduğu toprağını, denizini, evini, bahçesini, eliyle diktiği zeytin ağaçlarını, şeftalileri, kirazları nasıl bırakırda giderdi? Hiç direnmeden, sesini bile çıkarmadan, kuzu kuzu, yüreğindeki acıyı hiç dışa vurmadan..." Syf:90

"İnsanlar mı dünyayı çirkinleştiriyor, kirletiyorlardı acaba?" Syf:100

"Her neyse, geldin ya, ne için gelirsen gel, başım üstünde yerin var." Syf:110

"Sen hiç Sarıkamışı gördün mü kedi? 
Sarıkamış içinde Aynalı Çarşı. Aynalı Çarşı cehennem. Sen Aynalı Çarşıda uçup da denize gömülen gemileri hiç gördün mü? 
İyi ki görmedin. 
Sen hiç parça parça olmuş, üst üste tepelerce yığılmış, siperleri, koyakları, çukurları ağzına kadar doldurmuş ölüleri gördün mü? 
Ovalar dolusu çürümüş, kokmuş, kokusu insanı boğan ölülerin üstünden hiç yürüyerek geçtin mi? 
Sarıkamış savaşını görmemiş, yaşamamış insan dünyada hiçbir şeyi görmemiş, yaşamamış, demektir. 
Erzurum içinde Aynalı Çarşı. Sen kedi, sen hiç, uykucu, rahat, gerinen kedi, sen hiç Allahuekber dağında olup bitenleri gördün mü?
İnsan boyu, iki insan boyu karın içinde yalınayak, başı kabak, pantolonu yırtılmış, kaputsuz, ceketsiz, koyunları bit dolu, donmuş elleriyle kaşınamayanları, Rus topçusunun karlı dağları ateşe, zindana çeviren güllelerini, karla birlikte uçuşan kolları, bacakları, kollarla bacaklarla, gövdelerle birlikte gökten yağan kanları, Allahuekber dağlarının doruklarında fırtınaya, boraya tutulup donan, taş kesilen, donmuş kirpikleri, kaşları, donmuş gözleriyle bakan on binlerce askeri gördün mü hiç? 
Sen bunları görmediysen hiçbir şey görmedin demektir. Sen bunları görmediysen kedi, 
niçin bir tekneye binip de karşı kıyıda karaya çıkmıyorsun? 
Sen bunları görmediysen, 
insanların yüzüne bakmaktan niçin utanasın?" Syf:117

"Yalnız çocuklar böyle ağız dolusu, böyle mutlu gülerler." Syf:120

"Ölümüm mü yaklaşıyor, insan ölürken dünya İnsanın gözüne cennetten de daha güzel gözükürmüş."Syf:148

"Allahuekber dağlarındaki on binlerce ayakta donmuş, kazık kesilmiş, kardan adam olmuş askerler de bunun gibiydi. Gözleri de böyle ardına kadar açılmış, dünyaya hasret kalmış bakıyorlardı." Syf:182

"Biz aynı ateşin küllerinden doğduk." Syf:189 

"Ne demiş ermiş Tanasi, yeter ki bir damla insan teri boşa gitmesin. İnsan soyunun güzelliği alın terindedir." Syf:247

""Fırat," diyordu. "Fırat, günlerce, aylarca insan ölüleriyle doldu da taştı. Fırat suyu kan akıyor baksana... Dicle," diyordu. "Dicle günlerce, aylarca insan ölüleriyle doldu da taştı. Dünyanın bütün kartalları, çöle indiler, çölde insan etine doydular."" Syf:255

“Savaş icat eden görmesin cennet,” dedi." Syf:286



Fırat Suyu Kan Akıyor Baksana Bir ada hikayesi dörtlemesinin, ilk kitabıdır.

Dörtlemenin diğer kitapları; 
-Karıncanın Su İçtiği 
-Tanyeri Horozları 
-Çıplak Deniz Çıplak Ada dır.


Sevgiyle...

İnstagram@bybucanni

11 Ocak 2019 Cuma

Bakış Açısı


Günler ne çok çabuk geçiyor.  

Yirmiye gelene kadar zaman bu kadar hızlı akmıyordu.

Büyükler yaşlandıkça  zamanın yuvarlana yuvarlana  geçtiğini söylerlerdi.  

Haklıymışlar.

Bir bakıyorum pazartesi,  bir bakıyorum Cuma. 

Acaba işe gitmesek de günler böyle çabuk  geçer mi?

 Bizim büyükler kendilerini sürekli  meşgul tutarlar. 

 Acaba bomboş oturanlar içinde zaman bu kadar hızlı mı?

Bir çocuğun zaman algısıyla bir yetişkinin zaman algısı aynı mı?

Bence farklı.

