edebiyat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
edebiyat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Aralık 2023 Perşembe

Huzursuzluğun Kitabı / Fernando Pessoa

İşte benim kitabım. 
İçe dönüklüğün kitabı.
Varoluşsal sancılarla dolu bir günlük.
Farkındalığı yükselten, düşündüren, sorgulatan, duygudan duyguya akıtan bir kitap. 
İçimdeki susmayan sesin tesellisi gibi. 
Nasıl tanımlasam, ne desem ifadem eksik kalır.
Özetle;
Kimisi için huzursuzluğun benim için içsel huzurun kitabı. 
Yanlız değilmişimin şahane belgesi. 
Felsefe severler, derinlerde kaybolmak isteyenler buraya...

*Hissetmek- ne renktir acaba?

"... perişanlığımdan yapılma uzun kaputuna sıkıca sarınmış, garda bir bankta kıvrılmış uyuyor kendimi be­ğenmişliğim..."

"Ve görmeden baktığım sokağa hâkim penceremden dışarı sarktığımda, 
kendimi birden, kurusun diye pencerelere asılan, 
sonra orada unutulup yavaş yavaş buruşan, 
sonunda da asıldığı yeri kirleten yaş bir toz bezi gibi hissettim."

*Ruhum bu haldeyken, hayatın hırpaladığı dertli bir çocuk olduğumu
bedenimin tüm bilinciyle hissediyorum.
Bir köşeye atılmışım, oyunlar oynayan başka çocukların seslerini duyuyorum.
Dalga geçer gibi verdikleri kırık, teneke oyuncağı sımsıkı kavrıyorum.
Bugün, 14 Mayıs, saat akşam dokuzu on geçe, hayatımın bütün tadı, bütün değeri
işte bundan ibaret.

*Özgürlük, yalnız kalabilmeye denir.
İnsanlardan uzaklaşabiliyorsan, onlara hiçbir muhtaçlığın, paraya ihtiyacın,
sürüye uyma içgüdün,
aşka, şana şöhrete hevesin ya da merakın yoksa özgürsündür,
bunların hepsi sadece yalnızlıktan ve sessizlikten beslenir.
Yalnız yaşayamıyorsan, doğuştan kölesin demektir."

Arka kapak
Fernando Pessoa 1935’te öldüğünde, sandığındaki eserlerinin sayısı tahmin bile edilemezdi. Onun elinden çıkmış şiirlerin, yazıların altında genellikle başka imzalar vardı. Üstelik bu isimler yalnızca birer takma ad değil, öyküsü, geçmişi, yazgısı, dünya görüşü farklı kişiliklerdi.

Ölümünden sonra elyazmaları derlenmeye başlandığı zaman bitmemiş eserler de bulundu içlerinde. Bernardo Soares imzalı Huzursuzluğun Kitabı da bunlardan biriydi. Tarihten, mitolojiden, edebiyattan, ruhbilimden haberdar bir 20. yüzyıl insanının gerçekliği yadsıyışının, kendini hayallere hapsedişinin güncesiydi bu. Gündüzleri bir mağazada çalışan, geceleri yalnızlığını yağmurun sesinde, ayak seslerinde duyumsayan bir Lizbonluydu Bernardo Soares ya da Fernando Pessoa.

Bugün sadece Portekiz edebiyatının değil tüm dünyanın en önemli eserlerinden biri olarak kabul edilen Huzursuzluğun Kitabı’ndaki her metin, kırık bir aynanın, gerçekliğin bir yanını yansıtan ve sonsuzca çoğaltan bir parçası.

Sevgiyle...

İnstagram@bybucanni


4 Eylül 2023 Pazartesi

Kelebekler Zamanı / Julia Alvarez


Bu gün size çok etkilendiğim bir kitapla geldim.

Kelebekler Zamanı/ Julia Alvarez

Kelebekler Zamanı 1930- 1961 yılları arasında Dominik Cumhuriyeti'nde başkanlık yapan

Rafael Trujillo'nun diktatör rejimine karşı çıkan 

dört kız kardeşin mücadelesini anlatıyor.

Gerçek olaylar, gerçek kahramanlar.

Sadece hikaye kurgu.

Mirabal Kardeşler...

Patria, Minerva, Maria Teresa( Mate) 

Dördüncü kız kardeş Dede.

Dominik halkının onlara verdiği isimleriyle 'Kelebekler'.

Yazar hikayeyi hayatta kalan Dede ve diğer üç kız kardeşin günlüklerinden yola çıkarak 

onların ağzından anlatıyor.

Bence bu anlatım şekli hikayeyi daha da derinleştirmiş.

Öyle ki okurken birilerinin günlüklerini gizlice okuyormuşsunuz ,

 öğrenmemeniz gereken şeyleri öğreniyormuşsunuz hissine kapılıyorsunuz.

Merak galip geliyor, hikaye akıp gidiyor.

Yaşanan olaylar sizi içine çekiyor.

Aslında kızların konforlu bir hayatı var.

Rejime ayak uydursalar, olanlara kör kalsalar, gül gibi geçinip gidecekler

ama onlar diğer kelebeklerin de uçmasını istiyor.

Hayatları pahasına özgürlük adına mücadeye devam ediyorlar.

