kitap tavsiyeleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kitap tavsiyeleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Nisan 2018 Pazartesi

Fahrenheit 451 / Ray Bradbury



"Demek yürüyorsunuz?" dedi polis memuru, "Sadece yürüyor musunuz?"
Başımla onaylayarak açık gerçeği hazmetmesini bekledim.
"Pekala," dedi polis memuru, "Bir daha yapmayın!" Syf:8

"Bazı şeylere bakmayı, koklamayı ve bazen de bütün gece uyanık kalıp yürümeyi ve güneşin doğuşunu izlemeyi severim." Syf:28

"Uzun zaman önce itfaiyecilerin yangınları başlatmak yerine, söndürdükleri söylenir, doğru mu?" Syf:29

“Ben bazen sürücülerin çimen ya da çiçek nedir bilmediklerini düşünüyorum. Çünkü onları asla yavaş gidip göremezler,” syf:30

"..., çağımız kullanıp atılan kağıt mendil çağı. Burnunu bir kişiye sil, buruşturup at, başka birini al, buruştur at." syf:41

"Psikiyatrist, niçin dışarı çıktığımı, ormanda bisikletle dolaştığımı, kuşları seyrettiğimi ve kelebekleri topladığımı bilmek istiyor." Syf:48

"İnsanlar hiç bir şey konuşmuyorlar.... Çoğunlıkla, arabaların, elbiselerin ve yüzme havuzlarının isimlerini sayıyorlar ve ne kadar harika olduklarını söylüyorlar. Hiç kimse diğerlerinden farklı bir şey söylemiyor." Syf:59

"Keşke onun beynini alıp kuru temizlemeciye götürüp, ceplerini boşaltıp, 
buhara tuttuktan sonra, yeniden kolalayıp sabahleyin geri getirebilselerdi. 
Keşke..." Syf:40

"Ben anti-sosyalim, öyle diyorlar. Onların arasına karışmıyorum. 
Çok garip. Ben aslında çok sosyal biriyim. 
Bu tümüyle, sosyalle ne kastettiğimize bağlıdır, değil mi? 
Bana göre sosyal demek, bu gibi şeyler hakkında konuşmak demektir. 
Ön bahçedeki ağaçtan dökülen kestaneleri çatırdattı. 
Ya da dünyanın ne kadar tuhaf olduğundan söz etmektir. 
İnsanlar birlikte olmak güzel. Fakat bir grup insanı bir araya getirerek, sonra da benim konuşmama izin vermemek sosyallik değildir bence. 
Ya sence?" Syf:57

"Eski zamanlarda bazen resimler bir şeyler söylermiş, hatta insanları bile gösterirmiş." Syf:59

"Kitaplarda bir şeyler olmalıydı, hayal edemeyeceğimiz bir şeyler, 
kadının yanan bir evde kalmasını sağlayacak bir şeyler; orada bir şeyler olmalı.
Bir hiç için kalmazsın." Syf:85

"Geçen gece, son on yıldır kullandığım gaz yağını düşündüm . Ve kitapları düşündüm. 
İlk kez anladım ki bütün kitapların arkasında bir insan vardı. 
Her birini bir insan düşünüp yaratmıştı. 
Bir insan onları kağıda dökmek için günlerini veriyordu. Ben bunları düşünmeyi bile daha önce asla düşünmemiştim. "Montag yataktan kalktı.
Adamın ömrü boyunca çevresine ve etrafına bakarak, yaşamı izleyerek yazdığı şeyi, ben geleyim iki dakika içerisinde bum diye yakıp bitireyim." Syf:86

"Düğmenin yerini fermuar aldı, insanın gündoğumunda giyinirken düşünecek kadar bile zamanı, bir felsefe saati, dolayısıyla da melankoli saati yok." Syf:91

"Herkese daha çok spor, topluluk ruhu, eğlence düşüyor ve düşünmen gerekmiyor değil mi?" Syf:93

"Yaşamımızın her saniyesinde nasıl da kalkıyor bu bombardıman uçakları! Niçin hiç kimse bu konuda konuşmak istemiyor? " Syf:114

"Söylentiler duydum; dünya açlıktan ölüyormuş, fakat biz iyi besleniyoruz. Dünyanın ağır şartlarda çalıştığı ve bizim eğlendiğimiz doğru mu?" Syf:114

"Belki kitaplar bizi yarım da olsa mağaralarımızdan çıkartabilirler." Syf:114

"Ben şeylerden söz etmem, bayım""Ben şeylerin anlamlarından söz ederim. Burada otururum ve yaşadığımı bilirim." Syf:116

"Sadece söylemek zorunda olduğum şeyleri dinleyecek birini istiyorum." Syf:126

"Bilmiyorum. Mutlu olmak için ihtiyacımız olan her şeye sahibiz, ama mutlu değiliz." Syf:126

"TV oturma odasına bir tohum ektikten sonra onun sizi kavrayan pençesinden kendisini kurtaran olmuş mu? Sizi istediği biçimde yetiştirir." Syf:128

"İnsanlar neden insanları incitmek ister? Dünyada yeterince incitecek şey yokmuş gibi." Syf:152

"Hata yapmaktan korkuyorsun. Korkma. Hatalardan yararlanılabilir." Syf:156

"Yetersiz bilgi tehlikeli bir şeydir." Syf:159

"Bugünlerde insanlar, kendilerine bir şey olmayacağından çok emin görünüyorlar.
Başkaları ölecek, ben yaşayacağım. Sonuç yok, sorumluluk yok." Syf:171

"Kendimize telkin etmemiz gereken en önemli şey bizim önemli olmadığımızdı. Bilgiçlik taslamamalı ve kendimizi dünyanın diğer insanlarından üstün görmemeliydik." Syf:222

"...,herkes öldüğü zaman geride bir şey bırakmalı. Bir çocuk, bir kitap, bir resim, bir ev, yapmış olduğu bir duvar ya da ekili bir bahçe. Ellerinin bir şekilde dokunduğu ve ruhunun öldüğün zaman gidebileceği bir şey. Öyle ki insanlar senin diktiğin ağaç ya da çiçeğe baktığı zaman seni orada görebilsinler.

Ne yaptığın önemli değil, derdi, yeter ki sen ellerini onun üstünden çektiğin zaman, ona dokunduğun zamanki halini değiştiren bir şey yapmış olasın. Otları sadece biçen bir adamla, gerçek bir bahçıvan arasındaki fark dokunuştadır." Syf:226

" 'Gözlerini merakla doldur,' dedi, ve sanki on saniye sonra ölecekmişsin gibi yaşa. Dünyayı gör." syf:228


*****

Ne güzel bir kitaptın sen Fahrenheit 451, bunca zamandır nasıl okumadım ben seni. Müthiş bir kitaptı. Ray Bradbury nin öngörüsüne , felsefesine hayran kaldım. Kitabı okuduktan sonra filmini de izlemek istedim. 1966 yapımını buldum fakat, film benim kitabı okurken kurguladığım dünyanın teknolojik olarak çok gerisinde kaldı. Ararken filmin 2018 versiyonunun fragmanına denk geldim. 2018 Mayısta vizyona girecekmiş. İşte bu filmdeki görseller tamda benim kafamdaki görüntülerdi. Kesinlikle okumanızı tavsiye ederim. 

Sevgiyle...

23 Mart 2018 Cuma

Drina'da Son Gün / Faik Baysal



Tito’dan önce büyük Yugoslavya, Alman faşizminin çizmeleri altında eziliyordu. Bu cennet ülkeyi Yugoslavya yapan bütün değerler ayaklar altına alınmış, halklar birbirine düşman kesilmişti. Savaş ne yazık ki güncelliğini hiç yitirmedi...

