firinotlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
firinotlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Aralık 2023 Perşembe

Huzursuzluğun Kitabı / Fernando Pessoa

İşte benim kitabım. 
İçe dönüklüğün kitabı.
Varoluşsal sancılarla dolu bir günlük.
Farkındalığı yükselten, düşündüren, sorgulatan, duygudan duyguya akıtan bir kitap. 
İçimdeki susmayan sesin tesellisi gibi. 
Nasıl tanımlasam, ne desem ifadem eksik kalır.
Özetle;
Kimisi için huzursuzluğun benim için içsel huzurun kitabı. 
Yanlız değilmişimin şahane belgesi. 
Felsefe severler, derinlerde kaybolmak isteyenler buraya...

*Hissetmek- ne renktir acaba?

"... perişanlığımdan yapılma uzun kaputuna sıkıca sarınmış, garda bir bankta kıvrılmış uyuyor kendimi be­ğenmişliğim..."

"Ve görmeden baktığım sokağa hâkim penceremden dışarı sarktığımda, 
kendimi birden, kurusun diye pencerelere asılan, 
sonra orada unutulup yavaş yavaş buruşan, 
sonunda da asıldığı yeri kirleten yaş bir toz bezi gibi hissettim."

*Ruhum bu haldeyken, hayatın hırpaladığı dertli bir çocuk olduğumu
bedenimin tüm bilinciyle hissediyorum.
Bir köşeye atılmışım, oyunlar oynayan başka çocukların seslerini duyuyorum.
Dalga geçer gibi verdikleri kırık, teneke oyuncağı sımsıkı kavrıyorum.
Bugün, 14 Mayıs, saat akşam dokuzu on geçe, hayatımın bütün tadı, bütün değeri
işte bundan ibaret.

*Özgürlük, yalnız kalabilmeye denir.
İnsanlardan uzaklaşabiliyorsan, onlara hiçbir muhtaçlığın, paraya ihtiyacın,
sürüye uyma içgüdün,
aşka, şana şöhrete hevesin ya da merakın yoksa özgürsündür,
bunların hepsi sadece yalnızlıktan ve sessizlikten beslenir.
Yalnız yaşayamıyorsan, doğuştan kölesin demektir."

Arka kapak
Fernando Pessoa 1935’te öldüğünde, sandığındaki eserlerinin sayısı tahmin bile edilemezdi. Onun elinden çıkmış şiirlerin, yazıların altında genellikle başka imzalar vardı. Üstelik bu isimler yalnızca birer takma ad değil, öyküsü, geçmişi, yazgısı, dünya görüşü farklı kişiliklerdi.

Ölümünden sonra elyazmaları derlenmeye başlandığı zaman bitmemiş eserler de bulundu içlerinde. Bernardo Soares imzalı Huzursuzluğun Kitabı da bunlardan biriydi. Tarihten, mitolojiden, edebiyattan, ruhbilimden haberdar bir 20. yüzyıl insanının gerçekliği yadsıyışının, kendini hayallere hapsedişinin güncesiydi bu. Gündüzleri bir mağazada çalışan, geceleri yalnızlığını yağmurun sesinde, ayak seslerinde duyumsayan bir Lizbonluydu Bernardo Soares ya da Fernando Pessoa.

Bugün sadece Portekiz edebiyatının değil tüm dünyanın en önemli eserlerinden biri olarak kabul edilen Huzursuzluğun Kitabı’ndaki her metin, kırık bir aynanın, gerçekliğin bir yanını yansıtan ve sonsuzca çoğaltan bir parçası.

Sevgiyle...

İnstagram@bybucanni


9 Ağustos 2023 Çarşamba

Eskimeyen Dost

Salına da salına da  gel hadi yavrum dön dolaş yine bana gel...💫

Burayı öyle çok seviyorum ki. 

Blogger benim için uzunca bir süre arayıp sormadığım ama başım sıkıştığında koşa koşa geldiğim eski bir dost gibi. 

Güvenilir alanım. 

Her geldiğimde illa ki heybeme atacak bir şeyler bulurum buralarda. 

Hiçbir şey bulamazsam en kötü soğumuş gönlümü ısıtırım. 

Dün bi tutunamadım hiçbir şeye 

öyle yaptım olmadı, böyle yaptım olmadı.

Bir türlü ruhumu sakinleştirecek alan bulamamışken dur dedim biraz blog gezeyim. 

Bir uçtan bir basladım. Ondan ona, ondan ona içerikleri okumak şöyle dursun yorumları bile okudum.

Özlemişim 💙

İnsanların samimiyetini, naifliğini özlemişim.

Baktım yeni bloggerların yanında  uzun yıllar istikrarla yazan, hala  gemiyi terk etmeyen bir tayfada var.

Helal olsun dedim.

İçim açıldı, çiçeklendim. 💚

Keşke dedim ben de yazabilsem yeniden.

Paylaşabilsem.

Denerim en azından dedim. 

En azından şuan ki hislerimi yazıp, buraların bana ne kadar iyi geldiğini hatırlasam o bile yeter dedim.

Yazdım. 

Sevgiyle...

İnstagram@bybucanni

25 Şubat 2022 Cuma

Yeni Yaşıma Sevgiyle



Merdivenleri üçer beşer çıkmanın sevinci kaldı mı içinizde?

30' lu yaşların sonunda çok sevdiğim bir yazarla konuşma şansı bulmuştum. 

Konu yaşa gelince kırkların güzel olduğunu ama ellilerin daha da güzel olduğunu söylemişti.