Birçok kez hapsedilip birçok işkenceye maruz kalıyorlar.

Bütün bunları kendi ağızlarından dinlemek oldukça sarsıcı.

Okurların Kimi Patria'yı, kimi Minerva'yı okumayı sevmiş.

Ben en çok Maria Teresa (Mate)'yı okumayı sevdim.

İçlerinde en küçük, en naif, en kötü işkenceye maruz kalan o.

Canım Mate ❤

Katledildiklerinde en büyüğü 36 en küçüğü 25 yaşında.

Ev hapsindeyken resmi izinli olarak hapisteki kocalarını ziyaret etmek için yola çıktıkları gün, 

25 kasım 1960 günü

hain bir suikasta kurban gidiyorlar.

Dede kız kardeşlerinin katledildiği gün onlarla olmadığı için hayatta kalmayı başarıyor.

Kelebekler özgürlük yolunda elde ettikleri başarıyı hiçbir zaman göremiyor ancak 

 gelecekti kız kardeşlerinin yollarını açmayı başarıyorlar.

Birleşmiş milletler 25 kasım gününü kadına yönelik şiddetle mücadele günü ilan ediyor.


Bir de filmi varmış ben izlemedim ama olur ya izlersek diyr onu da buraya eklemiş olayım. 

"Tropico de Sangre"

Sevgiyle

İnstagram@bybucanni




21 Mayıs 2018 Pazartesi

Parfümün Dansı / Tom Robbins





"İşte şeytan denen varlık ,horozlara sabahın beşinde ötmeyi, uyuyan çiftçilerin yüzündeki gülümseme ifadesini silebilmek için öğretmiştir."Syf:45

"Haritasız ve rehbersiz yolculuk yapan gezginler için her beklenmedik plan değişimi bir sevinç dalgası yaratır." Syf:46

"İnsanoğlu bitkilerden ve hayvanlardan uzaklaşıyor. Yavaş yavaş onlarla bağını koparıyor. Günün birinde tekrar ilişki kurmak zorunda kalacak. Eğer evren yaşayacaksa, insanoğlu buna mecbur olacak."Syf:51

"Boşboğazlık bazen bir gemiyi batırır."Syf:68

"Biliyor musun, kadınların açtığı yarayı tedavi etmenin yolu yok gibidir..." Syf:82

"Kendi kaderini kendi tayin etmenin fiyatı hiçbir zaman ucuz değildir." Syf:97

"Durmadan akıp giden günlük dünyanın gerçekliğine ve kalıcılığına inanmak budalalıktır." Syf:104

"Kendi gemine kaptanlık edemiyorsan, hangi yanlış limana vardığına şaşırmamalısın."Syf:113

"Küçük mucizeleri kabul ettiğimiz zaman kendimizi büyük mucizeleri hayal edebilecek yeterlilikte hissederiz. Bir istiridyenin içinden parlak, canlı, lezzetli bir canlının çıkabileceğini kabul ettiğimiz anda, aynı kabuktan Afrodit'in geleceğini de kabul etmişiz demektir." Syf:129

"Arzu kelimesi, ortada bizim olmayan bir şeyin varlığını gösteriyor. Eğer her şeyimiz varsa, o zaman arzu olamaz; çünkü isteyecek bir şey kalmamış olur." Syf:138 

"Aşkın en yüce işlevi, sevilen insanı özgün ve yeri doldurulamaz yapmasıdır.
Aşkla mantığın​ farkı da şudur: Aşkın gözünde bir kurbağa pekâlâ prens olabilir. Oysa mantıkçının analizinde, aşığın önce o kurbağanın prens olduğunu kanıtlaması gerekir, ki bu girişim nice tutkunun parıltısını​ körletmeye yeter." Syf:171

"Gün gelecek toprak da mahvolma tehlikesiyle yüz yüze gelecek. Ormanlar, dereler, hatta gökyüzünün kendisi. " Syf:195

"Asıl neden, sizin bireycilik uygulayıcısı olmanızdır. İşte bu yeni birey fikri, nice insanın yolunu şaşırmasına, kendini Pan’dan güçlü sanmasına sebep olacaktır. O zaman kendilerini topraktan da üstün sanacaklar ve toprağın ırzına geçmeye, onu mahvetmeye başlayacaklar." Syf:196

"Bundan bin yıl sonra bir gün, bazı insanlar ölümü yalnızca zekâyla yenmeye kalkışacaklar. Yaşlılığa ve ölüme karşı birtakım ilaçlar vasıtasıyla savaş açacaklar. Zekâlarının bulduğu, icat ettiği iksirleri, tıbbi silahları kullanacaklar. Yaşlılık ve ölüm onlardan ve onların ilaçlarından kaçacak, gerileyecek. Ama ne yazık ki, yalnızca mantıkla mücadele ettikleri, ruh ve kalp konusunda ilerleme kaydetmedikleri için gerçek ölümsüzlük onlara nasip olmayacak. Ne var ki, zihinsel yeteneklerinin sağladığı sahte ölümsüzlük bile verilmemeli onlara. Verilirse çok büyük çapta kötüye kullanılacaktır. Bu yüzden, bugünden yemin etmeniz gerek. Eğer bu olaylar yer aldığında hâlâ yaşıyorsanız, onlarla mücadele etmeye, zihni kadar kalbini ve ruhunu da işe katmayan kimselere ölümsüzlük sağlanmaması için çalışmaya ahdetmelisiniz." Syf:197