"İnsan unutan, hem de çok çabuk unutan bir varlıktı." Syf:94

"Savaş yalnız kentin barış günlerinde ışıl ışıl yanan çarşısını değil, içinde yaşayan binlerce insanın aydınlık dünyasını da karartmıştı."Syf:114

"Din ve politika birleştirici olmalı, ayırıcı ve bölücü değil." Syf:126

"Ne kadar çirkinlik varsa onların yaratıcıları hep erkeklerdi. Kavgaların ve savaşların hepsi erkeklerindi. Barış yanlız analarındı." Syf:145

"Niye bunalsın? Kitap okuyan insan yalnız değildir ki." Syf:164
"Insanlar çok acayip yaratıklardı, bir çoğu ne istediğini bilmiyordu." Syf :165

"Tarihe bakarsanız her çağda kendinde hakkı savunabilecek gücün bulunduğuna inanan birçok insanın belli bir sınırda durmasını bilmediğini, birkaç başarının ardından gururdan şişerek birer cani kesildiğini görürsünüz. Bu nedenle insanları kolay kolay kahramanlaştırmayınız." Syf:259

"Yeni kuşaklara hiç kimsenin başkasının evine saldırmaya hakkı olmadığı anlatılmalıydı. Onlara dövüşmeyi değil birbirlerini sevmeyi öğretmeliydi." Syf:267

"Parayı seven adama selam verme." Syf:322

"Aklından yüz kızartıcı hiçbir şey geçmiyordu. Çünkü ölüm korkusu insani insanlıktan çıkaran ne kadar mikrop varsa hepsini kolaylıkla öldürüveren en büyük antiseptiklerden biriydi. "Syf:331

"Dünyaya barışı getirmek ancak insanı dünyadan kaldırmakla gerçekleştirilebilir. Bence insanın mutluluğuna giden tek bir yol vardır. O da hiçbir işe yaramayan rejimleri ve siyaset adamlarını en kısa zamanda ortadan kaldırmak, milletlerin yönetimini kadınların eline vermektir. Erkekler istemese de bu er geç bir gün olacaktır. Geleceğin dünyası gelecekte ne muhafazakarların, ne demokratların, ne de sosyalistlerindir. Geleceğin dünyası kadınların dünyasıdır. Böyle bir dünya da şimdikinden çok daha mutlu olacağız." Syf:341

"Yirmi dakikadan beri tartışıyoruz. Süresi yirmi dakikayı aşan bir konuşmanın yararsız
olduğuna inananlardanım. Çünkü insan beyninin bir fikir tartışmasına bundan 
fazla dayanabildiği daha görülmüş değildir. Yirmi dakikadan sonra insan tartışma yerine kavga etmeye başlar." Syf:341

"Biraz önce savasin bir kumar olduğunu soylemistim sizlere. Hangi oyuncu daha kurnaz davranabilirse, hangisi daha iyi yalan söyleyebilir ve kalbini daha çok susturabilirse zafer de onun olur." Syf 375
"Bir gün zafer hiç kuşkusuz insanlığın olacak." Syf 427

19 Şubat 2018 Pazartesi

Drina Köprüsü-İvo Andriç


"Unutmak, her acıyı siler.. " syf:87

"Hayat anlaşılmaz bir mucizedir, boyuna harcanır, erir, buna rağmen yine dayanır, sürüp gider. Tıpkı Drina'nın üstündeki köprü gibi." syf:87

"Çünkü iktidar isyansız, entrikasız olmazdı, tıpkı zarar ve üzüntü vermeyen bir zenginliğin olmayışı gibi." syf:88

"Kimse değilim, sadece yeryüzünde bir yolcuyum. Şu geçici dünyadan geçmekte olan bir yolcu, güneşin gölgesiyim." syf:92

"Mutsuzluklar da sonsuz değildir. Bir bakıma mutluluğa benzerler, geçip giderler, daha doğrusu biçim değiştirirler." syf:108

"İnsanlar böyledir. Çok yükselen ve yükseklerde uçanların düşmesinden adeta tat duyarlar. " syf:115

"Büyük kararlardan sonra her şey sadeleşir, kolaylaşırdı." syf:180

"Osmanlılar der ki:

Üç şey saklanmaz; aşk, öksürük ve fakirlik." syf:272


"İnsanoğlu bütün ömrü boyunca üzülür durur ve hiçbir zaman, ne ona gerekli olanı ne de istediğini elde etmeyi başarır." syf:274

"Zavallı insanoğlu böyledir işte... Ona her şey ver, sağlığını al... Hiçbir şey vermedin demektir." syf:297

"İnsanlar ikiye ayrılmışlardı: İzleyenlerle izlenenler." syf:311

"Sessizlik duaya yardım ederdi. Hatta başlı başına dua demekti." syf:343

"Her şey mümkündü.Yalnız mümkün olmayan bir şey vardı.O da,dünyayı güzelleştirmek ve insanların daha güzel ve daha rahat bir yaşayış sürmeleri için dayanıklı,ölmez anıtlar yaptıran büyük adamların dünyadan büsbütün yok olmasıydı." syf:349



Bir köprü ve etrafında geçen 350 yıla dayanan tarihsel ve sosyolojik olaylar...

Sevgiyle...

22 Ocak 2018 Pazartesi

Sineklerin Tanrısı/ William Golding


Uçak kazası sonrası ıssız bir adaya düşen bir grup erkek çocuk 
adayı cehenneme çevirmeyi başarıyor. 
İşin içine liderlik mücadelesi girdiğinde çocukların bile ne derece vahşileşebileceğini görmek 
rahatsız edici. 
Her şeye rağmen içindeki iyiliği korumaya çalışan çocuklarsa umut verici. 
Adada sadece erkek çocukların olmasıysa ayrı bir ironi.



" Ayrı ayrı yaşantıları, ayrı ayrı duyguları olan iki kıta gibiydiler... "



"Oynamak hoştu ve yaşamları öylesine doluydu ki, umuda gerek duymuyorlar, umudun ne olduğunu unutuyorlardı."

"Kimi zaman benim de umurumda değil. Ya ben de ötekiler gibi olursam... Ya ben de umursamazsam. O zaman ne oluruz biz?"

"En büyük düşünceler, en basit olanlarıdır."

Sevgiyle...

27 Aralık 2017 Çarşamba

Yerli Yersiz Cümleler / Nazan Bekiroğlu



Yerli cümleleri seviyordum, yersiz cümleler beni benden aldı.
Bütün  cümleleri tek tek yazma isteğimi yerli yersiz cümlelerin zaten tamamı bende duygusuyla savuşturdum.
Buyrun...

"Her ben dediğimde "affola," diyesim geliyor. syf:15
"Öyle yanlış kapılar çaldım, dünyalar bir araya gelse anlamayacaklara öyle güzel hikayeler anlattım ki. Helal ü hoş edelim mi şimdi?" syf:17

"Bildiklerim bir yana, kim bilir bilmeden nelerin yanından geçip gitmişim." syf:19

"Yazı kaderdir.Yazdığınız gelip sizi bulur, sizde gidip yazdığınızı bulursunuz."syf:40

"Seni kimsecikler duymadı, duyacak olana sen söylemedin." syf:89

"Seninle karşılaşmamız bir dostluktan fazlası içindi. Tanışmamız kaçınılmazdı, çünkü araya muhabbet ezelden girmişti." syf:137

"Bir anda garip bir huzur, bir sarmaşık gibi sarışan taşkın, arsız bir mutluluk duydu. Sanki kırk yıldır tanışıyorlardı, sanki onun yanında insanın canı hiç sıkılmazdı ve sanki onun yanında insana bir şey olmazdı." syf:137

"Aşk, bu dünyada ezel tanışıyla karşılaşmaktır. Ama hesapta ezeldeki o aşinaya hiç rastlamamak var, karşılaşıp tanımamak, yanından geçip gitmek var. Bulup da onun tarafından hatırlanmamak var. Onun tarafından tanınıp onu yalanlamak var. Buldum zannedip yanılmak var." syf:138

"İki bulut arasından aydınlanınca gökyüzü neler gördüğümü anlattığımda beni anlayan kalbe Bismillah!" syf:145

"En fazla sizinle ilgili olanın en az sizi ilgilendiriyor olması nedendir, bana bunu anlatın." Syf:151

"Aşkın yolları kazalıydı ve her kazanın bir belası vardı. Üstelik bela, kalubela'da yazılmıştı." Syf:178

"Aynı bulutlara bakıp birbirimizi anlamıyorsak. Yaz bitmiş güze girmişizdir." Syf:181

"Kalbin fikri ikna edemediği yerin adı nifak." Syf:187

"İki üşüme arasındaki ateşsiniz, geçti zannedersiniz. Geçmez." Syf:200

"El ver, geçmişimdeki bütün hakları sahiplerine helal edeyim. Her şeyle barışıp her şeyi affedeyim. Kendimden de helallik dileyeyim." Syf:216