Şuanda ben kırkların sonuna doğru ilerlerken hocanın ne demek istediğini daha iyi anlıyorum.

Koşa koşa  çıktığım merdivenleri usul usul iniyorum şimdi.

Koşa koşa çıktığıma değil de usul usul indiğime seviniyorum.

Kavgaları, hırsları, telaşları, kaygıları bir bir bırakarak iniyorum basamakları.

Artık elalem için değil kendim için yasıyorum hayatı.

Mesela artık güçlü durmak zorunda hissetmiyorum kendimi.

Herkes gibi benim de zayıf yanlarım var kabul ediyorum.

Kimseyi eylemek zorunda da hissetmiyorum artık,
 bırakıyorum akışa.

O şunu almış, bu şuraya gitmiş, şu trendmiş vs. durumlarını çoktan kaldırdım rafa.

Aykırı düşmemek için benzer olmak zaten ezelden yoktu ruhumda.

Tek derdim kendim olabilmekti.

Adım adım kendimi anlamak, kendimi sevmek.

Mesela saçlarımı da boyatmıyorum artık.

Daha erken, beyazlar yaşlı gösterir laflarına tıkıyorum kulaklarımı.

Nasıl büyüdüğüme şahit olduğum gibi nasıl yaşlandığıma da şahit olmak istiyorum.

Koşarken kaçırdığım her ne varsa yavaşlayarak fark etmek istiyorum.

Bana dayatılanlara değil, kendi seçimlerime göre yaşamayı istiyorum hayatı.

Ve artık kesin ve net biliyorum aradığımın ne olduğunu.

Aradığım şey benim içimde.
 
İçime döndükçe sakinleşiyorum.

İçime döndükçe farkındalığım, farkındalığım arttıkça huzurum çoğalıyor.

Etraftan elalem tayfasından sıyrılıp kendime döndükçe yeşeriyorum.

Ben yeşerdikçe etrafım çiçek açıyor.

Ben iyiysem onlar daha iyi oluyor.

Evet yalan yok hala tahammül edemediğim şeyler var elbet.

Ama dedim ya her basamakta bırakıyorum tek tek tahammülsüzlükleri.

Biliyorum daha gidecek çok yolum, görecek çok şeyim var.

Kendimle el ele aydınlatıyorum bütün yolları.

İçimde ki sevinç kocaman

 ama

 bu sefer hızlanmaktan değil yavaşlamaktan.


Yeni Yaşıma Sevgiyle 

| Instagram : @bybucanni


2 Ocak 2022 Pazar

Yeni Yıl Hedeflerimi Düşünüyorum ; )


                          📌Hiç kimse benim gibi değildi. Ve ben de hiç kimse gibi değildim. 

                              Ben tek başımaydım onlarsa herkes   #dostoyevski


📍Yeni seneyi, 

yeni sene için hedeflerimi, 

hedeflerime ulaşmak için neler yapmam gerektiğini düşünürken 

aklıma 'hayat sen planlar yaparken başına gelenlerdir' sözü geldi. 

O zaman boş ver dedim kendi kendime. 

Varacağın yeri düşünüp durmaktan vazgeç, kendini yola bırak, 

yolculuğun tadını çıkar.

Olacak olan olacak, gelecek olan gelecek, gidecek olan gidecek.

Sen sadece teslim ol.

Teslimiyet seni zaten istediğin limana taşıyacak. 

Sadece inan, güven ve gözlerini sahip olduklarına çevir. 

İçime bir ferahlık çöktü o an. 

-Ohh, dedim. 

Şükrettim sahip olduklarıma.

İyi hissettim. 

Kendim ve herkes için bol kahkahalı, neşeli , huzurlu, sağlıklı bir yolculuk diledim. 

❣❣❣❣❣❣❣❣❣❣❣❣❣❣❣

Gözlerimizin sahip olduklarımızı gördüğü bir yıl olsun. 

Bütün güzellikler bizi bulsun. 

Sevgiyle... 

İnstagram:@bybucanni

27 Aralık 2021 Pazartesi

Çay mı kahve mi?




Çay mı kahve mi derseniz çay derim ben.

Çayın yeri başkaaa, kahvenin yeri başka.

Çay olmazsa olmazdır bizim için.

Hemen hemen her evde illa o çay demlenir. 

Tıslaya tıslaya kaynar ocakta, 

o tıslama ev halkına gizli bir huzur verir inceden.

-Çayı koy geliyorum, denir.

-Bi çay getir  abime, ablama çay ocaklarında en çok duyulan söylemdir.

-Herkese benden çay, Şakire yok, der 

Şener Şen Çiçek Abbas'ta :)

Çay biraz rutine binmiştir hayatımızda.

Peki ya kahve?

Kahve içilecekse 
 
ya bir dert ya bir sevinç dökülecektir ortaya kaşla göz arası. 

-Bi kahve yapayım, ya da bi kahve yap ta içelim karşılıklı dendi mi vardır işin içinde bir iş.

-Misafir kısa kalacaksa da kahve yapılır, hürmeten. 

Ya da işler güçler bitti mi şööyle bir keyif kahvesi içilir karşılıklı.

Kız bile kahve ile istenir.

Sözlerim günümüz kahve tiryakileri için değil elbette. 

Kahvenin daha değerli çayın daha ulaşılır olduğu zamanlar icindir.

Çay mı kahve mi derseniz;

Deriin muhabbetler için illa ki çaydır benim için. 