"İnsan, varoluşu bir ödüller ve cezalar sistemi gibi görecek kadar yüzeysel olsa bile, zaferlerimizin karşılığını da yenilgimizin karşılığı gibi pahalıya ödediğimizi er geç anlar." Syf:202

"Üzüntünün hayatımı ölüleştirmesine izin vermemeliyim." Syf:252 

"İnsan mutsuzken dikkati hep kendine döner. Kendini çok ciddiye alır. Mutlular, yani kendilerini gerçekten severlerse, pek düşünmezler kendilerini. Mutsuzu neşelendirmeye çalıştığında, istemez, karşı çıkar. Çünkü dikkatini kendinden ayırıp evrene yöneltmek zorunda kalacaktır. Mutsuzluk kendine düşkünlüğün varacağı son noktadır. " Syf:228

"Hayata karşı merak beslemeyen, var olmaktan çok az sevinç duyan kimseler, bilinçaltında hastalıkla, kazayla ve şiddetle işbirliği yapar, onları kendi üstlerine çekerler." Syf:230


"Birisinin kendilerine, hayatın 'yor' kısmında bir şansları olduğunu, umutlarını 'mıştı' ya bağlamak zorunda olmadıklarını söylemesini istiyorlar." Syf:282


"Öyle çok konuşuyorsun ki, öldüğün zaman dilini ayrıca sopayla öldürmek zorunda kalacaklar." Syf:285

“Bence beynin büyümesi, belleğe yer kazandırmak içindi. Son deneyler, bize belleğin, belli sinir merkezlerinde değil, yaygın olarak tüm beyinde bulunduğunu açıklıyor. İnsanoğlu daha uzun yaşamaya başlayınca, entelektüel faaliyetlerinin alanı genişleyince, hatırlayacak daha çok şeyi oldu. Yani evinde daha çok dolap bulundurması gerekti diyelim. Ama işin ilginç olan yönü, yeni dolap alanının, o sıra ihtiyaç duyulanın çok üstünde olmasıydı. Hatta bugün gerekenden bile fazladır. Oysa bizler, o çağın insanından üç kat uzun ömür sürüyoruz. Faaliyetlerimiz de geometrik dizi olarak artıyor. Yoksa evrim, bizi ilerde, şimdikinden çok daha uzun yaşayacağımız günlere mi hazırlıyordu? Bellek alanının genişlemesi, uzun vadeli bir uzun ömür planının parçası mıydı? Bir ölümsüzlük numarası mıydı?” Syf:290

"Eskiden insanları mikroplar öldürürdü. Şimdi ise kötü alışkanlıklar öldürüyor." Syf:304

"Koku, beynimizin kullandığı dildir. Açlık, susuzluk, saldırganlık​, korku, şehvet... Beyin bunların hepsini koku dilinde yorumlar." Syf:310

“Yaşlılık bir hastalıktır. Belki doğaldır, ama sağlık da doğaldır, üstelik ötekinden çok daha iyidir. Aslında paslanma da doğal bir şey... öyle değil mi? Ama paslanma önlenebilir. Eğer önlemezsen, makineni mahveder. Yaşlanma için de aynı durum söz konusu. İnsan yaşlanır, çünkü vücudunun paslanmasına izin verir de ondan.” Syf:321

"Vücut, zihnin uşağıdır. Eğer vücudumuza durmadan, yetmiş ikiye vardığımızda nalları dikeceğimizi söylersek, yetmiş ikiye varınca gerçekten dikeriz nalları. "Syf:333

"Yazık ki vatanım için feda edecek bir tek canım var." Syf:337

“Günümüz aydınlarının en büyük başarısızlığı, mizahı ciddiye almaktaki yetersizliği olmuştur.”Syf:373

"Alobar "İnsan sonsuzluğu kadar yaşayacaksa,kalbiyle yaşamalı"dedi." Syf:401


Arka Kapak

Oyunculuk uçarılık değil, bilgeliktir' diyerek çılgınlık derecesinde 'oyuncul' romanlar yazan Tom Robbins, 
bu romanda hayatımızı var eden en temel kavramlar hakkında düşünmeye ve 
insanın doğayla ilişkisinin kopma sürecinin anlatıldığı düşsel / tarihsel bir yolculuğa çağırıyor bizi. 
Batı'dan Doğu'ya, oradan da Yeni Dünya'ya uzanan, ölümsüzlüğü kovalayan ve yüzyıllar süren bir yolculuktur bu. 
Batı, acı çekmeyi seven, mantığa, bireyciliğe ve üretime tapınanların diyarıdır. 
Doğu, aşka, boş zamana, münzeviliğe, bilinmezliğe hayatında yer veren insanların yaşadığı su ve parfüm diyarıdır. 
Yeni Dünya'da ise sadece 'başarı' ve hırs vardır. 
Yolculuğun en ilginç kişisi ise keçi ayaklı, zevk ve bereket tanrısı Pan'dır. 
Pan, insanların duyguları ile düşünceleri arasına duvar çekmeleri, yaşamak yerine, cennete kabul edilmek ve doğayı tahakküm altına almak için çalışmaları; dans, müzik ve aşkla ilgilenmek yerine, doğru ve yanlışla uğraşan Aristo, İsa ve Descartes'a inanmaları ile gücünü yitiren bir tanrıdır. 
Aynı zamanda Bay Mantıksız, Bay İçgüdü, Bay Hayvani Sır, Bay Çingene, Bay Korku, Bay Aydedeye Havlayan, Bay Şaşırtıp Kaçan, Bay Mastürbasyon, Bay İnatçı Güç, Bay Küstahlık, Bay Doğa En İyisini Bilir...dir.