"İnsanı insan yapan, kötü olmaya gücü olduğu halde iyi olmayı seçebilmesi." Syf:221

"Seç seçebildiğini. Ne olmak istersen, o sensin." Syf:221

"Sen kendini affedebiliyor musun, bana onu söyle. Başkaları seni affetmiş, affetmemiş, ama şuranda, kalbinde, bir cehennem kaynıyorsa, çok anlamsız bir şey bu." Syf:247

"Tüten bir baca kadar hayatı haber veren ne olabilir ki?" Syf:302

"Ruh huzur bulmak için asliyetine dönmek ister.İnsanın tabiat güzellikleri karşısında hissettiği sebepsiz mutluluk kendi doğasıyla karşılaşmasından kaynaklanır." Syf:353

"Bir bahçeniz varsa, sizin için mevsim, cep telefonlarının ekranındaki bir tarihten ibaret değildir sadece." Syf:356

"Sakarya'nın suyundan her kurbanlığın alnına bir damla sürüldüğünü ol sebep bu ölüm kalım savaşına bir ırmağın isminden daha fazla hiçbir ismin yakışmadığını biliyordum." Syf:368

"Yolun sonunda aynı kişiysem o zaman kına beni. Eğer aynı kalırsam benim de kör et gözlerimi." Syf:375

"Hayvanların konuşacağı gün var ya! Veyl ki veyl! Syf:435

"Dünyadan, yerine koyduğundan daha fazlasını alma." Syf:441

"Bir zamanlar "İyi ki cennet var," derdim. Şimdilerde "İyi ki cehennem var," diyorum." Syf:443

"Yalnızdım ve insanları seviyordum ama yine de yalnızlığımı daha çok seviyordum." Syf:446


Yerli Yersiz Cümleler / Nazan Bekiroğlu

Sevgiyle...

31 Temmuz 2014 Perşembe

Düğümlere Üfleyen Kadınlar/ Ece Temelkuran

Öylesine aldığım ama altını çizecek çok cümle bulduğum, 
kesinlikle yavaş yavaş hazmede hazmede okunması gereken bir kitap. 
Ortadoğulu dört kadının Tunus'tan Libya'ya, Mısır'dan Beyrut'a uzanan, geziyor gibi görünseler de kendilerini  bulmaya çalıştıkları bir yolculuk konu edilmiş.
Ece Temelkuran duygularımızı, zaaflarımızı değişik açılardan öyle güzel anlatmış ki. 
Muhammed'in deyimiyle tam bir kadınları anlama kılavuzu.
Bir çok kişi beğenmemiş kitabı ama benim tavsiye edebileceğim kitaplar arasında yerini buldu. 
Biraz derin bir kitap, yavaş gidiyor. Belki ondan  çok eleştirildi. 
Bütün kadınlara ve kadınları anlamaya istekli erkeklere tavsiye ediyorum.
Ayrıca kitapta bahsedilen Kartaca kraliçesi Dido'nun hikayeside çok etkileyici. Ve Muhammed'in uyanışı, müslüman erkeklerin gözüyle kadınlara bakışı.Ve tabi Arap Baharı...

Benim sevdiklerim;

*Keşke bir öğle uykusu olsa. Denize girsem, yıkansam uzun uzun, yatsam uyusam, 
uyandığımda şampuan kokusundan bir bulutun içinde bulsam kendimi. Türkiye'deki meseleler bitmiş olsa.

*Anlayacaksınız ki, hayat sizin nefesinizde. Başka hiçbir yerde değil. Hayatı siz kuracaksınız. Nefesinizi üfleyeceksiniz... Hayat... Nefesinizin yettiği kadar. 

*Sen bana öyle bakıyorsun ki; hemen kalkıp dönmek istiyorum. 
Eteklerinin dönüşünü gösteren, hayal kırıklıklarından habersiz bir kız çocuğu gibi. 

*Bu yolun kendi tercihiniz olduğunu kabul etmediğiniz için kahraman gibi değil, kurban gibi yürüyorsunuz.

*İslami kurallar tatlıcık, kimilerimiz için şapşallığı ve sersemliği düzene koymak için bir yasaklar silsilesi. 
Senin gibi nadide tipler için ise kalpteki iyi olma arzusuna çeki düzen veren bir dizginleme müessesesidir.

*Çünkü biz bahçemize inanıyoruz. kimseye göstermek için değil kendimiz için. 

*Besmele evreni sana destek olmaya çağırmaktır.

*İnsan ancak sevilince öğreniyor kendini sevmeyi. 

*Şimdi iki seçeneğin var. Ya düşersin ya yürür gidersin.

*Biz vurmayı dokunmak, kırmayı sevmek, öfkelenmeyi inanmak sanan çocuklardık.-Muhammed- 

*Amira, bize kadınları nasıl seveceğimizi anlatan bir kitap lazım. 
Yoksa hep böyle şapşal ve kavruk kalacağız. 
Bize kadınların nefesini genişletecek, o nefesin rüzgarına yelken açmamızı öğretecek bir kitap lazım. 
Yoksa biz ne kadar sevilsek tamir olmayız.

Sevgiyle...


(Arap Baharı: 21.yüzyılın en büyük olaylarındandır. Arap Dünyasında yaşanan en büyük harekettir. 2010 yılında başlayan ve günümüzde de süren, Arapcoğrafyasında yaşanan halk hareketlerine verilen ortak addır.)

11 Şubat 2014 Salı

Ustam ve Ben / Elif Şafak

" Allah'ın yarattığı, şeytanın şaşırttığı bunca insandan 
sadece bir avucu keşfedebilmiş Arzın Merkezini - iyi ile kötünün, geçmiş ile geleceğin, ben ve sen ayrımının kalmadığı; zamanın hep bu an olduğu, kavgasız savaşsız bir asude diyar. 
Buldukları yer öylesine güzelmiş ki dilleri tutulmuş.
  Melekler hallerine acıyıp iki seçenek sunmuşlar. 
Şayet konuşma kabiliyetlerini geri almak istiyorlarsa, gördüklerini unutmaları gerekiyormuş. 
Her şey silinecek ama kalplerinde bir boşluk kalacakmış. 
Eğer gördüklerini hatırlamayı tercih ediyorlarsa , o zamanda zihinleri bulanacakmış. 
Böylece, kimsenin bilmediği o beldeye varanların yarısı, yüreklerinde bir eksiklik duygusuyla dönmüş.Yarısı da akılları karışmış halde. 
Hasret çekenlere "aşıklar" denmiş; kafasında sorular olanlara da "şakirtler." 
Birinciler aşkı öğrenenlermiş, ikinciler ise öğrenmeye aşık."

**********

"Yaptığın işi gönlünde hissedersen, ırmaklar çağlar içinde."

********** 

"Diz çök, şükret Mevla'ya. Ne diye kurcalıyorsun?
Kucağına düşen nimeti öp başına koy, nereden geldin diye sorma."

**********

Hepimiz Aynı görünmez gök kubbenin altında yaşıyor, didiniyoruz. Zengin ve fakir, Müslüman ve vaftisli, kadın ve erkek, efendi ve köle, sultan ve filbaz, usta ve çırak...
Bütün ayrımların ortadan kalktığı bir hal var, tekmil sesler kubbede toplanıp som bir sessizliğe dönüştüğünde. Belki de kainatın merkezi yerin altında değil, üstünde: Kubbede.

Eif Şafak/Ustam ve Ben

Öğrenme aşkıyla geçti ömrümüz, aşkı öğrenemesek de…

Tarihimizin en önemli ve çalkantılı dönemlerinden biri olan 16. yüzyılda İstanbul… Hindistandan gelen beyaz bir fil ve onun sırlarla dolu bakıcısı: Çota ile Cihan. Filbaz aynı zamanda bir üstadın çırağı. Ustası ise Sinan. Bu toprakların yetiştirdiği en büyük mimar.
Elif Şafakın muazzam hayal gücü ve zengin diliyle Osmanlı tarihinin derinliklerine doğru şaşırtıcı bir yolculuğa çıkıyoruz. Karşılıksız bir aşk, iktidar kavgaları, yobazlığın ortasında yeşeren sanat ve beklenmedik bir ihanet…
Bir tarafta bilime ve öğrenmeye inananlar, bir tarafta gelişmeyi durduranlar...
Ustam ve Ben, tarihi kişiliklerin, camilerin, kütüphanelerin, türbelerin, köprülerin resmigeçit yaptığı, rengârenk, canlı, sürprizlerle dolu bir dönem hikâyesi…

Öyle bir hayal dünyası ki içindeki konular ve tartışmalar günümüze dair de çok şey söylüyor. Uzun süre hafızalardan silinmeyecek, çok konuşulacak bir roman.