Uzun uzun konuşulur. Uzun uzun içilir.

Konuşturur, hafifletir. 


Sevgiyle...


İnstagram@bybucanni

16 Eylül 2020 Çarşamba

Evde Kal Dediler Kaldık

 Pandeminin başlaması ve vaka sayılarının artmasıyla birlikte bende bir dönem evden çalıştım. 

İlk başlarda yaptığımız paniği hatırlarsınız. 

10 günde bir evden çıkıp,  koşa koşa alışverişimizi yapıp, bir çırpıda evlerimize dönüyorduk. 

Evlerimize dönmüş olmak rahatlatmıyor, aldıklarımızı köpüklü sularla yıkayıp, dezenfekte edip, üst baş

 yıkıyorduk. 

Kısaca tam bir kabusun içine düşmüştük.

Sonra zamanla ufak ufak gevşemeler başladı. 

Yavaş yavaş yeni sürece alışmaya başladık 

ki;

vaka sayılarının azalmasıyla masa başlarımıza geri döndük. 

Biz döndük çünkü çalışmak zorundaydık. 

Peki çalışmak zorunda olmayanlara, rahat ve güvenle evinde oturma şansına sahip olanlara 

ne oldu da  bizimle birlikte yollara döküldüler.

Bırakın eve sığmayı, insanlar bulundukları şehirlere sığamadı. 

Sığamadı bari maskesini adam gibi taksaydı.

Sonuç ortada.

Biz evden 10 günde bir alışveriş için çıkarken emeklileri, ev hanımlarını bir türlü evlerine sokamadık,

 Bahane olarak da daralmaktan, bunalmaktan vs. bahsettiler. 

Peki bu insanlar neden evlerine sığamadılar. 

Bu süreçte eşimle kafamıza en çok takılan konu bu oldu. 

BU İNSANLAR EVLERİNİ SEVMİYOR MU?

İnanın böyle ciddi bir süreçte evlerinde kalamamalarına hayret ettim.

Tabi bir sürü teori ürettim bunun üzerine. 

Bu insanlar neden evlerinde duramıyor? 

Sonuçta ucunda ölüm var.

- Ya çok benciller (çünkü bu konu sadece kişiyi etkilemiyor, hepimiz birbirimizden sorumluyuz)

-Ya çok cahiller

-Ya aile ilişkileri iyi değil

-Ya evde oyalanacak bir şey bulamıyorlar

-Ya da insansız yapamıyorlar 

Liste uzar da uzar. 

Peki ben bu süreci nasıl geçirdim? 

O kadar uzun zamandır çalışıyordum ki ilk günler ne yapacağımı şaşırdım.

Evden çalışmaya devam ettiğim için ilk işim iş programımı oturtmak oldu.

İşim evime uzak olduğu için yolda geçen zamanlar, 

arkadaşlarımla sosyalleşemediğim için dışarda geçirdiğim zamanlar 

hepsi birden bana kalmış oldu.

Oturdum düşündüm,

şimdiye kadar zaman bulup da yapamadığım neler var? 

İlk önce egzersizi soktum hayatıma. 

Öyle iyi geldi ki işe başladıktan sonra bile uyanma vaktimi biraz daha öne çekerek 

rutinime devam ettim.

Hiç yapamadığımız sabah kahvaltıları ve kahvaltı masasında uzayan sohbetler,

 eşimle en çok sevdiğimiz şey oldu.

Bulduğu her fırsatta kitap okuyan biri olarak bol bol kitap okudum.

Hiç beceremediğim mayalı poaçayı 

hatta ekmek yapmayı bile öğrendim.

Eşimle mutfakta harikalar yarattık :))

İzlemediğimiz dizi, film, belgesel kalmadı.

Evde ertelediğim işlerime huzurla zaman ayırdım. 

Fazlalıklarımdan kurtuldum.

Hobilerime zaman ayırdım.

Ve inanın bunları yaparken günün nasıl geçtiğini zerre anlamadım.

Ben hayatı eve sığdırdım.

Çünkü büyüklerimi düşündüm.

Çünkü ailemi düşündüm.

Çünkü çalışmak zorunda olup çocuklarından ayrı düşen arkadaşlarımı düşündüm.

Çünkü komşularımı düşündüm.

Çünkü insanlığı düşündüm. 

Kırdım dizimi hayatı eve sığırdım.

Ve istedim ki bunu herkes yapsın.

Çünkü kurtuluşumuz birbirimize bağlı. 


Sevgiyle...

İnstagram@bybucanni

18 Mart 2020 Çarşamba

08-12 2017 notlarım

-Nefret, kin besleyenin ruhunu yer, nefret edilen kişinin değil! Alize Herz Sommer

-Kabul etmek geleni ve teslim olmak...

-Tevafuk; Denk düşme, uygun gelme, kaçınılmaz tesadüf.

-Eğitim toprak olana kadar devam eder.

-Hayatını değiştirecek olan bilgi hangi kitapta, okumadan bilemezsin.

-Geçmişin bugünü esir almasına izin vermeyin.

-İyilik yaptığınız kimseye size iyilik yapma fırsatı verdiği için teşekkür edin.

-Yürü!
Araba esarettir. İnsanı köleleştirir. Kaynaşmayı önler. Dünyanın gerçeklerinden uzaklaşırsınız.

-Geçmişte atılan temeller bugünkü biz olmamızı destekler.

-Geçmiş şu anı belirliyor. Şu anda yarını belirleyecek.