 Hatta insanların aynı sesi duyuşu bile birbirinden farklı 

ve tabi ki bir görüntüyü görüşleri de.

 Evet herkes karşıdan gelen bir çocuğun çocuk olduğunu görebilir ama,

 detaylı görüşleri birbirlerinden kesinlikle  farklıdır.

 Biri çocuğu telaşlı olarak yorumlarken, diğeri  şımarık  olduğunu düşünebilir.  

Sanırım zevkler ve renkler muhabbeti de buradan gelir.

O yüzden bir grup Zeki Müren’i beğenirken bir Grup Bülent Ersoy’u beğenir.

 Aslında teknik olarak ikisinin de sesi mükemmeldir ama kişisel duyuş farklı olduğu için

 beğeni  oranı değişir.  

Hatta insanın aynada gördüğü kendisi ile başkasının gördüğü kendisi  bile değişiktir.
  
O sebepten insanların geneli kendilerine aynada baktıklarında kendilerini  beğenir. 

Ama dışarıdan bakan gözlerin hepside beğeni dolu değildir.  

Adriana Lima gibi  istisnalar tabi ki vardır, fakat sorsan belki o da kendi kendini beğenmez. 

Bütün bunlardan hasıl olan manaya gelirsek;

 Her bireyin görüşü,  duyuşu,  hissedişi  hatta beş duyusunu  da algılayışı birbirlerinden 

farklıdır.  

Malzeme aynıdır fakat bakış,  görüş,  hissediş farklı.  

Bu da insanların zevk ve beğenilerine yansır…


Peki benim bütün bunları niye yazdığıma gelirsek : )  
5 haftadır Sanatçının Yolu Adlı kitapta önerilen sabah sayfaları egzersizini yapıyorum.  Uyanır uyanmaz daha gözümün biri açılmamışken 3 sayfa zihin akışıyla yazı yazıyorum.
 Bu sabah zihnimden akanlara bakar mısınız? 
Beyin sen acayip bir şeysin. :))

Tavsiye ederim.

Sevgiyle...

İnstagram@bybucanni

22 Ekim 2018 Pazartesi

Para Mı? Mutluluk Mu?



56 yaşında hayata gözlerini yuman milyarder Steve Jobs’un yazdığı son yazı

İş yaşamında büyük başarılara ulaştım. Kimilerinin gözünde yaşamım başarının simgesi, fakat işin dışında çok az neşem oldu benim. İşin sonunda zenginliğim alışmış olduğum hayatın bana getirdiği tek gerçeklik. Ölümle yüzleştiğim şu anda, yatağımda uzanıp hayatımı gözlerimde canlandırırken, farkettim ki gururlandığım bilinirliliğim ve servetim ölümün karşısında ne kadarda anlamsızmış.

Arabayı kullanmak için, size para kazandırması için birilerini işe alabilirsiniz ancak hastalığınızı taşıması için kimseyi işe alamıyorsunuz. Kaybedilen maddesel şeyler bulunabilinir ya da yerine başkası konur fakat kaybedildiğinde bulunamayacak ya da yeri dolmayacak tek şey var o da “Yaşam.” Şu an hayatınızın hangi sahnesinde olursanız olun, zaman ile, o sahne perdesinin kapanması ile yüzleşeceksiniz.

Ailenize,eşinize,arkadaşlarınıza çok kıymet verin ve sevin. Kendinize iyi davranın ve insanlara değer verin. Yaşlandıkça ve umut ediyorum akıllandıkça farkediyorsunuz ki 300 dolarlık saat de 30 dolarlık saat de aynı zamanı söylüyor. İç huzurun bu tarz şeylerle elde edilemediğini anlıyorsunuz. İster first class ister ekonomi uçun, bilin ki o uçak düşerse siz de düşeceksiniz. 

O yüzden umut ederim ki şunu anlarsınız; kahkaha attığınız, sohbet ettiğiniz,şarkılar söylediğiniz, kuzeyden,güneyden,Doğudan,batıdan,cennetten ve dünyadan konuştuğunuz,ahbaplarınız,dostlarınız, eski arkadaşlarınız, erkek kardeşiniz,kız kardeşiniz varsa bilin ki gerçek mutluluk bu. 

Çocuklarınızı zengin olması için eğitmeyin, onları mutlu olmaları için eğitin. Böylelikle büyüdüklerinde herşeyin fiyatını değil,değerini bilirler. 

Yemeğinizi ilacınız gibi yiyin aksi halde ilacı yemek yerine yersiniz.

Sizi seven kişi sizi asla bırakmayacaktır. Bırakmak için yüzlerce neden saysa da mutlaka sizde kalmak için neden bulacaktır. Bilin ki insan ile insan olabilmek arasında çok büyük fark var ve bunu anlayan çok az insan var. Doğduğunuzda sevildiniz ve ölürken de sevileceksiniz. Bu arada kalan zamanı başarmak zorundasınız.