"İstanbul dediğin unutkanlıklar şehri. Orada her şey suya yazılmış. Ustamın eserleri hariç, onunkiler taşa kazınmış. O taşlardan birine bir sır sakladık. Çok zaman geçti üzerinden, nice alametler birikti ama hâlâ orada olmalı, bıraktığımız noktada. Bilmem bulan çıkar mı? Bulsa bile anlar mı? Ustamdan geriye kalan yüzlerce eserden ve binlerce, binlerce taştan bir tanesi var ki, altında gizli Arzın Merkezi."


Sevgiyle ve Aşkla...

20 Temmuz 2013 Cumartesi

Yaseminler Tüter mi, Hala? / Alev Alatlı


Okuduğum ilk Alev Alatlı kitabı. 
Yakın tarihimizde yaşanan Kıbrıs meselesinin konu edilmesi bir yana, Naciye Eleni'nin yaşadıkları çok etkileyici. Başına gelen her şeye razı Allah' sığınmış bir küçük kadın, Eleni Klo Morias Naciye Arif.

Arka kapak
"Basılan ilk romanım Yaseminler Tüter mi, Hâlâ? Ocak, 1985'de çıktı... Öte yandan, Yaseminler Tüter mi, Hâlâ, Eleni olarak doğan, Naciye'ye dönüşen, Türk kocasına dört çocuk doğurduktan sonra eski Hisar göçmeni bir Anadolu Rum'u ile evlenen bir kadının sahiciye yakın hikâyesidir. Ben yazdığımda Kıbrıs ve Kıbrıs'a benimki türden bir yaklaşım moda değildi - kitap yerini tam bulmadı. Türkler fazla Yunan yanlısı, Yunanlılar fazla Türk yanlısı buldulardı - belki bundan sonra..."
- Alev Alatlı

"Her okuyuşumda içimin dalga dalga olduğunu bir tek Yasemin'lerde yaşadım. Her seferinde Naciye oldum paçalarım dolandı bacaklarıma. Peyker'e ağladım, Afroditi'yi bağrıma bastım her seferinde, Hasanimu ilk oğlum oldu. Arif'e çevremi verdim, Glafkos'un yatağında yasemin koktum.

Düşünülebilen her şeyin yaşanabildiğini, yaşanan hiçbir şeyin silinmediğini, her bulutun altında bir iz olduğunu yeniden bildim, yeniden bildim.

Koruk tadında bir yaşam bütün bunları düşündüren. Akdeniz sahillerinde sürüklenen başıboş bir yaprak, süt beyazı çırpı kollar. On birinde bir çocuk, Kaymaklı'nın Genabası. Eleni Klo Morias Naciye Arif, sen söyle bakalım, Yaseminler Tüter mi Hâlâ?"
-Ayşe Nalan Özübek

13 Mayıs 2013 Pazartesi

Can Feda Hz. Fatıma-Sibel Eraslan


Hz. Fatıma ki Allah Resulü’nün can parçası, dünya üstünde ona en çok benzeyen kişidir.

İlmin kapısı Hz. Ali’nin eşi, cennetin genç efendileri Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin’in annesi, iyilikler denizinin incisidir.

Üç günlük açlıktan sonra bile elindeki tek lokmadan feragat eden, Hz. Muhammed(sav) tarafından daima ayakta karşılanandır.

Ehl-i Beyt bir nur kandili, o ise bu nuru çevreleyen kristal fanus, Fahri Kainat’ın(sav) gözlerinin nurudur.

O Fatımadır. Ateşten kesik, ateşe uzak demektir. Allah'ın onu ve sevenlerini cehennem ateşinden uzak tutma muradıdır.

Son Peygamberinin soyunu devam ettiren Kevser, aynı zamanda Resulullah’a(sav) duyduğu şefkatle onun etrafında pervane gibi dönen, ‘Babasının Annesi’dir.

***

Belhli tüccar Cüneyd el Kındi, Kuşadalı Üveysi Haşim, Necefli Hacı Hüsrev, Botanlı Ramazan, Tıkritli bilge ebe Destigül Nine ve torunu Abbas… Dünyanın dört bir tarafından yollara düşen bu kişileri buluşturan tek şey Ehlibeyt aşkıdır. Kerbela, Medine ve Mekke güzergâhında uğradıkları her durak, geçtikleri her menzilde zamanın koridorları açılır ve Hz. Fatıma’nın hayatından kesitlerle karşılaşırlar.

Kevser’in kıyısında gezinen bir roman mı bu, yoksa bir şark hikâyesi mi? Şaşıracaksınız. (Arka Kapak)

***
Kitapta 'Divan-ı Zehra' adlı eserin kendisine ait olduğunu söyleyen Zebun bin Mestan , bunu Vali'ye ispatlamak için 40 gün boyunca 40 mesel anlatıyor.
Mesellerde Peygamber efendimiz'in (S.A.V) ve Hz. Fatma'nın hayatından kesitler var. Zaman zaman zor giden bir kitap olsada gözyaşlarımı tutamadığım yerler oldu, okumanızı tavsiye ediyorum.

Sevgiyle...

22 Nisan 2013 Pazartesi

Ben Bir Kitap Okuyorum

Bir kitap okuyorum. Mutluluk projesi isimli, yazarı Gretchen Rubin.

Kitapta bir çok konu ele alınmış. Yazar 1 yıllık mutluluk projesi tasarlamış. Her aya belirli hedefler koymuş. Sevdim çünkü aynı olmasa da bir kısmı benim de uyguladığım şeyler. Benim de her daim yapılacaklar, gezilecekler, görülecekler listem vardır. Ama yazarın ki 1 yıllık ve daha daha mutlu olmak üzerine. Henüz kitap bitmedi ama ben bir cümleye takılı kaldım. Günlerdir kafamı meşgul eden bir cümle.

Yazar özellikle sık sık kendine, kendi olması gerektiğini hatırlatıyor. Gretchen ol!

İşte kafama takılan cümle bu…
Firdevs ol!
Düşündüm, düşündüm, düşünüyorum. Acaba ben Firdevs olmayı ne kadar başarabiliyorum. Bakın neler buldum.

Düşündükçe aslında 18-19 yaşlarıma kadar oldukça Firdevs mişim. Belki o yaşların verdiği her şeyi ben bilirim havasından. Ya da belki kaygılarım daha az olduğundan. İstemediğim hiçbir kalıba girmezdim o zamanlar. Burnumun dikineydim, asiydim. Yapmak istemediğim şeyleri yapmazdım. Kafamda planlarım vardı ve ben o planlara uyardım. Tabi o zaman ki aklımla seçimlerim ne kadar doğru, ne kadar yanlış tartışılır. Ama tek bildiğim katıksız Firdevs olma çabası içindeydim.

Sonra ne olduysa, 20 ile 30 yaşlarım arasında işler biraz değişmiş. Şimdi dönüp bakınca karşımda erkenden çalışmaya başlamış, aynı zamanda öğrenci, iş sorumluluğu ile öğrenciliğin havailiği arasına sıkışmış bir Firdevs görüyorum.
İş yerinde ciddi, koruma kalkanlı bir cadı. Okuldaysa sanki bu durumun hıncını almak istercesine deli, havai bir tip. (Allah’ım ne tezat) Ve bu on yıla sığdırılmış, ben her şeyi yapabilirimin maymun iştahlılığı.
Müziği çok sevdiğim için gidilen konservatuar, ama aklımda hiçbir zaman müzik öğretmeni ya da şarkıcı olma fikri yok. Çünkü zaten bir işim var. Sadece kişisel tatmin.
Tenis, dans, gitar, müzik, spor daldan dala bir Firdevs. Bir arayış içindeyim. Firdevs olmanın dışında her şeyim.
İnsanlara hayır diyemediğim için onların istediği kalıplara da girebiliyorum o dönem. Ne feci. Şimdi fark ediyorum ki, kimseden bir şey isteyememe arazım da o dönemden kalmış. Felsefem, ablamın deyimiyle “tırnağın varsa kaşırsın” olmuş. (Bunu yenmeliyim) Ben istersem onlarda ister ve benden istenen şey bana uymasa da hayır diyemem...
Kafası karışık, ne istediğini bilmeyen bir Firdevs. Mutlumuyum, tartışılır. Deyim yerindeyse benim en sancılı yıllarım : )
Anladım ki ben o dönem sadece en iyi ihtimalle %50 Firdevs olabilmişim.

