Nar Ağacı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Nar Ağacı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Eylül 2013 Cumartesi

Fikirler Fikirler Fikirleeerrr ; )

Gene kayboldum değil mi?
Oysa ki yazacak ne çok şeyim vardı. Çok güzel bir tatil geçirdim. İnanılmaz huzur bulduğum bir karadeniz gezisi oldu . Bi dünya fotoğrafla geri döndüm. Ama gelin görün ki, gelir gelmez bir sürü sıkıntı üst üste geldi. Benim tatil hiç oldu. Tabi uzun uzadıya anlatma hevesi de hiç oldu. Çok şükür ki şu an her şey yolunda. Rabbim baş edemeyeceğimiz sıkıntı yaşatmasın.

Neyse canlar niyetim ojelerle yalapşap boyadığım ama geliştirilirse çok güzel şeyler çıkabilecek bir fikir paylaşmaktı. İşte öylesine iki lafın arasında ojeyle boyadığım mumlarım. Eminim ki sizler çok daha güzel şeyler çıkarırsınız.



Tatilime de haksızlık olmasın. Seneler sonra baktığımda bileyim ki, doğa harikası yerlerde gerçekten huzurlu bir tatil geçirmişim. Ben hep derim ya' Beni Doğaya Salın'. Karadeniz bunun için biçilmiş kaftan.

Belki ilgisini çeken olur. Benden size bir fikir daha. 
Ben gittiğim yerlerden alabileceğim en güzel şeyi alırım. 


" TAŞ "
Yolculuklarımdan zamanın tanıklarıyla dönmeye gayret ederim.

Değil mi ki "Taş,zamanın tek tanığı" demişti Nazan Bekiroğlu Nar Ağacı'nda. Ondandır kendisine hayranlığım.

Sevgiyle...





16 Şubat 2013 Cumartesi

Nazan Bekiroğlu/ Nar Ağacı ve benim hikayem




Aslında bu postu çok önceden yazmalıydım da bir türlü nasip olmadı. Bilen bilir benim sıkı bir Nazan Bekiroğlu hayranı olduğumu. Daha öncede kitaplarından bahsetmiştim.

20 Aralık 2011 tarihinde Yusuf İle Züleyha'yı okumamla başladı tek taraflı tanışıklığımız. Arkasından Lâ *sonsuzluk hecesi* geldi. Ve diğerleri ve diğerleri... 1 sene içinde bütün kitaplarını okudum. Her biri bittiğinde bir hüzün kapladı içimi, niye bitti ki bitmesindi. Sabırla yeni kitabın çıkmasını bekledim. Bu arada Nazan Bekiroğlu ile ilgili bulduğum bütün yazıları, köşe yazılarını, her türlü kaynağı okudum.
Bi kere aklıma düştü, beni benden alan bu insanın sesini duymam lazımdı. Bakın görmek demiyorum, sesini duysam yetecek.
Uzun bir süre sesini duymam lazım diye diye Rabbim en sonunda nasip etti. Meğersem S. ablamın eşinin üniversite arkadaşı değilmiş mi Nazan Bekiroğlu. O. eniştem vesile oldu ve ben Nazan hocamın sesini duydum. Aynı görüntüsü gibi naif, zarif bir ses. Canlar konuşurken öleceğim zannettim. Koskoca insan oldum beni bu kadar heyecanlandıracak bir durum olabileceğini söyleseler inanmazdım. Ve bu kadarla da kalmadı, yollarımız bir şekilde başka bir arkadaşım sayesinde, birbirimizi görmesekte tekrar kesişti. Bu arada beklenen roman Nar Ağacı'da bir solukta okundu.

Ve geldi çattı asıl gün : )
Nihayet gözüm gözüne, ellerim ellerine değdi.



Nazan Bekiroğlu'nun yolu Bursamdan geçti : ) sesini duymam lazım derken Rabbim görmeyi de nasip etti. İmza gününden bir gece önce bütün kitaplarımı topladım. Allah'ım hangisini götürsem, onu bıraksam olmaz, bunu bıraksam olmaz... Hepsini götürsem diğer okuyuculara ayıp. Çok zor olsada sectim 4 tane. Gece hiç uyuyamadım heyecandan : )



Kitaplarım elimde, heyecan tavan : ) Öyle güzel, öyle naif ki. Evet dedim, bu kelimeler, bu sözler tam da böyle birinin kaleminden çıkardı. Herkese küçücükte olsa zaman ayırdı. Herkesin gönlüne küçücük bir anlık da olsa değmeye çalıştı. Bizim de küçük bir sohbetimiz oldu. Zaten birbirimizi biliyorduk da, nihayet gözlerimiz de buluştu.



Benim için yazdıklarını tekrar tekrar okuyorum : ) Bu resimde inanın dizlerimin titremesi hala geçmemiş. Az ileride tabureler var hemen oraya çöktüm :)) Hayatımın en güzel günleri arasına yerleştirdim bu günü. He bi de bu duygumu benimle adım adım paylaşan üç kişi var onlar olmasa olmazdı. Onlar benim bu coşkumu paylaşmasa, duygularım bu kadar tavan yapmazdı. A., Y., M.,ve S. ablam ve O.eniştem ve tabiki Nazan hocam. Buradan hepsine sonsuuz teşekkürler .
Şimdi sırada nasipse Trabzon'a gitmek var. Nazan Hocamın dersine girmek var.

Ve gelelim Nar Ağacın'a, okumaya doyamadım, bitsin hiç istemedim.

Ben Bursa'dan, Nazan hocam Trabzon’dan döküldük yollara. Adım adım dolaştık Tebriz'i, Tiflis'i, Batum'u, Bakü'yü. Bazen güldüm, bazen ağladım.
Anuş’a hiç kıyamadım. Çemil Kaptanı hatırlamak sıkıntılarımı dağıttı.
Setterhan ve Zehra’nın karşılaşmaları gönlümde ayrı yer etti.

-Nasılsınız? İnşallah keyfiniz yerindedir.
-İyiyim hamdolsun, ya siz nasılsınız?

Büyük hanımla gurur duydum, İsmail’se yüreğimi acıttı.

Benim atalarımda Yunanistan'dan mübadele ile Türkiye'ye göçmek zorunda kaldığı için daha da bir etkilendim. Çünkü onlarda benzer şeyler yaşadı.
Dedem hep anneanneme dermiş ki; "hayatta tek istediğim ölmeden gidip köyümü görmek". Dedeme nasip olmadı. Belki Rabbim bana nasip ederde giderim dedemin köyüne. Bende bir avuç toprak alırım da götürürüm dedemin mezarına. Belki bir parça serinletirim ruhunu. (İnşallah, amin)

Canlar istedim ki sevdiğim yerlerden bir iki satır alıntı yapayım, okumayanlarla paylaşayım. Ama ne mümkün, seçemedim ki. Kitabın çoğu satırını çizmişim. Demem o ki okuyun, mutlaka okuyun. Eminim çok beğeneceksiniz.

Tek satır; "Sen öyle çağırmasan ben böyle gelmezdim"

Sevgiyle ve Aşkla...





INSTAGRAM bybucanni

 

KAÇ KİŞİ ONLINE