Hayattaki en iyi altı doktor güneş ışığı ,dinlenmek,egzersiz yapmak, sağlıklı yemek,kendine güven ve arkadaşlar. Bunları hayatınızın her evresinde muhafaza edin ve sağlıklı bir ömrün tadını çıkarın.

Steve Jobs

İnstagram@bybucanni

21 Mayıs 2018 Pazartesi

Parfümün Dansı / Tom Robbins





"İşte şeytan denen varlık ,horozlara sabahın beşinde ötmeyi, uyuyan çiftçilerin yüzündeki gülümseme ifadesini silebilmek için öğretmiştir."Syf:45

"Haritasız ve rehbersiz yolculuk yapan gezginler için her beklenmedik plan değişimi bir sevinç dalgası yaratır." Syf:46

"İnsanoğlu bitkilerden ve hayvanlardan uzaklaşıyor. Yavaş yavaş onlarla bağını koparıyor. Günün birinde tekrar ilişki kurmak zorunda kalacak. Eğer evren yaşayacaksa, insanoğlu buna mecbur olacak."Syf:51

"Boşboğazlık bazen bir gemiyi batırır."Syf:68

"Biliyor musun, kadınların açtığı yarayı tedavi etmenin yolu yok gibidir..." Syf:82

"Kendi kaderini kendi tayin etmenin fiyatı hiçbir zaman ucuz değildir." Syf:97

"Durmadan akıp giden günlük dünyanın gerçekliğine ve kalıcılığına inanmak budalalıktır." Syf:104

"Kendi gemine kaptanlık edemiyorsan, hangi yanlış limana vardığına şaşırmamalısın."Syf:113

"Küçük mucizeleri kabul ettiğimiz zaman kendimizi büyük mucizeleri hayal edebilecek yeterlilikte hissederiz. Bir istiridyenin içinden parlak, canlı, lezzetli bir canlının çıkabileceğini kabul ettiğimiz anda, aynı kabuktan Afrodit'in geleceğini de kabul etmişiz demektir." Syf:129

"Arzu kelimesi, ortada bizim olmayan bir şeyin varlığını gösteriyor. Eğer her şeyimiz varsa, o zaman arzu olamaz; çünkü isteyecek bir şey kalmamış olur." Syf:138 

"Aşkın en yüce işlevi, sevilen insanı özgün ve yeri doldurulamaz yapmasıdır.
Aşkla mantığın​ farkı da şudur: Aşkın gözünde bir kurbağa pekâlâ prens olabilir. Oysa mantıkçının analizinde, aşığın önce o kurbağanın prens olduğunu kanıtlaması gerekir, ki bu girişim nice tutkunun parıltısını​ körletmeye yeter." Syf:171

"Gün gelecek toprak da mahvolma tehlikesiyle yüz yüze gelecek. Ormanlar, dereler, hatta gökyüzünün kendisi. " Syf:195

"Asıl neden, sizin bireycilik uygulayıcısı olmanızdır. İşte bu yeni birey fikri, nice insanın yolunu şaşırmasına, kendini Pan’dan güçlü sanmasına sebep olacaktır. O zaman kendilerini topraktan da üstün sanacaklar ve toprağın ırzına geçmeye, onu mahvetmeye başlayacaklar." Syf:196

"Bundan bin yıl sonra bir gün, bazı insanlar ölümü yalnızca zekâyla yenmeye kalkışacaklar. Yaşlılığa ve ölüme karşı birtakım ilaçlar vasıtasıyla savaş açacaklar. Zekâlarının bulduğu, icat ettiği iksirleri, tıbbi silahları kullanacaklar. Yaşlılık ve ölüm onlardan ve onların ilaçlarından kaçacak, gerileyecek. Ama ne yazık ki, yalnızca mantıkla mücadele ettikleri, ruh ve kalp konusunda ilerleme kaydetmedikleri için gerçek ölümsüzlük onlara nasip olmayacak. Ne var ki, zihinsel yeteneklerinin sağladığı sahte ölümsüzlük bile verilmemeli onlara. Verilirse çok büyük çapta kötüye kullanılacaktır. Bu yüzden, bugünden yemin etmeniz gerek. Eğer bu olaylar yer aldığında hâlâ yaşıyorsanız, onlarla mücadele etmeye, zihni kadar kalbini ve ruhunu da işe katmayan kimselere ölümsüzlük sağlanmaması için çalışmaya ahdetmelisiniz." Syf:197

"İnsan, varoluşu bir ödüller ve cezalar sistemi gibi görecek kadar yüzeysel olsa bile, zaferlerimizin karşılığını da yenilgimizin karşılığı gibi pahalıya ödediğimizi er geç anlar." Syf:202