Sonra bakıyorum 30 ve sonrasına bence en güzel yaşlarım. Firdevs olmaya oldukça yakınım, hadi zaman zaman istemsiz küçük raydan çıkmaları göz önünde tutayım. Çünkü hala çok sevdiğim bir kaç kişiye karşı savunmasızım. Ama gene de %100 e ulaşamasam da % 80 i geçtiğimi düşünüyorum. Mesela yalnızlığıma düşkünüm, şarj olmak için buna ihtiyacım var ve ben artık bu lüksümden fedakarlık etmemeye çalışıyorum. Sırf etrafımdakileri mutlu etmek için istemediğim şeyleri yapmıyorum. Hayır demeyi büyük ölçüde öğrendim. Keyif aldığım şeyleri başkalarının nasıl baktığına aldırmaksızın yapabiliyorum. Kimsenin gözüne girmek gibi bir derdim yok. Olmadığın kişi gibi davranmak çok yorucu. Kolayı varken niye zoru seçeyim ki. Bıraktım kendimi ben ben olayım. Ve fark ettim ki ben ben olmaya çalışalı beri, her şey daha huzurlu,daha dingin, daha kolay.
Artık hayatı kendi seçimlerime göre yaşıyorum. Çünkü biliyorum ki ben mutlu olursam etrafıma da mutluluk saçabilirim.
Peki arayışlarım bitti mi? Tabi ki hayır. Ama oldukça yön değiştirdi. Daha anlamlı, daha derin mevzular. Tabi bir on sene sonra da aynı fikirde olurmuyum? Allah bilir : )
Birde şunu biliyorum ki, henüz ben olmak için öğrenmem gereken çok şey var. E bununda daha 40'ı var, 50'si var, …. Sağlıklı 100’ü var. Hedefim sağlıklı 100 ;)
Kendim olma yolunda çabalarım devam ediyor.


Son durum budur : ) Mutluyum, sizlerde mutlu olun.

Not: Bu kitaptan Sevgili Sahildeki ev bahsetmişti.Çok teşekkür ediyorum tavsiyesi için. Keyifle takip ediyorum :)

Sevgiyle...



5 Nisan 2013 Cuma

Saklama Bağışla



SAKLAMA BAĞIŞLA

Gölgeler görüyordu çocuğun gözleri gölgeler… Ne olduğu belli olmayan… Rüyaydı bu…İki el miydi kuş taklidi yapan, yoksa kanlı canlı bir kuş muydu kanat çırpan? Bir kuş taşıyamazdı onca hikayeyi sırtında. Hele bir el; kaç şiir, kaç masal sığardı ki? Besbelli bir kitaptı bu, okunmaya hazır. En güzel sayfasını açmıştı bak! Bir çift göz bekliyordu sadece ne güzel!

Uyandı çocuk sonra, doğruldu yerinden; odaya göz gezdirdi iyice. Yoktu uçan kitaplar. Sözcükler dökülmüyordu gökten.Reklamlarını, ölüm ilanlarını bile ezberlediği bir gazete vardı odunların altında, bir de öğretmeninden dinlediği birkaç masal, zihninde her gün rüyalarına giren. ..
Bu, Ahmet’in öyküsüdür. Ahmet bizim köyümüzdeki her çocuğun adı. Onlara masallarını, hayallerini verelim dedik; kahramanları da siz olun istedik.
Hiç önemsemediğiniz en küçük yardım bir hayatı baştan sonra değiştirebilir.Evinizin bir köşesinde atıl durumda olan dergi, ansiklopedi, masal-roman ve hikaye kitaplarınızı okul kütüphanemiz için gönderirseniz çok memnun oluruz.


Kütüphane projemize destek olmak için ne mi yapabilirsiniz?

- Hikaye, roman, dergi, ansiklopedi türü kitapları okulumuza kargo olarak yollayabilirsiniz.

- Projemizi arkadaşlarınıza, akrabalarınıza vs duyurarak daha geniş kitlelere ulaşmamızı sağlayabilirsiniz.

- Facebook, twitter, friendfeed ve bloglarınızda projemizi duyurarak ve sayfaya dair linki sosyal mecra hesaplarınızda paylaşarak destek olabilirsiniz.


Okul Müdürü: İbrahim KURUCAN
Tel: 0 505 820 0687

Proje Sorumlusu: Mahmut ADIN (Sınıf Öğ.)
İletişim: mahmutadin@hotmail.com

Web site: www.kitapkolik.net/
Facebook: www.facebook.com/kitapkolikler

Twitter: /NergisliOkul

OKUL ADRESİ:
NERGİSLİ CUMHURİYET İLKOKULU
REYHANLI/HATAY

* Köy okulu olduğumuzdan dolayı kargoyla ilgili bazı sıkıntılar olabiliyor. Bu yüzden okulumuza kitap gönderirseniz eğer kargo bilgilerini mail-twitter ile bildirirseniz seviniriz.

(alıntı)

22 Mart 2013 Cuma

Sokak Kedisi Bob-James Bowen




Kitap kapağını ilk gördüğümde,pekte ilgimi uyandıracak bir kitap olmadığını düşündüm. Açıkçası çocuk kitabı olduğunu sanmıştım.
Taa ki bir arkadaşım bana hediye edene kadar. Aşağı yukarı tarzımı bildiği için, ondan hediye gelince biraz ön yargım kırıldı.

Ama nasıl yanılmışım. Bir hayvanın bir insana nasıl umut olabileceğini, nasıl hayatını toparlayabileceğini, hayatımız da olan biten hiç bir şeyin tesadüf olmadığını. Olup biten herşeyin bir sebebi olduğunu biliyordum da, bir kez daha öğrendim. Ben sevdim çok sevdim.

Bir de kitabın her satırın da bizim iş yerinde ki Bob'u hayal ede ede okudum :)) Ertesi gün ilk işim, ona her zamankinden birazcık daha fazla ilgi göstermek oldu. He bi de hatıra fotoğrafı aldım :))Laf aramızda bizim Bob nazlı, tontiş bir dişi ;)




Arka Kapak
Sokaklarda yaşayan James Bowen yaralı bir sarman bulduğunda hayatının ne denli değişeceğini bilmiyordu.
Kıt kanaat geçiniyordu ve son ihtiyacı olan şey bir kediydi.

Oysa tanıştıktan sonra ayrılmaz bir ikili oldular ve birbirlerinin yaralarını sardılar.

Sokak Kedisi Bob herkesin yüreğine işleyecek, umut dolu ve sıcacık, gerçek bir hikâye...


"Yaralı bir sarmanın sokaklarda yaşayan bir adamın hayatını nasıl değiştirdiğine dair sıcak ve etkileyici bir hikâye...

Yayımlandığı andan itibaren çok satanlar listesine giren bu kitap, hayat dolu bir dostluk hikâyesi olmasının yanı sıra sokaklardaki hayatın ne denli adaletsiz olduğunu da gözler önüne seriyor."
The Guardian

"Yürekleri ısıtan bir umut mesajı..."
Daily Mail

"James ve Bobun ilk imza gününde hayranları metrelerce kuyruk oluşturdu. Uslu kedi Bob, sadece iki saatte tam 180 kitap imzaladı."

Sevgiyle...

16 Şubat 2013 Cumartesi

Nazan Bekiroğlu/ Nar Ağacı ve benim hikayem




Aslında bu postu çok önceden yazmalıydım da bir türlü nasip olmadı. Bilen bilir benim sıkı bir Nazan Bekiroğlu hayranı olduğumu. Daha öncede kitaplarından bahsetmiştim.