- Dün inandıklarımız bugün getirdi. Bugün inandıklarımız yarını inşaa ediyor.

-Sevmek dokunmaktır.

-Ürettiğini tüketmek...

-İyi bir gün geçirmemize dair sunduğumuz sebeplerin ne kadarı dış koşullara bağlıysa istediğimiz istikrarlı mutluluğa ulaşmamız o kadar zor olur. Eğer huzurlu bir zihnimiz varsa insanlar ve koşullardan bağımsız olarak mutlu olabiliriz.

-Kitap okumak belkide bu alemde en çok zevk aldığım eylemdi . FB.
-Bütün gece ördüm ördüm ördüm. Sanırım benim meditasyonum da örgü örmek. FB

-Bütün günü yiyeceksiz, geceyi de düşünerek, gözüme uyku girmeden geçirdim; Hiç bir yararı olmadı.
En iyisi, insan bir şeyler öğrenmeli. Konfüçyüs/ seçme konuşmalar

-Bir gün kalkacaksınız ve hep hayal ettiğiniz şeyleri yapmaya vakit kalmamış olacak. Şimdi tam zamanı, harekete geçin! Paulo Coelho

-İçimizdeki savaşı bitirmedem dışımızdaki huzura eremeyiz.

- İncelikli düşünebilmek için ilk ve tek şart; düşünebiliyor olmak.

-Hiç bir şeyin fazlasını taşımak istemiyordu artık. Yalnızca yolculuklarda değil, hayatta da. Murathan Mungan

-Sıkıntı yok efendiler. Dert daima insana yol gösterir. Mevlana

-Her sabaha bir niyetle başla. Güne huzur niyetiyle başlamış bir insanın huzursuz olması mümkün değil.


08/12/2017 notlarım diye kaydetmişim bu notu, güzel notlar almışım taslaklarda kalmasın ;  )

Sevgiyle...

İnstagram@bybucanni

26 Şubat 2020 Çarşamba

Benim Ağacım




- İstersen benim ağacım olabilirsin, dedim.

- İsterim, dedi.

  -Her gün  önümden onlarca insan geçiyor ama kimse farkıma varmıyor.
 İnsanlar sadece önümden geçip gidiyor.
Hep aceleleri var.
Hep koşturmaca halindeler.
Dikkatlerini çekmek için dallarımı sallıyorum, yapraklarımı oynatıyorum, rüzgardan yardım dileyip
hışırtılar çıkartıyorum.
Ama yinede farkıma varmıyorlar. Sahi nereye yetişiyor bu insanlar?

-Boşver, dedim.
İstersen benim ağacım olabilirsin.

-İsterim, dedi.

Sevgiyle...

onikieylülikibinonyedi/ F.B.Ö.

İnstagram@bybucanni

19 Şubat 2020 Çarşamba

FIRAT SUYU KAN AKIYOR BAKSANA Bir Ada Hikayesi1 / Yaşar Kemal


Epey biz zamandır yabancı yazarların kitaplarını okuduğum için bu gidişatı Yaşar Kemal'le bölmüş olmak beni pek memnun etti. 
Özellikle yabancı yazarlara ilgi duyduğumdan değil öyle tesadüf ettiğinden, yanlış anlaşılmasın. 
Kendi kültürümü, kendi yaralarımı, kendi insanımı, kendi geçmişimi Yaşar Kemal'in güzel anlatımıyla okumak bambaşkaydı. 
Kitap bir an olsun sıkmadan aktı gitti.
Güzel yurdumda tarih boyunca yaşanan acılar yüreğimi dağlarken, o adaya gidip yangınımı o güzellikte söndürmek istedim.  
Dili, dini, ırkı her ne olursa olsun, yurdumun bütün güzel insanlarını 
bir bir kucaklamak istedim. 

"... insan insan olmalı. "Syf:43


"Benim bildiğim ki; insanoğlu sürgün, muhacir bir yaratıktır.

Bir kuşlar böyle muhacirdirler. Bir bu gariban insanlar." Syf: 78

"Bir insan doğup büyüdüğü, bir parçası olduğu toprağını, denizini, evini, bahçesini, eliyle diktiği zeytin ağaçlarını, şeftalileri, kirazları nasıl bırakırda giderdi? Hiç direnmeden, sesini bile çıkarmadan, kuzu kuzu, yüreğindeki acıyı hiç dışa vurmadan..." Syf:90