"Üzüntünün hayatımı ölüleştirmesine izin vermemeliyim." Syf:252 

"İnsan mutsuzken dikkati hep kendine döner. Kendini çok ciddiye alır. Mutlular, yani kendilerini gerçekten severlerse, pek düşünmezler kendilerini. Mutsuzu neşelendirmeye çalıştığında, istemez, karşı çıkar. Çünkü dikkatini kendinden ayırıp evrene yöneltmek zorunda kalacaktır. Mutsuzluk kendine düşkünlüğün varacağı son noktadır. " Syf:228

"Hayata karşı merak beslemeyen, var olmaktan çok az sevinç duyan kimseler, bilinçaltında hastalıkla, kazayla ve şiddetle işbirliği yapar, onları kendi üstlerine çekerler." Syf:230


"Birisinin kendilerine, hayatın 'yor' kısmında bir şansları olduğunu, umutlarını 'mıştı' ya bağlamak zorunda olmadıklarını söylemesini istiyorlar." Syf:282


"Öyle çok konuşuyorsun ki, öldüğün zaman dilini ayrıca sopayla öldürmek zorunda kalacaklar." Syf:285

“Bence beynin büyümesi, belleğe yer kazandırmak içindi. Son deneyler, bize belleğin, belli sinir merkezlerinde değil, yaygın olarak tüm beyinde bulunduğunu açıklıyor. İnsanoğlu daha uzun yaşamaya başlayınca, entelektüel faaliyetlerinin alanı genişleyince, hatırlayacak daha çok şeyi oldu. Yani evinde daha çok dolap bulundurması gerekti diyelim. Ama işin ilginç olan yönü, yeni dolap alanının, o sıra ihtiyaç duyulanın çok üstünde olmasıydı. Hatta bugün gerekenden bile fazladır. Oysa bizler, o çağın insanından üç kat uzun ömür sürüyoruz. Faaliyetlerimiz de geometrik dizi olarak artıyor. Yoksa evrim, bizi ilerde, şimdikinden çok daha uzun yaşayacağımız günlere mi hazırlıyordu? Bellek alanının genişlemesi, uzun vadeli bir uzun ömür planının parçası mıydı? Bir ölümsüzlük numarası mıydı?” Syf:290

"Eskiden insanları mikroplar öldürürdü. Şimdi ise kötü alışkanlıklar öldürüyor." Syf:304

"Koku, beynimizin kullandığı dildir. Açlık, susuzluk, saldırganlık​, korku, şehvet... Beyin bunların hepsini koku dilinde yorumlar." Syf:310

“Yaşlılık bir hastalıktır. Belki doğaldır, ama sağlık da doğaldır, üstelik ötekinden çok daha iyidir. Aslında paslanma da doğal bir şey... öyle değil mi? Ama paslanma önlenebilir. Eğer önlemezsen, makineni mahveder. Yaşlanma için de aynı durum söz konusu. İnsan yaşlanır, çünkü vücudunun paslanmasına izin verir de ondan.” Syf:321

"Vücut, zihnin uşağıdır. Eğer vücudumuza durmadan, yetmiş ikiye vardığımızda nalları dikeceğimizi söylersek, yetmiş ikiye varınca gerçekten dikeriz nalları. "Syf:333

"Yazık ki vatanım için feda edecek bir tek canım var." Syf:337

“Günümüz aydınlarının en büyük başarısızlığı, mizahı ciddiye almaktaki yetersizliği olmuştur.”Syf:373

"Alobar "İnsan sonsuzluğu kadar yaşayacaksa,kalbiyle yaşamalı"dedi." Syf:401


Arka Kapak

Oyunculuk uçarılık değil, bilgeliktir' diyerek çılgınlık derecesinde 'oyuncul' romanlar yazan Tom Robbins, 
bu romanda hayatımızı var eden en temel kavramlar hakkında düşünmeye ve 
insanın doğayla ilişkisinin kopma sürecinin anlatıldığı düşsel / tarihsel bir yolculuğa çağırıyor bizi. 
Batı'dan Doğu'ya, oradan da Yeni Dünya'ya uzanan, ölümsüzlüğü kovalayan ve yüzyıllar süren bir yolculuktur bu. 
Batı, acı çekmeyi seven, mantığa, bireyciliğe ve üretime tapınanların diyarıdır. 
Doğu, aşka, boş zamana, münzeviliğe, bilinmezliğe hayatında yer veren insanların yaşadığı su ve parfüm diyarıdır. 
Yeni Dünya'da ise sadece 'başarı' ve hırs vardır. 
Yolculuğun en ilginç kişisi ise keçi ayaklı, zevk ve bereket tanrısı Pan'dır. 
Pan, insanların duyguları ile düşünceleri arasına duvar çekmeleri, yaşamak yerine, cennete kabul edilmek ve doğayı tahakküm altına almak için çalışmaları; dans, müzik ve aşkla ilgilenmek yerine, doğru ve yanlışla uğraşan Aristo, İsa ve Descartes'a inanmaları ile gücünü yitiren bir tanrıdır. 
Aynı zamanda Bay Mantıksız, Bay İçgüdü, Bay Hayvani Sır, Bay Çingene, Bay Korku, Bay Aydedeye Havlayan, Bay Şaşırtıp Kaçan, Bay Mastürbasyon, Bay İnatçı Güç, Bay Küstahlık, Bay Doğa En İyisini Bilir...dir.