20 Aralık 2011 tarihinde Yusuf İle Züleyha'yı okumamla başladı tek taraflı tanışıklığımız. Arkasından Lâ *sonsuzluk hecesi* geldi. Ve diğerleri ve diğerleri... 1 sene içinde bütün kitaplarını okudum. Her biri bittiğinde bir hüzün kapladı içimi, niye bitti ki bitmesindi. Sabırla yeni kitabın çıkmasını bekledim. Bu arada Nazan Bekiroğlu ile ilgili bulduğum bütün yazıları, köşe yazılarını, her türlü kaynağı okudum.
Bi kere aklıma düştü, beni benden alan bu insanın sesini duymam lazımdı. Bakın görmek demiyorum, sesini duysam yetecek.
Uzun bir süre sesini duymam lazım diye diye Rabbim en sonunda nasip etti. Meğersem S. ablamın eşinin üniversite arkadaşı değilmiş mi Nazan Bekiroğlu. O. eniştem vesile oldu ve ben Nazan hocamın sesini duydum. Aynı görüntüsü gibi naif, zarif bir ses. Canlar konuşurken öleceğim zannettim. Koskoca insan oldum beni bu kadar heyecanlandıracak bir durum olabileceğini söyleseler inanmazdım. Ve bu kadarla da kalmadı, yollarımız bir şekilde başka bir arkadaşım sayesinde, birbirimizi görmesekte tekrar kesişti. Bu arada beklenen roman Nar Ağacı'da bir solukta okundu.

Ve geldi çattı asıl gün : )
Nihayet gözüm gözüne, ellerim ellerine değdi.



Nazan Bekiroğlu'nun yolu Bursamdan geçti : ) sesini duymam lazım derken Rabbim görmeyi de nasip etti. İmza gününden bir gece önce bütün kitaplarımı topladım. Allah'ım hangisini götürsem, onu bıraksam olmaz, bunu bıraksam olmaz... Hepsini götürsem diğer okuyuculara ayıp. Çok zor olsada sectim 4 tane. Gece hiç uyuyamadım heyecandan : )



Kitaplarım elimde, heyecan tavan : ) Öyle güzel, öyle naif ki. Evet dedim, bu kelimeler, bu sözler tam da böyle birinin kaleminden çıkardı. Herkese küçücükte olsa zaman ayırdı. Herkesin gönlüne küçücük bir anlık da olsa değmeye çalıştı. Bizim de küçük bir sohbetimiz oldu. Zaten birbirimizi biliyorduk da, nihayet gözlerimiz de buluştu.



Benim için yazdıklarını tekrar tekrar okuyorum : ) Bu resimde inanın dizlerimin titremesi hala geçmemiş. Az ileride tabureler var hemen oraya çöktüm :)) Hayatımın en güzel günleri arasına yerleştirdim bu günü. He bi de bu duygumu benimle adım adım paylaşan üç kişi var onlar olmasa olmazdı. Onlar benim bu coşkumu paylaşmasa, duygularım bu kadar tavan yapmazdı. A., Y., M.,ve S. ablam ve O.eniştem ve tabiki Nazan hocam. Buradan hepsine sonsuuz teşekkürler .
Şimdi sırada nasipse Trabzon'a gitmek var. Nazan Hocamın dersine girmek var.

Ve gelelim Nar Ağacın'a, okumaya doyamadım, bitsin hiç istemedim.

Ben Bursa'dan, Nazan hocam Trabzon’dan döküldük yollara. Adım adım dolaştık Tebriz'i, Tiflis'i, Batum'u, Bakü'yü. Bazen güldüm, bazen ağladım.
Anuş’a hiç kıyamadım. Çemil Kaptanı hatırlamak sıkıntılarımı dağıttı.
Setterhan ve Zehra’nın karşılaşmaları gönlümde ayrı yer etti.

-Nasılsınız? İnşallah keyfiniz yerindedir.
-İyiyim hamdolsun, ya siz nasılsınız?

Büyük hanımla gurur duydum, İsmail’se yüreğimi acıttı.

Benim atalarımda Yunanistan'dan mübadele ile Türkiye'ye göçmek zorunda kaldığı için daha da bir etkilendim. Çünkü onlarda benzer şeyler yaşadı.
Dedem hep anneanneme dermiş ki; "hayatta tek istediğim ölmeden gidip köyümü görmek". Dedeme nasip olmadı. Belki Rabbim bana nasip ederde giderim dedemin köyüne. Bende bir avuç toprak alırım da götürürüm dedemin mezarına. Belki bir parça serinletirim ruhunu. (İnşallah, amin)

Canlar istedim ki sevdiğim yerlerden bir iki satır alıntı yapayım, okumayanlarla paylaşayım. Ama ne mümkün, seçemedim ki. Kitabın çoğu satırını çizmişim. Demem o ki okuyun, mutlaka okuyun. Eminim çok beğeneceksiniz.

Tek satır; "Sen öyle çağırmasan ben böyle gelmezdim"

Sevgiyle ve Aşkla...





30 Eylül 2012 Pazar

Leyla'nın Evi / Livaneli


-

-İnsanlar yaşlanıyordu, bunun ayrıcalığı yoktu ama yaşlanan insanların bir kısmı olgunlaşmış olarak, bir kısmı ise olgunlaşmadan ölüyordu. Bunun püf noktası ise bir insanın "Nasıl görünüyorum?" sorusundan, "Nasıl görüyorum?" aşamasına geçmesiydi.

Leyla'nın Evi/ Livaneli (syf:165)

Kitapta bahsi geçen 1930 başlarında yayınlanmış adab-ı muaşeret kitaplarından alıntılar;

" Vapurda, trende, tramvayda, tünelde hülasa bütün nakil vasıtalarında yanınıza rastlayan bayanı öyle yiyecek gibi süzmeyiniz. O bir moda mankeni değildir ki üstünü başını seyredesiniz."

"Bilhassa yaz sıcaklarında gezip tozduktan sonra trende veya vapurda otururken ayağınızı sıkan veya nasırınızı acıtan iskarpininizi usulcacık çıkartıyor ve havalandırıyor musunuz? Bu adi hareketi yapmağa canınızın yanmasını tercih ediniz."

"Nakil vasıtalarında diz boğumlarını sıkıyor diye diz kapaklarınızdan aşağıya simit gibi kıvırdığınız çoraplarınızla sakın oturmayınız. Bu hem gülünç, hem de adiliktir. Jartiyeriniz yoksa paça lastiğinizi bollaştırınız. Laubaliliğin bu kadarı olmaz"

Leyla'nın Evi/ Livaneli (syf:183-184)

Kitabın Arka Kapak Yazısı

Kimi zaman bir savaş bir kentin, bir ülkenin kaderini değiştirir, kimi zaman bir tek kişi koca bir ailenin…

Leyla: Yalılarda doğmuş büyümüş bir paşazade, bir Osmanlı soylusu…

Ali Yekta: Uşaklık kaderini değiştirme ihtirasıyla yanıp tutuşan bir İstanbullu…

Rukiye-Roxy: Almanya’da doğmuş, seks modelliği yapmış bir hip-hop’çı…

Livaneli, birbirini hiç tanımayan bu üç ayrı kişiliğin yaşamını, bir “İstanbul romanı”nda birleştiriyor.

Kentlisi-köylüsü, varsılı-yoksulu, din hocası, söz sahibi bankacısı, gazetecisi… Her birinin bir nedenle ötekinin yaşamına girdiği, onu değiştirdiği günümüz Türkiyesi… Ve bir roman kahramanı gibi öne çıkan pırıltılı Boğaziçi’nde, Bosnalılar Yalısı’nın ilginç dünyası…

Bu aralar ben mi çok duygusalım yoksa okuduklarım, izlediklerim mi beni bu hale getiriyor bilemedim.

Leyla'nın Evi zaman zaman çok duygulandığım, sıcacık bir o kadar da dokunaklı bir hikaye. Bitirene kadar elimden bırakamadım, ben çok sevdim eminim sizlerde seversiniz.

Sevgiyle ve Aşkla ;)

31 Ağustos 2012 Cuma

Küçük Prens-Antoine de Saint-Exupery


Çocuk kitabı deyip geçmeyin, son sayfaları gözlerimden yaşlar süzüle süzüle okudum. Bu kitap kaç yaşımda olursam olayım, daima en sevdiğim kitaplar arasında olacak.