"İnsanlar mı dünyayı çirkinleştiriyor, kirletiyorlardı acaba?" Syf:100

"Her neyse, geldin ya, ne için gelirsen gel, başım üstünde yerin var." Syf:110

"Sen hiç Sarıkamışı gördün mü kedi? 
Sarıkamış içinde Aynalı Çarşı. Aynalı Çarşı cehennem. Sen Aynalı Çarşıda uçup da denize gömülen gemileri hiç gördün mü? 
İyi ki görmedin. 
Sen hiç parça parça olmuş, üst üste tepelerce yığılmış, siperleri, koyakları, çukurları ağzına kadar doldurmuş ölüleri gördün mü? 
Ovalar dolusu çürümüş, kokmuş, kokusu insanı boğan ölülerin üstünden hiç yürüyerek geçtin mi? 
Sarıkamış savaşını görmemiş, yaşamamış insan dünyada hiçbir şeyi görmemiş, yaşamamış, demektir. 
Erzurum içinde Aynalı Çarşı. Sen kedi, sen hiç, uykucu, rahat, gerinen kedi, sen hiç Allahuekber dağında olup bitenleri gördün mü?
İnsan boyu, iki insan boyu karın içinde yalınayak, başı kabak, pantolonu yırtılmış, kaputsuz, ceketsiz, koyunları bit dolu, donmuş elleriyle kaşınamayanları, Rus topçusunun karlı dağları ateşe, zindana çeviren güllelerini, karla birlikte uçuşan kolları, bacakları, kollarla bacaklarla, gövdelerle birlikte gökten yağan kanları, Allahuekber dağlarının doruklarında fırtınaya, boraya tutulup donan, taş kesilen, donmuş kirpikleri, kaşları, donmuş gözleriyle bakan on binlerce askeri gördün mü hiç? 
Sen bunları görmediysen hiçbir şey görmedin demektir. Sen bunları görmediysen kedi, 
niçin bir tekneye binip de karşı kıyıda karaya çıkmıyorsun? 
Sen bunları görmediysen, 
insanların yüzüne bakmaktan niçin utanasın?" Syf:117

"Yalnız çocuklar böyle ağız dolusu, böyle mutlu gülerler." Syf:120

"Ölümüm mü yaklaşıyor, insan ölürken dünya İnsanın gözüne cennetten de daha güzel gözükürmüş."Syf:148

"Allahuekber dağlarındaki on binlerce ayakta donmuş, kazık kesilmiş, kardan adam olmuş askerler de bunun gibiydi. Gözleri de böyle ardına kadar açılmış, dünyaya hasret kalmış bakıyorlardı." Syf:182

"Biz aynı ateşin küllerinden doğduk." Syf:189 

"Ne demiş ermiş Tanasi, yeter ki bir damla insan teri boşa gitmesin. İnsan soyunun güzelliği alın terindedir." Syf:247

""Fırat," diyordu. "Fırat, günlerce, aylarca insan ölüleriyle doldu da taştı. Fırat suyu kan akıyor baksana... Dicle," diyordu. "Dicle günlerce, aylarca insan ölüleriyle doldu da taştı. Dünyanın bütün kartalları, çöle indiler, çölde insan etine doydular."" Syf:255

“Savaş icat eden görmesin cennet,” dedi." Syf:286



Fırat Suyu Kan Akıyor Baksana Bir ada hikayesi dörtlemesinin, ilk kitabıdır.

Dörtlemenin diğer kitapları; 
-Karıncanın Su İçtiği 
-Tanyeri Horozları 
-Çıplak Deniz Çıplak Ada dır.


Sevgiyle...

İnstagram@bybucanni

12 Şubat 2020 Çarşamba

Seni seviyorum Özür dilerim ...




Seni seviyorum
Özür dilerim 
Lütfen beni affet
Teşekkür ederim

Bu sözlerin Hoʻoponopono diye adlandırılan bir uygulamada kullanıldığını okumuştum. 
Hoʻoponopono, Hawaii'de uzlaşma ve affetme için kullanılan bir uygulamaymış. 

Bu yönteme göre yaşadığınız herhangi olumsuz bir durumda "şu şu duruma sebep olan her ne ise seni seviyorum, özür dilerim, lütfen beni affet, teşekkür ederim." sözlerini tekrar ederek bir nevi bilinçaltı temizliği yapıyormuşsunuz. 
(Detay merak edenler google amcaya sorabilir.)
Bu uygulamayı ilk duyduğumda aklıma teyzem geldi. Teyzem dizleri ağrıdığı zaman sürekli dizlerini severek onlara bunca yıldır onu ayakta tuttukları için teşekkür edermiş. 
Hemen akabinde aklıma suyun hafızası olduğu muhabbeti düştü. 
Hepiniz duymuşsunuzdur, Japon Bilim Adamı Dr.Masaru Emoto'nun su üzerine çalışmalarını. 
Yaptığı çalışmalara göre su kristalleri, ona söylenen sevgi ya da nefret sözleriyle iyi ya da kötü biçimde şekil değiştiriyormuş. 

Konu konuyu açar derler ya, oradan da aklıma kendi geleneğimizde var olan okunmuş su muhabbeti geldi. 
Bizde de okunmuş sudan medet umulmaz mı?

Bu durumda Dr.Masaru Emoto'nun çalışmasına dayanarak yıllarca yapılan okunmuş su uygulamasının boş olmadığı, 
şifalı sözlerle kodlanan bir suyun şifa getirdiği söylenebilir.

Bunları düşünürken bir yandan da konu beni  plasebo etkisine doğru çekiyor. 
Plaseboya göre ise, şifalı olduğu inanılan sudan şifa bulmak bilincin gücüne dayanıyor. 

Düşündükçe kafamdaki sorular çoğalıyor.

Vücudumuzun %70 i su olduğuna göre, doğduğumuz günden bu güne kadar acaba vücut suyumuz nelere maruz kaldı? 

Yanlış inançlarımız acaba bizi nasıl etkiledi?

İstemli istemsiz, sözlü sözsüz uğradığımız negatif etmenler vücudumuzda ne gibi durumlara sebebiyet verdi? 

Yıllarca bir sürü etkene maruz kaldık ve kalmaya devam ediyoruz. 

Biz kendimizi pozitif tutmaya calışsak bile, ki insanın zararı en çok kendi kendine, çevre faktörleri, haberler, çevremizde ki insanlar vb. gibi  negatif durumlar sürekli su kristallerimizi bozmaya devam ediyor. 

Elimizde olan yerlerden uzaklaşabilsek de 
mecburen bulunmamız gereken yerlerde bu negatif duygu durumuna sürekli maruz kalıyoruz.