Sevgiyle...

İnstagram@bybucanni

7 Mayıs 2018 Pazartesi

Kağıt Ev / Carlos Maria Dominguez




"Kitaplar insanların kaderlerini değiştirir."Syf:8

"Büyükannem ne zaman yatakta kitap okuduğumu görse bana, "Bırak şunu, kitaplar tehlikelidir,"derdi."Syf:8

"onu hayattan alıp götürecek olanın yine bu olacağını bilemeden hayatını edebiyata adadı."Syf:9

"Çoğunlukla bir kitaptan kurtulmak ona sahip olmaktan daha zordur. Kitaplar, sanki asla geri dönemeyeceğimiz bir anının tanıkları gibi, bir ihtiyaç ve unutkanlık anlaşmasıyla tutunurlar insana."

"Kimse bir kitap kaybetmek istemez. Bir daha okumayacak olsak da başlığında eski, belki de kaybolmuş bir duyguyu taşıyan bir kitabı kaybetmektense bir yüzük, saat ve ya şemsiye kaybetmeyi yeğleriz." Syf:14

"Sadece çok uzak bir gelecekte bana faydası olacak kitapları, genel okuma çizgimin dışında kalanları ve bir kez okuyup da bir daha yıllar boyu, belki de hiçbir zaman kapağını bile açmayacaklarımı neden evde tuttuğumu defalarca sordum kendime." Syf:14 

"Sırf ziyaretçilerinin kütüphane raflarındaki kitaplara hayran hayran bakabilmeleri için mutfakta kahve hazırlama işini kasten uzatan bir filoloji profesörü tanıdım."Syf:14

"Biz okurlar, sadece eğlence amaçlı olsa bile, arkadaşlarımızın kütüphanesini gözleriz. Bazen sahip olmadığımız ama okumak istediğimiz bir kitabı bulmak için yaparız bunu, bazense karşımızdaki hayvanın ne ile beslendiğini öğrenmek için."Syf:15

"Buenos Aires'liler ellerinde kulaklarına dayalı cep telefonları ile dolanıyor, arabalarını cep telefonlarını omuzlarıyla kulakları arasına sıkıştırmış bir şekilde kullanıyor, toplu taşıma araçlarında, süpermarketlerde yine cep telefonuyla konuşuyor ve sokakları bile, sanki sözel bir virüs hayatlarının kontrolünü ele geçirmişçesine, bu şekilde süpürüyorlardı." Syf:17

"Kitapları gündelik hayatla kirletmemem gerektiğini zamanında fark ettim. İster istemez kirleniyorlar." Syf:26

"Kendimi bildim bileli birbiri ardına kitap satın alıp duruyorum. İnşa edilen bir kütüphane, yaratılan bir hayat demektir." Syf:27

"Kitapları buluyor ve onların bizi başka bir yere götürmelerine olanak tanıyoruz." Syf:27

"...bazen sadece tek bir bölümü anlamak için yirmi kitap daha okumam gerekiyor. Bu işe kesinlikle bayılıyorum." Syf:27

"Eline ne zaman para geçse kitap alırdı." Syf:28

"19.yüzyıl Fransız edebiyatı,onun hafif uykusuna gece bekçiliği yapıyordu diyebilirim." Syf:28

"Duşun olduğu yer hariç tüm banyo duvarları kitap kaplıydı ve kitaplara bir şey olmamasının nedeni buharı önlemek adına sıcak suyla yıkanmaktan vazgeçmesiydi. Yaz kış soğuk suyla yıkanırdı." Syf:30

"Kimi fikirlerin aklımı çeldiğini itiraf etmeliyim ama bir okur zaten var olan yolda ilerleyen bir yolcudur. Ve bu yol sonsuzdur. Ağaç kaleme alınmıştır çoktan; taşı ve dalı kıpırdatan rüzgâr, bu dala duyulan özlem ve gölgelerini yasladıkları sevda... Normalde yabancısı olacağım bir zaman dilimi olan günde birkaç saati bu yolda geçirmekten daha büyük bir mutluluk bilmiyorum. Bir ömür yetmez bu yolda yürümeye. Borges'in bir cümlesinin yarısını çalayım: Kütüphane zamana açılan bir kapıdır." Syf:31