Uzun uzadıya bi şeyler yazmak istemiyorum. Sadece kendimce sevdiğim bazı yerleri sizlerle paylaşmak istiyorum. Hem size hem bana küçük küçük notlar;

* Yetişkinler böyledir işte. Onlara karşı hoş görülü olmak gerekir.
Bizim gibi yaşamı anlayanlar için sayıların ne önemi var.*

*Acaba herkes kendi gezegenini bulabilsin diye mi yıldızlar böylesine parlıyor?
Gezegenime bak, tam üstümüzde! Ama ne kadar uzak!*

* Tilki konuşmaya başladı:
-Her gün aynı saatte gelirsen iyi olur. Örneğin her gün saat dörtte gelirsen,
ben saat üç olunca sevinmeye başlarım. Sen gelene kadar heyecanım artar, geldiğinde de sana yansır.*

*Sırrım şu: İnsan gerçekleri yalnız gönül gözüyle görebilir. Hakikatin özü gözle görülemez.*

* Bir yıldızdaki çiçeği seversen gökyüzüne bakmak mutluluk verir.*

* Yetişkinler ne kadar da garipler.* Küçük Prens

İçimdeki çocuk hiç büyümesin istiyorum. Hayata daima Küçük Prens bakışıyla bakabilmeyi diliyorum.

Sevgiyle ve Aşkla...

27 Mayıs 2012 Pazar


Yıl 1943.
Genç Mustafa’nın tayini kütüphaneci olarak Ürgüp Tahsin Ağa Kütüphanesi’ne çıkar. Devlet memurluğu o dönemde süper bir şey, çünkü özel sektör falan yok. Bizimki kütüphanede heyecanla okurları bekler; bir gün olur, beş gün olur, gelen giden yok.

Etraftakilerle konuşur, herkese anlatır:

“Bakın kütüphane bomboş duruyor, gelin kitap okuyun.” Gelen giden olmaz. Amirlerine durumu bildirir.

– Kardeşim otur oturduğun yerde, maaşını düzenli alıyon mu, almıyon mu?
– Alıyorum.
– Eee, o zaman ne karıştırıyon ortalığı, gelen giden olsa maaşın mı artacak? Başına daha fazla bela alacan, o kütüphaneye yıllardır kimse gelmez zaten…

23 yaşındaki genç memur “Ne yapayım, ne yapayım?” diye düşünür durur. Sonunda aklına bir fikir gelir, eşine söyler. Eşi önce “Deli misin bey?” der, ama kocasının bir şeyler üretme, işe yarama çabasını yakından görünce fikri kabullenir.

O dönem devletteki amirlerinin çıkardığı tüm engellerin tek tek, binbir güçlükle üstesinden gelir.

Çünkü o zaman da şimdiki gibi, “Aman bir şey yapmayalım da başımıza bir iş gelmesin. Çalışsan da aynı maaş, çalışmasan da“ zihniyeti aynen var.

O bıyıklı, kravatlı, asık yüzlü, sigara kokan, arkalarındaki Atatürk resminden utanmayan, ama ülkesine gram faydası da olmayan bürokratları zorlukla ikna eder ve bir eşek alır.

İki tane de sandık yaptırır. İki sandığa, kalınlığına göre 180-200 kitap sığar. Sandıkların üstüne “Kitap İare Sandığı” yazar. Kitapları eşeğe yükler ve köy köy gezmeye başlar.

Kütüphaneye de bir yazı asar:

“Sadece Pazartesi ve Cuma günleri açıyoruz.”

Köydeki çocuklar şaşırır.
Eşeğe bir sürü kitap yüklemiş bir amca, o gariban çocukların küçücük ellerine kitapları verir. Düşünün, Noel Baba gibi. Noel Baba yalan, Mustafa Amca ise gerçek. Geyikler yerine eşeği var.

Eşek de daha gerçek, Mustafa Amca da.

“Çocuklar bunları okuyun, aranızda da değişin. On beş gün sonra aynı gün gelip alacağım. Aman yıpratmayın, diğer köylerdeki arkadaşlarınız da okuyacak” der.

Mustafa artık Ürgüp’teki kütüphanede bir iki gün durmakta, diğer günler eşeği Yüksel’le köy köy gezmektedir.

Köylerdeki çocuklar Eşekli Kütüphaneciyi her seferinde alkışlarla karşılarlar. Kalpleri küt küt atar heyecandan, sevinç içinde yeni kitapları beklerler. Mustafa Amca‘nın ünü etrafa yayılır. Diğer devlet memurları makam odalarında sıcak sıcak oturup iş yapmazken, Mustafa’nın eşeği Yüksel yediği otu hepsinden fazla hak etmektedir.

Zamanla insanlar kütüphaneye de gelmeye başlar.

Mustafa bakar ki kütüphaneye kadınlar hiç gelmiyor.

Zenith ve Singer’e mektup yazar:

“Bana dikiş makinesi yollayın, firmanızın adını kütüphanenin girişine kocaman yazayım“ der. Zenith dokuz tane, Singer bir tane dikiş makinesi yollar (ilk sponsorluk faaliyeti). Salı günlerini kadınlar günü yapar. Kumaşı alan kadın kütüphaneye koşar. On makine yetmediği için sıra oluşur. Sırada bekleyen kadınların eline birer kitap verir, beklerken okusunlar diye. Okuma-yazma oranının düşüklüğünü görünce halkevlerine okuma yazma kursları vermeye gider. Halıcılık kursları başlatır, bölgede halıcılığı canlandırır. Bu arada valilik Mustafa hakkında dava açar, “kendi görev tanımı dışında davranıyor” diye. 50 yaşına gelen Mustafa Amca baskıyla emekli edilir.

Mustafa Amca köylüler arasında efsane olur, yıllar geçtikçe köylerdeki çocuklarda okuma aşkı yerleşir. 2005 yılında Mustafa Amca vefat eder. Tüm Kapadokya çok üzülür, aralarında toplanırlar. Ürgüp’e Eşekli Kütüphaneci Mustafa Güzelgöz ve eşeğinin heykelini dikerler.

Girişimcilik ne biliyor musun?

Bulunduğun yere yenilik katmalısın.

Mutlaka adım atmalısın.

Yaptığın iş olduğu yerde durup duruyorsa, sende bir uyuzluk vardır arkadaş. İnsan var, dokunduğu yere değer katar; insan var, dokunduğu yere değer kaybettirir.

Bakın Nevşehir’den ve bu ülkeden nice müdür, amir, vali, bürokrat, milletvekili, politikacı geçti; binlercesinin adını kimse hatırlamaz ama Mustafa Güzelgöz ve eşeğinin heykeli var.
www.kitaptiri.com

18 Ocak 2012 Çarşamba

Lâ *sonsuzluk hecesi* - Nazan Bekiroğlu


*Bu kadar katışığın karışığın arasında Adem eğri ile doğruyu birbirinden ayırabilsin diye, Yaratan aklı yarattı. Diri ve parlak bir varlıktı. Onu Adem'in başına koydu. Lakin bir manası da düğüm olan akıl, kendi kendisiyle sınırlıydı.Kavrayamadığını reddediyordu. Bunun üzerine Kalpleri Sağlam Tutucu, kalbi yarattı, Adem'in göğsünün sol yanına bıraktı. Kalp, aklın çıkmadığı yücelere çıkacaktı. Akıldan daha diri daha parlaktı. (syf:23)

*Cennete son kez baktı.....(syf:48) (şeytan)

*Kaybetmişim, dedi. O kadar kaybetmişim ki, kaybedecek hiçbir şeyi olmayanların günündeyim artık. (syf:49)

*Elini göğsünün üzerine koydu.Sanki, dedi, bak tam şuramda, sol yanımda, kalbimin altında bir yer eksik kalıyor. Sonra bu kadarla kalmıyor, o eksiklik bütün ruhuma doluyor. Ne yapsam eksilmiyor ne yapmasam dolmuyor. (syf:59)

*Ama işte! Melek değil ki bu, insandı. Ona has ona mahsus değildi yalnızlık. Onun doğasına yalnızlık ihtisası yazılmamıştı.