Sevgiyle...

İnstagram@bybucanni

7 Mayıs 2018 Pazartesi

Kağıt Ev / Carlos Maria Dominguez




"Kitaplar insanların kaderlerini değiştirir."Syf:8

"Büyükannem ne zaman yatakta kitap okuduğumu görse bana, "Bırak şunu, kitaplar tehlikelidir,"derdi."Syf:8

"onu hayattan alıp götürecek olanın yine bu olacağını bilemeden hayatını edebiyata adadı."Syf:9

"Çoğunlukla bir kitaptan kurtulmak ona sahip olmaktan daha zordur. Kitaplar, sanki asla geri dönemeyeceğimiz bir anının tanıkları gibi, bir ihtiyaç ve unutkanlık anlaşmasıyla tutunurlar insana."

"Kimse bir kitap kaybetmek istemez. Bir daha okumayacak olsak da başlığında eski, belki de kaybolmuş bir duyguyu taşıyan bir kitabı kaybetmektense bir yüzük, saat ve ya şemsiye kaybetmeyi yeğleriz." Syf:14

"Sadece çok uzak bir gelecekte bana faydası olacak kitapları, genel okuma çizgimin dışında kalanları ve bir kez okuyup da bir daha yıllar boyu, belki de hiçbir zaman kapağını bile açmayacaklarımı neden evde tuttuğumu defalarca sordum kendime." Syf:14 

"Sırf ziyaretçilerinin kütüphane raflarındaki kitaplara hayran hayran bakabilmeleri için mutfakta kahve hazırlama işini kasten uzatan bir filoloji profesörü tanıdım."Syf:14

"Biz okurlar, sadece eğlence amaçlı olsa bile, arkadaşlarımızın kütüphanesini gözleriz. Bazen sahip olmadığımız ama okumak istediğimiz bir kitabı bulmak için yaparız bunu, bazense karşımızdaki hayvanın ne ile beslendiğini öğrenmek için."Syf:15

"Buenos Aires'liler ellerinde kulaklarına dayalı cep telefonları ile dolanıyor, arabalarını cep telefonlarını omuzlarıyla kulakları arasına sıkıştırmış bir şekilde kullanıyor, toplu taşıma araçlarında, süpermarketlerde yine cep telefonuyla konuşuyor ve sokakları bile, sanki sözel bir virüs hayatlarının kontrolünü ele geçirmişçesine, bu şekilde süpürüyorlardı." Syf:17

"Kitapları gündelik hayatla kirletmemem gerektiğini zamanında fark ettim. İster istemez kirleniyorlar." Syf:26

"Kendimi bildim bileli birbiri ardına kitap satın alıp duruyorum. İnşa edilen bir kütüphane, yaratılan bir hayat demektir." Syf:27

"Kitapları buluyor ve onların bizi başka bir yere götürmelerine olanak tanıyoruz." Syf:27

"...bazen sadece tek bir bölümü anlamak için yirmi kitap daha okumam gerekiyor. Bu işe kesinlikle bayılıyorum." Syf:27

"Eline ne zaman para geçse kitap alırdı." Syf:28

"19.yüzyıl Fransız edebiyatı,onun hafif uykusuna gece bekçiliği yapıyordu diyebilirim." Syf:28

"Duşun olduğu yer hariç tüm banyo duvarları kitap kaplıydı ve kitaplara bir şey olmamasının nedeni buharı önlemek adına sıcak suyla yıkanmaktan vazgeçmesiydi. Yaz kış soğuk suyla yıkanırdı." Syf:30

"Kimi fikirlerin aklımı çeldiğini itiraf etmeliyim ama bir okur zaten var olan yolda ilerleyen bir yolcudur. Ve bu yol sonsuzdur. Ağaç kaleme alınmıştır çoktan; taşı ve dalı kıpırdatan rüzgâr, bu dala duyulan özlem ve gölgelerini yasladıkları sevda... Normalde yabancısı olacağım bir zaman dilimi olan günde birkaç saati bu yolda geçirmekten daha büyük bir mutluluk bilmiyorum. Bir ömür yetmez bu yolda yürümeye. Borges'in bir cümlesinin yarısını çalayım: Kütüphane zamana açılan bir kapıdır." Syf:31

"Kitaplarin kenarına bir şeyler karaladiginda, renkli kalemlerle satırların altını çizdiğinde,anlatılmak istenen hissi daha iyi kavradigini söylerdi."Syf:31