"Kitaplarin kenarına bir şeyler karaladiginda, renkli kalemlerle satırların altını çizdiğinde,anlatılmak istenen hissi daha iyi kavradigini söylerdi."Syf:31

"Okumaya ayıracak kısıtlı zamanıma hayıflanıyorum ama kitap okumak için bütün bir günü, isterse gecesi olan bir adam düşünün. Ve istediği kitabı satın alabilecek paraya sahip bir adam. Sınırı yoktur. Arzusunun insafına kalmıştır." Syf:32

"İnsan pek çok kitabı fethedebilir ama bir kaşif onları idare etmekle yükümlüdür." Sfy:34

"Orada, şu an sizin oturduğunuz yerde oturduğu bir akşam bana kavgalı yazarları aynı rafa koymamaya karar verdiğini açıkladı." Syf:35

"Goethe’yi Wagner operası dinleyerek ya da Baudelaire’i Debussy eşliğinde okumayı severim. Bu, yolculuğun bir parçasıdır ve sizi temin ederim alınan haz, her anlamda, en üst düzeydedir." Syf:38

"Elektriğin icadından önce yazılan eserleri mum ışığında okumanın esprisini yapardık." Syf:38

"Bir koleksiyoncu için yangın sözcüğü düşlerin yanıp kül olmasıyla eş değerdir." Syf:41

"Muhtemel tehlikeyi hiç dillendirmezsek onun gerçekleşmeyeceğini varsayarız; kendimizi bu şekilde sakınacağımızı zannederiz." Syf:41

"Hala benim arkadaşım onlar.Kışın üzerimi örtüyor,yazın gölge yaratıyorlar. Beni rüzgarlardan koruyorlar.Kitaplar benim evim."  Syf:47

"Pek çok sözlük asıl amaçları için kullanıldığından daha çok ütü ve düzleştirici olarak kullanılmıştır ve hiç de az değildir içlerinde mektuplar,banknotlar ve sırlar saklayan,raflara gizlenmiş kitapların sayısı.
İnsanlar kitapların kaderlerini de değiştirir." Syf:49 

"Bir vazo, bir kahve makinesi yahut bir televizyon bir kitaptan çok daha önce eskir yahut kırılıp bozulur. Bir kitap, sahibi onu parçalamak, sayfalarını yırtmak, ateşe atmak istemediği sürece işlevini yitirmez."Syf:49

"Arjantin'deki son askeri diktatörlük döneminde pek çok insan kitaplarını tuvaletlerde, banyolarda yaktı veya bahçelere gömdü. Adları kötüye çıkan ciltler, tehlike oluşturmaya başlamıştı. Kitaplar ve kendi hayatları arasında seçim yapmak zorunda kalan Arjantinliler kitaplarının cellatları olmayı seçtiler." Syf: 49

Arka Kapak

Bazı insanlar kitap okumaz, bazıları okur ve kimileriyse okumakla kalmayıp onlarla birlikte yaşar. 
Kâğıt Ev, işte bu kitap tutkunlarından Carlos Brauer’in ve onun -bir edebiyat profesörü olan- Bruma Lennon’la olan gizemli ilişkisinin, bu ilişkinin gün yüzüne çıkmasına neden olan bir Joseph Conrad cildinin, kitap ve okuma aşkıyla dolu yaşamların hikâyesi...


Sevgiyle...

İnstagram@bybucanni

2 Nisan 2018 Pazartesi

Fahrenheit 451 / Ray Bradbury



"Demek yürüyorsunuz?" dedi polis memuru, "Sadece yürüyor musunuz?"
Başımla onaylayarak açık gerçeği hazmetmesini bekledim.
"Pekala," dedi polis memuru, "Bir daha yapmayın!" Syf:8

"Bazı şeylere bakmayı, koklamayı ve bazen de bütün gece uyanık kalıp yürümeyi ve güneşin doğuşunu izlemeyi severim." Syf:28

"Uzun zaman önce itfaiyecilerin yangınları başlatmak yerine, söndürdükleri söylenir, doğru mu?" Syf:29

“Ben bazen sürücülerin çimen ya da çiçek nedir bilmediklerini düşünüyorum. Çünkü onları asla yavaş gidip göremezler,” syf:30

"..., çağımız kullanıp atılan kağıt mendil çağı. Burnunu bir kişiye sil, buruşturup at, başka birini al, buruştur at." syf:41

"Psikiyatrist, niçin dışarı çıktığımı, ormanda bisikletle dolaştığımı, kuşları seyrettiğimi ve kelebekleri topladığımı bilmek istiyor." Syf:48