*Havva...
Kimin sol yanını boş bıraktığını bilmiyordu. Kimi tamamlayacaktı? Kimi eksiltmişti? Merak etti. Gelmişti, öyleyse bu geliş sebepsiz değildi.(syf:66)

*Havva....
Parmağının ucunu Adem'in sol göğsünün altında, kalbinin üzerinde gezdirdi. Ben senin eğe kemiğinim. Bak tam şuranda benimle dolar bir boşluk. Ben olmasam sende bir yokluk ki ne yokluk. (syf:70)

*Üç şey seçtiler cennetten çıkarmak için:
Bir: Kelimeler
İki: Aşk
Üç: Annelik duygusu

Kelimeleri Adem yanına aldı, annelik duygusunu taşımak Havva'ya kaldı.
Ama AŞK çok ağırdı. Yarısını Adem sırtlandı, aşkın yarısı Havva'ya kaldı. (syf:152)

*Neydim ne oldum, derken, insan olanın ne oldum değil ne olacğım, demesinin anlamını kavradı. (syf:167)

*Rabbim...
Bana bütün haberlerin yerini tutacak bir haber gönder. Üzerime bir iyilik ve güzellik kondur. Avunmalığım olsun, hiç ummadığım bir sevinç nasp et. Latifsin lütfen. (syf:202)

* Öyleyse: Rabbi ondan razı, o Rabbinden razı.

Ve dahası dahası dahası...

Şimdi sırada İsimle ateş arasında var. Ama bu yürek dahasını kaldırabilir mi bilemedim...
Nazan Bekiroğlu'na sonsuz teşekkürler.

Sevgiyle ve AŞKla.....


Not:
Bir rivayette Hz. Havva'nın Hz. Ademin eğe kemiğinden yaratıldığı haber verilir.Eğe kemiği,erkeğin göğüs kafesinde yer alır;akciğeri çevreler,kalbi darbelerden korur.Bu konumuyla eğe kemiği ne kadarda kadına benzer...Kadın da tıpkı eğe kemikleri gibi erkeğine nefes alacak bir yuva sunar,onun hayatına genişlik,göğsüne ferahlık kazandırır.Eğe kemikleri akciğeri çevreleyerek kalbe giden hayat yollarını açık tuttuğu gibi,doğrudan kalbide korur.Bir kadını aşkı erkeğinin kalbine bu dünyada hayat suyu taşır,onu sancılı sevmelerden uzak tutar.Öyleki,eğe kemiği kırılmadıkca kalbe zarar gelmez.Kadında erkeğinin kalbini kırmamak adına kırılmayı,ezilmeyi göze alır.Eğe kemiğinin yapısıda kadına benzer.Güçlü fakat ince ve narindir.Kadında sabırlıdır,acıya,ayrılığa ve vefasızlığa sabreder.Bununla birlikte,kolayca kırılıverecekmiş gibi inceciktir,tatlı bir kavisle erkeği saran zarif bir biçimi vardır.Eğe kemiği erkeğin yan tarafında yer alır.Kadında varlığını ve koruduğunu hissettirmeden sessizce ve gizlice yanında durur erkeğinin...

8 Ocak 2012 Pazar

Yusuf ile Züleyha-Nazan Bekiroğlu


Heybemde senden öte söz,
Gözümde senden ala yaş yok.
Sen Yusuf'um ol,
Ben yanmaya razı Züleyha!

İşte Bu söz aklıma düşürdü Yusuf ile Züleyha'yı

Aslında bir çoğunuz gibi biliyorum Yusuf ile Züleyha'yı ama birde Nazan Bekiroğlu'ndan okumak istedim.
Ahh ki ne ahhh neden okumak için bu kadar bekledim.
Çok kıymetli bir kardeşim önermişti de bana Nazar Bekiroğlu'nu kaç kere önüme geldiyse de bi türlü elim gidipte almamıştım bu kitabı. Ta ki yukarda ki yazıyı okuyana kadar. Yusuf ile Züleyha bi kere düştü gönlüme bi kaç gün sonra da gene çıktı karşıma ve kavuştuk birbirimize. Demek ki herşeyin bir vakti zamanı varmış.

Yazar öyle güzel, öyle şiirsel, öyle etkileyici bir dille yazmış ki bende onlarla yaşadım AŞK'ı.
Uzun süredir beni bu kadar etkileyen bir kitap okumamıştım. Kesinlikle tavsiye ediyorum.

Ya Rabbim gönlümü aç. (amin)

Etkilendiğim bölümlerin tamamını yazmak isterdim ama bu durumda bütün kitabı buraya yazmam lazım.
Ama azıcıkta olsa bişeyler paylaşmassam ruhum rahat etmeyecek.

*Her Aşk O'na çıkar sonunda, O'ndan başkasını sevmek imkansız gibidir. Seven neyi sevdiğini bilse de bu böyledir, bilmese de bu böyledir. (syf:15)

*Gel sana gül bahçesi nedir göstereyim, göster gül bahçelerini göreyim.
Sonsuzluk ne demekmiş gel bende bil. Ne demekmiş sonsuzluk sende bileyim. (syf:105)

*Seni sevdiysem, seni her görmemde ikinci kez görmediğimden. Her görmemde seni yenidenmiş gibi değil, yeniden gördüğümden. Odama her girişinde ilk kez girdiğinden. Kendi kendine bile tekrarlanmadığından sen.(syf:124)

*Sadece, Rabbim sen en iyisini bilirsin, dedi. Sen en iyisini bilirsin ve böyle olduysa, böyle olması gerekiyor demektir. Sana teslimim.(syf:153)

*İki bulut arasından aydınlanınca gökyüzü neler gördüğümü anlattığımda beni anlayan kalbe Bismillah! Ey kalbin üzerinde titreyen hüzün! Acıya Bismillah! Ateşe Bismillah! Gözyaşına Bismillah! (syf:176)

*Dua ki her duayı melekler taşır huzura, şimdi Rabbim, aç göklerinin kapılarını, duamı al huzuruna ve bana servetimi geri ver. (syf:194)

Nazan Bekiroğlu

Gönlüm huzurlu, gönlüm rahat..
Sevgiyle ve Aşkla......

5 Ocak 2012 Perşembe

Küçük Mucizeler Dükkanı / Bir Yumak Mutluluk - Debbie Macomber


Hayat saklanarak, umutsuzluklarla ve pişmanlıklarla harcanamayacak kadar kısa...
Dertlerle ve sıkıntılarla boğuşurken her gün, bir öncekinin aynısı gibi görünür.
Oysaki hayat her yeni gün kendi mucizelerini beraberinde getirir.

Hemde en beklenmedik anlarda...

İlk Kitabı hiç tarzım olmadığı halde içinde yün- yumak geçiyo diye almıştım. Yıllarca arkadaşlarıma yaymaya çalıştığım düşüncelerim öyle basit bir dille anlatılmış ki sevdim ben bu kitabı. Ve tabi hemen ardından ikinci kitabı da okudum.

Örgü örmek bana her zaman iyi gelmiştir,huzur vermiştir. Belkide en güzel hayallerimi örgü örerken kurmuşumdur. Hatta en ciddi kararlarımı bile örgü örerken vermiş olmam olası :)) Kısaca örgü örmek benim antidepresanım. Doktora, ilaçlara vereceğim parayı yatırıyorum yünlere bakıyorum keyfime :))

Kitaplara gelince, bu kitaplar mutlu mutlu kendini okutturan, bittirdiğinizde yüzünüzde hafif bir tebessüm bıraktıran, kısaca bizleri anlatan iki hoş kitap.

“Doğduğumuz andan itibaren hepimize bire yumak iplik veriliyor; bundan sonra mutluluğun desenlerini örmek ise bizim elimizde."

Sevgiyle ve Aşkla.....

2 Kasım 2011 Çarşamba

OD- İskender Pala




OD-Bir 'YUNUS' Romanı-İskender Pala




"İki kişinin birbirini sevmesi,birbirini dost edinmesi, sahip edinmesi demektir. Tıpkı Allah'ın kulu, kulunda Allah'ı sevmesi gibi, zira ki Allah kulunu sevmeseydi kul Allah'ı sevmezdi. Sen beni sevdiğin, ben de seni sevdiğim için aramızda bir dünya yaratıldı. Ben de, sen de bu dünyadaki her şeyi sevdik; her şey de bizi sevdi. Tıpkı alemdeki her şeyin Allah'ı sevmesi gibi."


Belki kitap üzerine daha yazılacak çok şey var ama dayanamadım bu kısmı paylaşmak istedim. Henüz yeni başladım okumaya, ama sevdim ben bu kitabı : )

"Hep çok şeye sahip olmayı değil, az şeye ihtiyaç duymayı istemişimdir."

Aşkla.....

INSTAGRAM bybucanni

 

KAÇ KİŞİ ONLINE