Sonuç olarak kafamda yanan ampuller  bütün bu bilgi yumağını bir araya topladığımda şu fikre varıyor;
Mademki suyun hafızası var,  bende bu dört cümleyi bozulanları tamir etmek için kullanabilirim.

O gün bu gündür her aklıma geldiğinde bedenimden ve  ruhumdan, 
onları  maruz bıraktığım tüm negatif durumlar için özür diliyorum. 

Kendimi seviyorum, kendimden özür diliyorum ve kendimi affedip kendime teşekkür ediyorum. 

Bu sözler bedenimi bilmem ama ruhuma pek iyi geliyor. 

Artık illa birinin beni sevmesini, benden özür dilemesini beklemiyorum. 
Ben kendimi sevmezsem, affetmezsem, kendimi teşekküre layık hissetmezsem, 
kendime değer vermezsem, başkaları neden değer versin ki? 
Öyle değil mi?

Ben kıymetliyim. Ben değerliyim. 

Canım kendim seni çok seviyorum, özür dilerim, lütfen beni affet, teşekkür ederim. 


Sevgiyle...

İnstagram@bybucanni

22 Ekim 2018 Pazartesi

Para Mı? Mutluluk Mu?



56 yaşında hayata gözlerini yuman milyarder Steve Jobs’un yazdığı son yazı

İş yaşamında büyük başarılara ulaştım. Kimilerinin gözünde yaşamım başarının simgesi, fakat işin dışında çok az neşem oldu benim. İşin sonunda zenginliğim alışmış olduğum hayatın bana getirdiği tek gerçeklik. Ölümle yüzleştiğim şu anda, yatağımda uzanıp hayatımı gözlerimde canlandırırken, farkettim ki gururlandığım bilinirliliğim ve servetim ölümün karşısında ne kadarda anlamsızmış.

Arabayı kullanmak için, size para kazandırması için birilerini işe alabilirsiniz ancak hastalığınızı taşıması için kimseyi işe alamıyorsunuz. Kaybedilen maddesel şeyler bulunabilinir ya da yerine başkası konur fakat kaybedildiğinde bulunamayacak ya da yeri dolmayacak tek şey var o da “Yaşam.” Şu an hayatınızın hangi sahnesinde olursanız olun, zaman ile, o sahne perdesinin kapanması ile yüzleşeceksiniz.

Ailenize,eşinize,arkadaşlarınıza çok kıymet verin ve sevin. Kendinize iyi davranın ve insanlara değer verin. Yaşlandıkça ve umut ediyorum akıllandıkça farkediyorsunuz ki 300 dolarlık saat de 30 dolarlık saat de aynı zamanı söylüyor. İç huzurun bu tarz şeylerle elde edilemediğini anlıyorsunuz. İster first class ister ekonomi uçun, bilin ki o uçak düşerse siz de düşeceksiniz. 

O yüzden umut ederim ki şunu anlarsınız; kahkaha attığınız, sohbet ettiğiniz,şarkılar söylediğiniz, kuzeyden,güneyden,Doğudan,batıdan,cennetten ve dünyadan konuştuğunuz,ahbaplarınız,dostlarınız, eski arkadaşlarınız, erkek kardeşiniz,kız kardeşiniz varsa bilin ki gerçek mutluluk bu. 

Çocuklarınızı zengin olması için eğitmeyin, onları mutlu olmaları için eğitin. Böylelikle büyüdüklerinde herşeyin fiyatını değil,değerini bilirler. 

Yemeğinizi ilacınız gibi yiyin aksi halde ilacı yemek yerine yersiniz.

Sizi seven kişi sizi asla bırakmayacaktır. Bırakmak için yüzlerce neden saysa da mutlaka sizde kalmak için neden bulacaktır. Bilin ki insan ile insan olabilmek arasında çok büyük fark var ve bunu anlayan çok az insan var. Doğduğunuzda sevildiniz ve ölürken de sevileceksiniz. Bu arada kalan zamanı başarmak zorundasınız.

Hayattaki en iyi altı doktor güneş ışığı ,dinlenmek,egzersiz yapmak, sağlıklı yemek,kendine güven ve arkadaşlar. Bunları hayatınızın her evresinde muhafaza edin ve sağlıklı bir ömrün tadını çıkarın.

Steve Jobs

İnstagram@bybucanni

31 Mayıs 2018 Perşembe

Hayata bir kadın olarak bakmak ne güzel !



Düşündüm de ;

Hayata bir kadın olarak bakmak ne güzel !...

Belim artık bir çay bardağı inceliğinde değil belki ama incecik zevklerim oluştu dünden bugüne.

Güzel bir kitap, yemek, manzara ve müzik hayatımın en keyifli anlarını sunuyor bir süredir.

Eski kilomda değilim tamam ama tüm fazlalıkları da attım hayatımdan. Buna rağmen kendimi dolu dolu ve zengin hissediyorum. 

Okuma gözlüğümü henüz boynumda taşımamakta inat etsem de sürekli çantamda artık. Gözlerimin eskisi kadar iyi gördüğü söylenemez ama tüm yaşanmışlıkları arşiv gibi taşıyorum gözlerimde .

Öyle yüksek sesle müzik dinlemek , bağırtılı çağırtılı kalabalık yerler eskisi kadar ilgimi çekmiyor. Hafifi bir müziğin eşlik ettiği sakin bir ortamdaki sohbetlerin tadı hiçbir şeyde yok.