"İnsanlar hiç bir şey konuşmuyorlar.... Çoğunlıkla, arabaların, elbiselerin ve yüzme havuzlarının isimlerini sayıyorlar ve ne kadar harika olduklarını söylüyorlar. Hiç kimse diğerlerinden farklı bir şey söylemiyor." Syf:59

"Keşke onun beynini alıp kuru temizlemeciye götürüp, ceplerini boşaltıp, 
buhara tuttuktan sonra, yeniden kolalayıp sabahleyin geri getirebilselerdi. 
Keşke..." Syf:40

"Ben anti-sosyalim, öyle diyorlar. Onların arasına karışmıyorum. 
Çok garip. Ben aslında çok sosyal biriyim. 
Bu tümüyle, sosyalle ne kastettiğimize bağlıdır, değil mi? 
Bana göre sosyal demek, bu gibi şeyler hakkında konuşmak demektir. 
Ön bahçedeki ağaçtan dökülen kestaneleri çatırdattı. 
Ya da dünyanın ne kadar tuhaf olduğundan söz etmektir. 
İnsanlar birlikte olmak güzel. Fakat bir grup insanı bir araya getirerek, sonra da benim konuşmama izin vermemek sosyallik değildir bence. 
Ya sence?" Syf:57

"Eski zamanlarda bazen resimler bir şeyler söylermiş, hatta insanları bile gösterirmiş." Syf:59

"Kitaplarda bir şeyler olmalıydı, hayal edemeyeceğimiz bir şeyler, 
kadının yanan bir evde kalmasını sağlayacak bir şeyler; orada bir şeyler olmalı.
Bir hiç için kalmazsın." Syf:85

"Geçen gece, son on yıldır kullandığım gaz yağını düşündüm . Ve kitapları düşündüm. 
İlk kez anladım ki bütün kitapların arkasında bir insan vardı. 
Her birini bir insan düşünüp yaratmıştı. 
Bir insan onları kağıda dökmek için günlerini veriyordu. Ben bunları düşünmeyi bile daha önce asla düşünmemiştim. "Montag yataktan kalktı.
Adamın ömrü boyunca çevresine ve etrafına bakarak, yaşamı izleyerek yazdığı şeyi, ben geleyim iki dakika içerisinde bum diye yakıp bitireyim." Syf:86

"Düğmenin yerini fermuar aldı, insanın gündoğumunda giyinirken düşünecek kadar bile zamanı, bir felsefe saati, dolayısıyla da melankoli saati yok." Syf:91

"Herkese daha çok spor, topluluk ruhu, eğlence düşüyor ve düşünmen gerekmiyor değil mi?" Syf:93

"Yaşamımızın her saniyesinde nasıl da kalkıyor bu bombardıman uçakları! Niçin hiç kimse bu konuda konuşmak istemiyor? " Syf:114

"Söylentiler duydum; dünya açlıktan ölüyormuş, fakat biz iyi besleniyoruz. Dünyanın ağır şartlarda çalıştığı ve bizim eğlendiğimiz doğru mu?" Syf:114

"Belki kitaplar bizi yarım da olsa mağaralarımızdan çıkartabilirler." Syf:114

"Ben şeylerden söz etmem, bayım""Ben şeylerin anlamlarından söz ederim. Burada otururum ve yaşadığımı bilirim." Syf:116

"Sadece söylemek zorunda olduğum şeyleri dinleyecek birini istiyorum." Syf:126

"Bilmiyorum. Mutlu olmak için ihtiyacımız olan her şeye sahibiz, ama mutlu değiliz." Syf:126

"TV oturma odasına bir tohum ektikten sonra onun sizi kavrayan pençesinden kendisini kurtaran olmuş mu? Sizi istediği biçimde yetiştirir." Syf:128

"İnsanlar neden insanları incitmek ister? Dünyada yeterince incitecek şey yokmuş gibi." Syf:152

"Hata yapmaktan korkuyorsun. Korkma. Hatalardan yararlanılabilir." Syf:156

"Yetersiz bilgi tehlikeli bir şeydir." Syf:159

"Bugünlerde insanlar, kendilerine bir şey olmayacağından çok emin görünüyorlar.
Başkaları ölecek, ben yaşayacağım. Sonuç yok, sorumluluk yok." Syf:171

"Kendimize telkin etmemiz gereken en önemli şey bizim önemli olmadığımızdı. Bilgiçlik taslamamalı ve kendimizi dünyanın diğer insanlarından üstün görmemeliydik." Syf:222

"...,herkes öldüğü zaman geride bir şey bırakmalı. Bir çocuk, bir kitap, bir resim, bir ev, yapmış olduğu bir duvar ya da ekili bir bahçe. Ellerinin bir şekilde dokunduğu ve ruhunun öldüğün zaman gidebileceği bir şey. Öyle ki insanlar senin diktiğin ağaç ya da çiçeğe baktığı zaman seni orada görebilsinler.