"Okumaya ayıracak kısıtlı zamanıma hayıflanıyorum ama kitap okumak için bütün bir günü, isterse gecesi olan bir adam düşünün. Ve istediği kitabı satın alabilecek paraya sahip bir adam. Sınırı yoktur. Arzusunun insafına kalmıştır." Syf:32

"İnsan pek çok kitabı fethedebilir ama bir kaşif onları idare etmekle yükümlüdür." Sfy:34

"Orada, şu an sizin oturduğunuz yerde oturduğu bir akşam bana kavgalı yazarları aynı rafa koymamaya karar verdiğini açıkladı." Syf:35

"Goethe’yi Wagner operası dinleyerek ya da Baudelaire’i Debussy eşliğinde okumayı severim. Bu, yolculuğun bir parçasıdır ve sizi temin ederim alınan haz, her anlamda, en üst düzeydedir." Syf:38

"Elektriğin icadından önce yazılan eserleri mum ışığında okumanın esprisini yapardık." Syf:38

"Bir koleksiyoncu için yangın sözcüğü düşlerin yanıp kül olmasıyla eş değerdir." Syf:41

"Muhtemel tehlikeyi hiç dillendirmezsek onun gerçekleşmeyeceğini varsayarız; kendimizi bu şekilde sakınacağımızı zannederiz." Syf:41

"Hala benim arkadaşım onlar.Kışın üzerimi örtüyor,yazın gölge yaratıyorlar. Beni rüzgarlardan koruyorlar.Kitaplar benim evim."  Syf:47

"Pek çok sözlük asıl amaçları için kullanıldığından daha çok ütü ve düzleştirici olarak kullanılmıştır ve hiç de az değildir içlerinde mektuplar,banknotlar ve sırlar saklayan,raflara gizlenmiş kitapların sayısı.
İnsanlar kitapların kaderlerini de değiştirir." Syf:49 

"Bir vazo, bir kahve makinesi yahut bir televizyon bir kitaptan çok daha önce eskir yahut kırılıp bozulur. Bir kitap, sahibi onu parçalamak, sayfalarını yırtmak, ateşe atmak istemediği sürece işlevini yitirmez."Syf:49

"Arjantin'deki son askeri diktatörlük döneminde pek çok insan kitaplarını tuvaletlerde, banyolarda yaktı veya bahçelere gömdü. Adları kötüye çıkan ciltler, tehlike oluşturmaya başlamıştı. Kitaplar ve kendi hayatları arasında seçim yapmak zorunda kalan Arjantinliler kitaplarının cellatları olmayı seçtiler." Syf: 49

Arka Kapak

Bazı insanlar kitap okumaz, bazıları okur ve kimileriyse okumakla kalmayıp onlarla birlikte yaşar. 
Kâğıt Ev, işte bu kitap tutkunlarından Carlos Brauer’in ve onun -bir edebiyat profesörü olan- Bruma Lennon’la olan gizemli ilişkisinin, bu ilişkinin gün yüzüne çıkmasına neden olan bir Joseph Conrad cildinin, kitap ve okuma aşkıyla dolu yaşamların hikâyesi...


Sevgiyle...

İnstagram@bybucanni

2 Nisan 2018 Pazartesi

Fahrenheit 451 / Ray Bradbury



"Demek yürüyorsunuz?" dedi polis memuru, "Sadece yürüyor musunuz?"
Başımla onaylayarak açık gerçeği hazmetmesini bekledim.
"Pekala," dedi polis memuru, "Bir daha yapmayın!" Syf:8

"Bazı şeylere bakmayı, koklamayı ve bazen de bütün gece uyanık kalıp yürümeyi ve güneşin doğuşunu izlemeyi severim." Syf:28

"Uzun zaman önce itfaiyecilerin yangınları başlatmak yerine, söndürdükleri söylenir, doğru mu?" Syf:29

“Ben bazen sürücülerin çimen ya da çiçek nedir bilmediklerini düşünüyorum. Çünkü onları asla yavaş gidip göremezler,” syf:30

"..., çağımız kullanıp atılan kağıt mendil çağı. Burnunu bir kişiye sil, buruşturup at, başka birini al, buruştur at." syf:41

"Psikiyatrist, niçin dışarı çıktığımı, ormanda bisikletle dolaştığımı, kuşları seyrettiğimi ve kelebekleri topladığımı bilmek istiyor." Syf:48

"İnsanlar hiç bir şey konuşmuyorlar.... Çoğunlıkla, arabaların, elbiselerin ve yüzme havuzlarının isimlerini sayıyorlar ve ne kadar harika olduklarını söylüyorlar. Hiç kimse diğerlerinden farklı bir şey söylemiyor." Syf:59

"Keşke onun beynini alıp kuru temizlemeciye götürüp, ceplerini boşaltıp, 
buhara tuttuktan sonra, yeniden kolalayıp sabahleyin geri getirebilselerdi. 
Keşke..." Syf:40