Deli gibi alışveriş yapmıyorum artık. 
Öyle çok güzel görünme çabam da azalmış. 
Elbette üstüme başıma dikkat ediyorum ama artık son moda kıyafetler, kozmetikler ve takılar ilgimi eskisi kadar çekmiyor artık. 
Bir mağaza ya da kuaförde geçirdiğim uzun zamanlar sıkıyor. Yakışanın da yakışmayanın da farkındayım. 
Başkalarının takdir etmesi güzel ama en çok da kendime güzel görünmeyi seviyorum. 

Öyle çok insan tanıma hevesim de kalmadı. Samimi birkaç dost yetiyor da artıyor bile.

Yolunda gitmeyen işlere ,açılmayan kapılara eskisi kadar direnç göstermiyorum. 
Çünkü artık biliyorum ki kendimi paralasam da hayatın kendine ait bir öğretme biçimi var. Evrensel sistem olması gerekeni benden iyi biliyor ve kendi zamanını bekletiyor. 

Ne mutsuzken mutlu olmaya ne de herşey kötü iken yolunda olduğuna inandırmaya çalışıyorum kendimi. 
Her ne yaşıyorsam o karanlığın içinden geçip oradaki öğretiyi anlamaya çalışıyorum ki; bir gün gün ışığına çıktığımda kıymetini bileyim ufak tefek şeyleri dert etmeyim. 

Her ne yaşıyorsam bir benzerini hemen herkesin yaşadığını biliyorum artık. 
Bu yüzden yaşadıklarımı dramatize edip çok abartmadan ve kendime acımadan kabule geçiyorum. 

Sabır…
Nasıl da güzel bir kelimedir. 

Böyle zamanlarımda önemli görüşmelerimi ya da işlerimi erteliyorum. 
Biliyorum ki düşük enerjiyle yola çıktığım hiçbir işten hayır gelmez.

Hayatımı rölantiye aldığım dönemler bunlar. Boş viteste araba kullanmak gibi. Ne gaza basıyorum ne frene…

Bu zamanlarımı kendi içime dönmek ve kendimi daha iyi tanımak için kullanıyorum.

Biliyorum ki kaybı ancak böyle kazanca çevirebilirim. 

Biliyorum ki geçecek…bundan öncekiler gibi…

Herşey geçer…

Şikayeti çoktan bıraktım. 
Sürekli çözüme odaklanıyorum ki enerjim doğru yere kanalize olsun. 

Huzurum ve mutluluğum haklı olmamdan çok daha önemli artık. 

Kin ve intikam duygularımı çoktan hayatımdan çıkardım. 
İster kader deyin ister ilahi adalet adı önemli değil ama sistem olması gerekeni bir şekilde yerine getiriyor nasıl olsa. 

Bana iyi gelen insanlarla görüşüyorum. Hayallerimi, umutlarımı desteklemeyen ve şikayet odaklı insanlara yer yok artık hayatımda. 

Listemin en tepesinde sağlık var artık. Kalanların hepsine çizik attım. 

Zamanın usul usul yaklaşan adımlarını seviyorum.

Çünkü onun ortaya çıkardığı bu kadını seviyor ve zamanla kime dönüşeceğini merak ediyorum.

Daha yaşlı belki ama daha farkında ve duyarlı.

O yüzden çok daha güzel…

Serpil Ciritci

Sevgiyle...

İnstagram@bybucanni

7 Mayıs 2018 Pazartesi

Kağıt Ev / Carlos Maria Dominguez




"Kitaplar insanların kaderlerini değiştirir."Syf:8

"Büyükannem ne zaman yatakta kitap okuduğumu görse bana, "Bırak şunu, kitaplar tehlikelidir,"derdi."Syf:8

"onu hayattan alıp götürecek olanın yine bu olacağını bilemeden hayatını edebiyata adadı."Syf:9

"Çoğunlukla bir kitaptan kurtulmak ona sahip olmaktan daha zordur. Kitaplar, sanki asla geri dönemeyeceğimiz bir anının tanıkları gibi, bir ihtiyaç ve unutkanlık anlaşmasıyla tutunurlar insana."

"Kimse bir kitap kaybetmek istemez. Bir daha okumayacak olsak da başlığında eski, belki de kaybolmuş bir duyguyu taşıyan bir kitabı kaybetmektense bir yüzük, saat ve ya şemsiye kaybetmeyi yeğleriz." Syf:14

"Sadece çok uzak bir gelecekte bana faydası olacak kitapları, genel okuma çizgimin dışında kalanları ve bir kez okuyup da bir daha yıllar boyu, belki de hiçbir zaman kapağını bile açmayacaklarımı neden evde tuttuğumu defalarca sordum kendime." Syf:14 

"Sırf ziyaretçilerinin kütüphane raflarındaki kitaplara hayran hayran bakabilmeleri için mutfakta kahve hazırlama işini kasten uzatan bir filoloji profesörü tanıdım."Syf:14

"Biz okurlar, sadece eğlence amaçlı olsa bile, arkadaşlarımızın kütüphanesini gözleriz. Bazen sahip olmadığımız ama okumak istediğimiz bir kitabı bulmak için yaparız bunu, bazense karşımızdaki hayvanın ne ile beslendiğini öğrenmek için."Syf:15