Ne yaptığın önemli değil, derdi, yeter ki sen ellerini onun üstünden çektiğin zaman, ona dokunduğun zamanki halini değiştiren bir şey yapmış olasın. Otları sadece biçen bir adamla, gerçek bir bahçıvan arasındaki fark dokunuştadır." Syf:226

" 'Gözlerini merakla doldur,' dedi, ve sanki on saniye sonra ölecekmişsin gibi yaşa. Dünyayı gör." syf:228


*****

Ne güzel bir kitaptın sen Fahrenheit 451, bunca zamandır nasıl okumadım ben seni. Müthiş bir kitaptı. Ray Bradbury nin öngörüsüne , felsefesine hayran kaldım. Kitabı okuduktan sonra filmini de izlemek istedim. 1966 yapımını buldum fakat, film benim kitabı okurken kurguladığım dünyanın teknolojik olarak çok gerisinde kaldı. Ararken filmin 2018 versiyonunun fragmanına denk geldim. 2018 Mayısta vizyona girecekmiş. İşte bu filmdeki görseller tamda benim kafamdaki görüntülerdi. Kesinlikle okumanızı tavsiye ederim. 

Sevgiyle...

23 Mart 2018 Cuma

Drina'da Son Gün / Faik Baysal



Tito’dan önce büyük Yugoslavya, Alman faşizminin çizmeleri altında eziliyordu. Bu cennet ülkeyi Yugoslavya yapan bütün değerler ayaklar altına alınmış, halklar birbirine düşman kesilmişti. Savaş ne yazık ki güncelliğini hiç yitirmedi...

"İnsan unutan, hem de çok çabuk unutan bir varlıktı." Syf:94

"Savaş yalnız kentin barış günlerinde ışıl ışıl yanan çarşısını değil, içinde yaşayan binlerce insanın aydınlık dünyasını da karartmıştı."Syf:114

"Din ve politika birleştirici olmalı, ayırıcı ve bölücü değil." Syf:126

"Ne kadar çirkinlik varsa onların yaratıcıları hep erkeklerdi. Kavgaların ve savaşların hepsi erkeklerindi. Barış yanlız analarındı." Syf:145

"Niye bunalsın? Kitap okuyan insan yalnız değildir ki." Syf:164
"Insanlar çok acayip yaratıklardı, bir çoğu ne istediğini bilmiyordu." Syf :165

"Tarihe bakarsanız her çağda kendinde hakkı savunabilecek gücün bulunduğuna inanan birçok insanın belli bir sınırda durmasını bilmediğini, birkaç başarının ardından gururdan şişerek birer cani kesildiğini görürsünüz. Bu nedenle insanları kolay kolay kahramanlaştırmayınız." Syf:259

"Yeni kuşaklara hiç kimsenin başkasının evine saldırmaya hakkı olmadığı anlatılmalıydı. Onlara dövüşmeyi değil birbirlerini sevmeyi öğretmeliydi." Syf:267

"Parayı seven adama selam verme." Syf:322

"Aklından yüz kızartıcı hiçbir şey geçmiyordu. Çünkü ölüm korkusu insani insanlıktan çıkaran ne kadar mikrop varsa hepsini kolaylıkla öldürüveren en büyük antiseptiklerden biriydi. "Syf:331

"Dünyaya barışı getirmek ancak insanı dünyadan kaldırmakla gerçekleştirilebilir. Bence insanın mutluluğuna giden tek bir yol vardır. O da hiçbir işe yaramayan rejimleri ve siyaset adamlarını en kısa zamanda ortadan kaldırmak, milletlerin yönetimini kadınların eline vermektir. Erkekler istemese de bu er geç bir gün olacaktır. Geleceğin dünyası gelecekte ne muhafazakarların, ne demokratların, ne de sosyalistlerindir. Geleceğin dünyası kadınların dünyasıdır. Böyle bir dünya da şimdikinden çok daha mutlu olacağız." Syf:341

"Yirmi dakikadan beri tartışıyoruz. Süresi yirmi dakikayı aşan bir konuşmanın yararsız
olduğuna inananlardanım. Çünkü insan beyninin bir fikir tartışmasına bundan 
fazla dayanabildiği daha görülmüş değildir. Yirmi dakikadan sonra insan tartışma yerine kavga etmeye başlar." Syf:341

"Biraz önce savasin bir kumar olduğunu soylemistim sizlere. Hangi oyuncu daha kurnaz davranabilirse, hangisi daha iyi yalan söyleyebilir ve kalbini daha çok susturabilirse zafer de onun olur." Syf 375
"Bir gün zafer hiç kuşkusuz insanlığın olacak." Syf 427

INSTAGRAM bybucanni

 

KAÇ KİŞİ ONLINE