"Ben anti-sosyalim, öyle diyorlar. Onların arasına karışmıyorum. 
Çok garip. Ben aslında çok sosyal biriyim. 
Bu tümüyle, sosyalle ne kastettiğimize bağlıdır, değil mi? 
Bana göre sosyal demek, bu gibi şeyler hakkında konuşmak demektir. 
Ön bahçedeki ağaçtan dökülen kestaneleri çatırdattı. 
Ya da dünyanın ne kadar tuhaf olduğundan söz etmektir. 
İnsanlar birlikte olmak güzel. Fakat bir grup insanı bir araya getirerek, sonra da benim konuşmama izin vermemek sosyallik değildir bence. 
Ya sence?" Syf:57

"Eski zamanlarda bazen resimler bir şeyler söylermiş, hatta insanları bile gösterirmiş." Syf:59

"Kitaplarda bir şeyler olmalıydı, hayal edemeyeceğimiz bir şeyler, 
kadının yanan bir evde kalmasını sağlayacak bir şeyler; orada bir şeyler olmalı.
Bir hiç için kalmazsın." Syf:85

"Geçen gece, son on yıldır kullandığım gaz yağını düşündüm . Ve kitapları düşündüm. 
İlk kez anladım ki bütün kitapların arkasında bir insan vardı. 
Her birini bir insan düşünüp yaratmıştı. 
Bir insan onları kağıda dökmek için günlerini veriyordu. Ben bunları düşünmeyi bile daha önce asla düşünmemiştim. "Montag yataktan kalktı.
Adamın ömrü boyunca çevresine ve etrafına bakarak, yaşamı izleyerek yazdığı şeyi, ben geleyim iki dakika içerisinde bum diye yakıp bitireyim." Syf:86

"Düğmenin yerini fermuar aldı, insanın gündoğumunda giyinirken düşünecek kadar bile zamanı, bir felsefe saati, dolayısıyla da melankoli saati yok." Syf:91

"Herkese daha çok spor, topluluk ruhu, eğlence düşüyor ve düşünmen gerekmiyor değil mi?" Syf:93

"Yaşamımızın her saniyesinde nasıl da kalkıyor bu bombardıman uçakları! Niçin hiç kimse bu konuda konuşmak istemiyor? " Syf:114

"Söylentiler duydum; dünya açlıktan ölüyormuş, fakat biz iyi besleniyoruz. Dünyanın ağır şartlarda çalıştığı ve bizim eğlendiğimiz doğru mu?" Syf:114

"Belki kitaplar bizi yarım da olsa mağaralarımızdan çıkartabilirler." Syf:114

"Ben şeylerden söz etmem, bayım""Ben şeylerin anlamlarından söz ederim. Burada otururum ve yaşadığımı bilirim." Syf:116

"Sadece söylemek zorunda olduğum şeyleri dinleyecek birini istiyorum." Syf:126

"Bilmiyorum. Mutlu olmak için ihtiyacımız olan her şeye sahibiz, ama mutlu değiliz." Syf:126

"TV oturma odasına bir tohum ektikten sonra onun sizi kavrayan pençesinden kendisini kurtaran olmuş mu? Sizi istediği biçimde yetiştirir." Syf:128

"İnsanlar neden insanları incitmek ister? Dünyada yeterince incitecek şey yokmuş gibi." Syf:152

"Hata yapmaktan korkuyorsun. Korkma. Hatalardan yararlanılabilir." Syf:156

"Yetersiz bilgi tehlikeli bir şeydir." Syf:159

"Bugünlerde insanlar, kendilerine bir şey olmayacağından çok emin görünüyorlar.
Başkaları ölecek, ben yaşayacağım. Sonuç yok, sorumluluk yok." Syf:171

"Kendimize telkin etmemiz gereken en önemli şey bizim önemli olmadığımızdı. Bilgiçlik taslamamalı ve kendimizi dünyanın diğer insanlarından üstün görmemeliydik." Syf:222

"...,herkes öldüğü zaman geride bir şey bırakmalı. Bir çocuk, bir kitap, bir resim, bir ev, yapmış olduğu bir duvar ya da ekili bir bahçe. Ellerinin bir şekilde dokunduğu ve ruhunun öldüğün zaman gidebileceği bir şey. Öyle ki insanlar senin diktiğin ağaç ya da çiçeğe baktığı zaman seni orada görebilsinler.

Ne yaptığın önemli değil, derdi, yeter ki sen ellerini onun üstünden çektiğin zaman, ona dokunduğun zamanki halini değiştiren bir şey yapmış olasın. Otları sadece biçen bir adamla, gerçek bir bahçıvan arasındaki fark dokunuştadır." Syf:226

" 'Gözlerini merakla doldur,' dedi, ve sanki on saniye sonra ölecekmişsin gibi yaşa. Dünyayı gör." syf:228


*****

Ne güzel bir kitaptın sen Fahrenheit 451, bunca zamandır nasıl okumadım ben seni. Müthiş bir kitaptı. Ray Bradbury nin öngörüsüne , felsefesine hayran kaldım. Kitabı okuduktan sonra filmini de izlemek istedim. 1966 yapımını buldum fakat, film benim kitabı okurken kurguladığım dünyanın teknolojik olarak çok gerisinde kaldı. Ararken filmin 2018 versiyonunun fragmanına denk geldim. 2018 Mayısta vizyona girecekmiş. İşte bu filmdeki görseller tamda benim kafamdaki görüntülerdi. Kesinlikle okumanızı tavsiye ederim. 