"Buenos Aires'liler ellerinde kulaklarına dayalı cep telefonları ile dolanıyor, arabalarını cep telefonlarını omuzlarıyla kulakları arasına sıkıştırmış bir şekilde kullanıyor, toplu taşıma araçlarında, süpermarketlerde yine cep telefonuyla konuşuyor ve sokakları bile, sanki sözel bir virüs hayatlarının kontrolünü ele geçirmişçesine, bu şekilde süpürüyorlardı." Syf:17

"Kitapları gündelik hayatla kirletmemem gerektiğini zamanında fark ettim. İster istemez kirleniyorlar." Syf:26

"Kendimi bildim bileli birbiri ardına kitap satın alıp duruyorum. İnşa edilen bir kütüphane, yaratılan bir hayat demektir." Syf:27

"Kitapları buluyor ve onların bizi başka bir yere götürmelerine olanak tanıyoruz." Syf:27

"...bazen sadece tek bir bölümü anlamak için yirmi kitap daha okumam gerekiyor. Bu işe kesinlikle bayılıyorum." Syf:27

"Eline ne zaman para geçse kitap alırdı." Syf:28

"19.yüzyıl Fransız edebiyatı,onun hafif uykusuna gece bekçiliği yapıyordu diyebilirim." Syf:28

"Duşun olduğu yer hariç tüm banyo duvarları kitap kaplıydı ve kitaplara bir şey olmamasının nedeni buharı önlemek adına sıcak suyla yıkanmaktan vazgeçmesiydi. Yaz kış soğuk suyla yıkanırdı." Syf:30

"Kimi fikirlerin aklımı çeldiğini itiraf etmeliyim ama bir okur zaten var olan yolda ilerleyen bir yolcudur. Ve bu yol sonsuzdur. Ağaç kaleme alınmıştır çoktan; taşı ve dalı kıpırdatan rüzgâr, bu dala duyulan özlem ve gölgelerini yasladıkları sevda... Normalde yabancısı olacağım bir zaman dilimi olan günde birkaç saati bu yolda geçirmekten daha büyük bir mutluluk bilmiyorum. Bir ömür yetmez bu yolda yürümeye. Borges'in bir cümlesinin yarısını çalayım: Kütüphane zamana açılan bir kapıdır." Syf:31

"Kitaplarin kenarına bir şeyler karaladiginda, renkli kalemlerle satırların altını çizdiğinde,anlatılmak istenen hissi daha iyi kavradigini söylerdi."Syf:31

"Okumaya ayıracak kısıtlı zamanıma hayıflanıyorum ama kitap okumak için bütün bir günü, isterse gecesi olan bir adam düşünün. Ve istediği kitabı satın alabilecek paraya sahip bir adam. Sınırı yoktur. Arzusunun insafına kalmıştır." Syf:32

"İnsan pek çok kitabı fethedebilir ama bir kaşif onları idare etmekle yükümlüdür." Sfy:34

"Orada, şu an sizin oturduğunuz yerde oturduğu bir akşam bana kavgalı yazarları aynı rafa koymamaya karar verdiğini açıkladı." Syf:35

"Goethe’yi Wagner operası dinleyerek ya da Baudelaire’i Debussy eşliğinde okumayı severim. Bu, yolculuğun bir parçasıdır ve sizi temin ederim alınan haz, her anlamda, en üst düzeydedir." Syf:38

"Elektriğin icadından önce yazılan eserleri mum ışığında okumanın esprisini yapardık." Syf:38

"Bir koleksiyoncu için yangın sözcüğü düşlerin yanıp kül olmasıyla eş değerdir." Syf:41

"Muhtemel tehlikeyi hiç dillendirmezsek onun gerçekleşmeyeceğini varsayarız; kendimizi bu şekilde sakınacağımızı zannederiz." Syf:41

"Hala benim arkadaşım onlar.Kışın üzerimi örtüyor,yazın gölge yaratıyorlar. Beni rüzgarlardan koruyorlar.Kitaplar benim evim."  Syf:47

"Pek çok sözlük asıl amaçları için kullanıldığından daha çok ütü ve düzleştirici olarak kullanılmıştır ve hiç de az değildir içlerinde mektuplar,banknotlar ve sırlar saklayan,raflara gizlenmiş kitapların sayısı.
İnsanlar kitapların kaderlerini de değiştirir." Syf:49 

"Bir vazo, bir kahve makinesi yahut bir televizyon bir kitaptan çok daha önce eskir yahut kırılıp bozulur. Bir kitap, sahibi onu parçalamak, sayfalarını yırtmak, ateşe atmak istemediği sürece işlevini yitirmez."Syf:49

"Arjantin'deki son askeri diktatörlük döneminde pek çok insan kitaplarını tuvaletlerde, banyolarda yaktı veya bahçelere gömdü. Adları kötüye çıkan ciltler, tehlike oluşturmaya başlamıştı. Kitaplar ve kendi hayatları arasında seçim yapmak zorunda kalan Arjantinliler kitaplarının cellatları olmayı seçtiler." Syf: 49

Arka Kapak

Bazı insanlar kitap okumaz, bazıları okur ve kimileriyse okumakla kalmayıp onlarla birlikte yaşar. 
Kâğıt Ev, işte bu kitap tutkunlarından Carlos Brauer’in ve onun -bir edebiyat profesörü olan- Bruma Lennon’la olan gizemli ilişkisinin, bu ilişkinin gün yüzüne çıkmasına neden olan bir Joseph Conrad cildinin, kitap ve okuma aşkıyla dolu yaşamların hikâyesi...


Sevgiyle...

İnstagram@bybucanni

INSTAGRAM bybucanni

 

KAÇ KİŞİ ONLINE