Sevgiyle...

19 Şubat 2018 Pazartesi

Drina Köprüsü-İvo Andriç


"Unutmak, her acıyı siler.. " syf:87

"Hayat anlaşılmaz bir mucizedir, boyuna harcanır, erir, buna rağmen yine dayanır, sürüp gider. Tıpkı Drina'nın üstündeki köprü gibi." syf:87

"Çünkü iktidar isyansız, entrikasız olmazdı, tıpkı zarar ve üzüntü vermeyen bir zenginliğin olmayışı gibi." syf:88

"Kimse değilim, sadece yeryüzünde bir yolcuyum. Şu geçici dünyadan geçmekte olan bir yolcu, güneşin gölgesiyim." syf:92

"Mutsuzluklar da sonsuz değildir. Bir bakıma mutluluğa benzerler, geçip giderler, daha doğrusu biçim değiştirirler." syf:108

"İnsanlar böyledir. Çok yükselen ve yükseklerde uçanların düşmesinden adeta tat duyarlar. " syf:115

"Büyük kararlardan sonra her şey sadeleşir, kolaylaşırdı." syf:180

"Osmanlılar der ki:

Üç şey saklanmaz; aşk, öksürük ve fakirlik." syf:272


"İnsanoğlu bütün ömrü boyunca üzülür durur ve hiçbir zaman, ne ona gerekli olanı ne de istediğini elde etmeyi başarır." syf:274

"Zavallı insanoğlu böyledir işte... Ona her şey ver, sağlığını al... Hiçbir şey vermedin demektir." syf:297

"İnsanlar ikiye ayrılmışlardı: İzleyenlerle izlenenler." syf:311

"Sessizlik duaya yardım ederdi. Hatta başlı başına dua demekti." syf:343

"Her şey mümkündü.Yalnız mümkün olmayan bir şey vardı.O da,dünyayı güzelleştirmek ve insanların daha güzel ve daha rahat bir yaşayış sürmeleri için dayanıklı,ölmez anıtlar yaptıran büyük adamların dünyadan büsbütün yok olmasıydı." syf:349



Bir köprü ve etrafında geçen 350 yıla dayanan tarihsel ve sosyolojik olaylar...

Sevgiyle...

12 Şubat 2018 Pazartesi

Mutsuz Çocuklar Ülkesi / Özgür Bacaksız



Düşlerini yitirenler, aklını da yitirdi. 
Çocukluğunu kaybedenler, büyüklüğünü de kaybetti.
Kuşlar dünyaya inanmaktan vazgeçti... 

Altını çizdiğim satırlarım oldu ama çok mu severek okudum. Eh işte...

Sevgiyle...

22 Ocak 2018 Pazartesi

Sineklerin Tanrısı/ William Golding


Uçak kazası sonrası ıssız bir adaya düşen bir grup erkek çocuk 
adayı cehenneme çevirmeyi başarıyor. 
İşin içine liderlik mücadelesi girdiğinde çocukların bile ne derece vahşileşebileceğini görmek 
rahatsız edici. 
Her şeye rağmen içindeki iyiliği korumaya çalışan çocuklarsa umut verici. 
Adada sadece erkek çocukların olmasıysa ayrı bir ironi.



" Ayrı ayrı yaşantıları, ayrı ayrı duyguları olan iki kıta gibiydiler... "



"Oynamak hoştu ve yaşamları öylesine doluydu ki, umuda gerek duymuyorlar, umudun ne olduğunu unutuyorlardı."

"Kimi zaman benim de umurumda değil. Ya ben de ötekiler gibi olursam... Ya ben de umursamazsam. O zaman ne oluruz biz?"

"En büyük düşünceler, en basit olanlarıdır."

Sevgiyle...

3 Ocak 2018 Çarşamba

2017'de Ne Okumuşum

"Ben bu dünyaya kitap okumak, aklına esince yazı yazmak, akıllı arkadaşlarla 
fikir ve lakırdı yapmak için gelmişim." 
Demiş Sabahattin Ali.
Seninle aynı düşüncede olmak ne güzel Sevgili Sabahattin Ali.

Aklımda kaldığınca 2017 okumalarım

"Vicdan,
Tüm kalbimizin altında duran bir organ..
Vicdan, bir bebeği ilk ağlatan,
Bir ölüyü son terk eden...
Vicdan..."

Kırmızı Zaman/Mine Söğüt

*

"Haklı olmak ile nazik olmak arasında seçim yapmanız gerektiğinde, nazik olmayı seçin."

Mucize/R.j.Palacio

*

“Her gün aynı saatte gelmelisin” dedi tilki.

“Örneğin öğleden sonra saat dörtte gelirsen, ben saat üçte kendimi mutlu hissetmeye başlarım. Zaman ilerledikçe de daha mutlu olurum. Saat dörtte endişelenmeye ve üzülmeye başlarım. Mutluluğun bedelini öğrenirim. Ama günün herhangi bir vaktinde gelirsen, seni karşılamaya hazırlanacağım zamanı asla bilemem. İnsanın gelenekleri olmalıdır… ”

Küçük Prens/Antoine De Saint Exupery 

*

" Akıl, iki çeşittir: Birincisi, kazanılan akıldır...Sen, onu mektepte çocuk nasıl öğrenirse öyle öğrenirsin... Öbür aklın kaynağı ise candadır... Sen, çeşmeyi gönlünde ara!" 

Havva'nın Üç Kızı/Elif Şafak

*


İnek Elsie Q' nun gözünden; 
"Gördüğüme ne desem, bilemedim. 
Bütün aile oturmuş, hiç ses çıkarmadan ışıklı bir kutuya bakıyordu. 
Tanrılarıymış gibi huşu içinde, suspustular ve Kutu Tanrı konuşuyordu. 
Ya da işte, bir şeyler söylüyordu ve insanlar hem büyülenmiş hem de fena sıkılmış görünüyorlardı. 
Torba gibi bir şeyin içinden çıtırtılı bir şeyler yiyor ve burnum kadar kocaman kaplardan kabarcıklı, renkli su içiyorlardı. 
Herhalde Kutu Tanrının ayin şartları böyleydi ya, esasen anladığımı söyleyemem. 
Dedim ya, gariptir insanlar."

Kutsal İnek/David Duchovny 

*

"Bir başkasının yaşamı konusunda yargıda bulunmak bana düşmez! Bir tek kendim, yalnızca kendim için bir yargıya varabilir, bir şeyi seçer ya da yadsıyabilirim. 

Siddhartha/Herman Hesse

*

İstanbul, yangınları severdi. İstanbul, tarihini yazan yangınları severdi. İster inanın, ister inanmayın. İstanbul bir zamanlar baştan aşağı yangın demekti. Bir zamanlar ahşap şehir her yeni yangınla önce acıya sarınıp yerle bir olur, sonra sevince bürünüp yeniden dikilirdi. Bir oyun gibi. Acımasız çocukların, vahşi çocukların şuursuz ama bir o kadar da eğlenceli oyunu gibi... Bu yüzyıllarca böyle sürüp gitti. Ta ki, geçen yüzyıla... beton yüzyılına kadar. Ahşap egemenliğinin yıkılıp, taş, tuğla cumhuriyetinin kuruluşuna kadar. .. Artık yangınlar şehri yıkmıyor. Artık yangınlar insanları yutuyor.. Tıpkı şehri yıkmayan, insanları yataklarında uyurken zehirleyip, kavurup öldüren o kalleş bombalar gibi... Yangın çıkınca artık bir mahalle yok olmuyor, binalar küle dönmüyor, sadece insanlar ölüyor... İnsanlar ölüyor. .. İnsanlar ölüyor... 

Beş Sevim Apartmanı/Mine Söğüt

*

Bir erkeği babaya dönüştüren kız çocuklardır. Çünkü ancak bir kız çocuğu büyüten erkek kadınları anlamayı öğrenir. Aslında kadınları anlamak, dünyayı, doğayı ve hayatı anlamaktır. 📚

Toprak/Buket Uzuner

*

Bir insan bir insanda başka bir hayatın kapısını görünce aşık olur. Ne mutluluktur öte yandaki, ne de tadıyla meraklandıran bir acı. Aşk diye buna denir. Bir insan bir insanda tekinsiz bir ev görür.

Muz Sesleri/Ece Temelkuran

*

"Eğer sana seçme şansı verselerdi, kısacık hayatın ardından öleceğini bile bile yaşamayı kabul eder miydin?"

"Şimdiyi hiç yaşamayan, hiç yaşamaz."

"Sakın doğanın bir mucize olmadığını iddia etme. 
Sakın bana dünyanın bir masal olmadığını anlatma. Bunu kabul etmeyen, belki masalın sonuna yaklaştığında anlayacaktır ancak. Çünkü o zaman at gözlüklerimizi çıkarmak için son bir imkanımız oluyor, o zaman vedalaştığımız ve onu terk etmek zorunda olduğumuz bu mucizeye kendimizi feda etmek için son bir imkan." 🍊"Olanaksızı hayal etmenin özel bir ismi var. Biz ona "ümit" deriz."

Portakal Kız/ Jostein Gaarder

*

Zaten bu insanlar âleminde, organiği değer görmeyen tek şey insandı. Misal şu zenginler, Mercan'a köylü diye yüz vermezdi de işte böyle köy tavuğu buldu muydu, aman bu ne organik tavuk diye baştacı ederlerdi. Mercan'ın kendi bokunu yiyen bir hayvan kadar değeri yoktu demek...

Kul/Seray Şahiner

*


"Farkında mısınız,
sahip olduklarınızın, başkalarının da işine yarayabileceği bir büyük sofradır yeryüzü? 
Çok mu zor, karşılıksız ve çekinmeden, bir kibrit tanesini, bir tutam tuzu, bir kaya yarığına saklamak? Sonuna kadar tüketip, bitirmek yerine, ihtiyacımız kadarını alıp, geriye kalanını bizden sonrakilere bırakabileceğimiz bir hayat...

Peri Gazozu/ Ercan Kesal

*

"Yırtına bozula düzelecek bu dünya ama biz yetişemeyeceğiz nasılsa.

Tomris Uyar/Diz Boyu Papatyalar

*
Sevgiyle...

INSTAGRAM bybucanni

 

KAÇ KİŞİ ONLINE