günlük etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
günlük etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Ağustos 2023 Pazartesi

Sana Bu Hayatı Yaşatacağım

Kalem ve kağıt her zaman en yakın dostum oldu.

Kendimi bildim bileli günlük tutarım. 

Günlük dışında da illa ki cilt cilt bir şeyler defterim olur benim.

Yıllara göre şiir defteri, anket defteri, telefon defteri, günlük rutin defteri, niyet defteri, 

kitap inceleme defteri,

 alıntılar defteri, 

kendi yazdıklarım defteri, 

yapılacaklar defteri, finans defteri, sol el çalışma defteri, defteri de defteri. 

Defteri olmazsa not kağıtları.

Kendime yazmak için türlü icatlar bulurum.

Mutluluk kavanozumda bu icatlardan biriydi.

Mutlu hissettiğim anları bir not kağıdına yazar katlar atardım bu kavanoza.

Yıllar içerisinde kavanozumda bir not defterine kaptırdı yerini.

Maalesef not defteri de akıllı telefona. 

Kavanozlu zamanlarda daha genç olduğum için doğal olarak heyecanlarım da daha fazlaydı.

 Anlayacağınız kavanozu doldurmak pek de zor olmuyordu.   :))

Sonra olgunlaşıp dinginleştikce anlar bana yetmez oldu.
 
Anlık mutluluklar yerine daimi huzurun peşine düştüm.

Bu sefer şu oldu mutlu oldum, şu gün şurada çok eğlendim yerine 

ne yaparken iyi hissediyorum, ne yaparken huzur buluyorum 

notları tutmaya başladım.

Tabi ki bunları laf olsun diye değil bana iyi geldiği için,

keyfimin kaçtığı, modum düştüğü zamanlar da dönüp 

beni yükseltecek bir liman yaratabilmek için yapıyordum ve hala yapıyorum.
 
Her seferinde de işe yarıyor biliyor musunuz? 

Klasik bir laf varya "mutluluğu dışarıda arama mutluluk senin içinde" 

öyle doğru ki.

İçe dön, 

kendine dön, 

kendi ihtiyaçlarına bak, 

kişiler olaylar gelip geçici. 

Sadece sen varsın. 

Seni en iyi sen bilirsin.
 
Kaynak sende. 

İçe dön ve o kaynağı kullan.

Artık bunları biliyorum. Notlarım bana hatırlatıcı oluyor.

Yolumu kaybettiğimde yönümü kendime, kendi kaynaklarıma çeviriyorum.

Gel canım diyorum gel, sana bu hayatı yaşatacağım.

Bu gemiden mutsuz inmeyeceksin :) 
*(Şuan aklıma Nadide Hayat filmindeki Demet Akbağ'ın repliği geldi. En sona ekleyeceğim.) 

Ne seversen onu yapalım. 

Bazen yürüyelim, 

bazen yeni yerler yeni şeyler keşfedelim, 

bazen kitap okuyalım, 

bazen  sarılalım, bazen gülelim. 

En çok ta üretelim. 

Bilirim, 

üretmek sana iyi gelir canım kendim ❤


* Nadide Hayat replik; 

 “Bu hayat benim. Yarısını başkaları için yaşadım.
Geriye ne kadar ömrüm kaldı bilmiyorum.
Belki kırk yıl, belki bir gün.
Geriye kalan hayat benim ve ben nasıl istiyorsam öyle geçecek. Ben bu gemiden mutlu ineceğim.”

Sevgiyle...

İnstagram@bybucanni


31 Mayıs 2018 Perşembe

Hayata bir kadın olarak bakmak ne güzel !



Düşündüm de ;

Hayata bir kadın olarak bakmak ne güzel !...

Belim artık bir çay bardağı inceliğinde değil belki ama incecik zevklerim oluştu dünden bugüne.

Güzel bir kitap, yemek, manzara ve müzik hayatımın en keyifli anlarını sunuyor bir süredir.

Eski kilomda değilim tamam ama tüm fazlalıkları da attım hayatımdan. Buna rağmen kendimi dolu dolu ve zengin hissediyorum. 

Okuma gözlüğümü henüz boynumda taşımamakta inat etsem de sürekli çantamda artık. Gözlerimin eskisi kadar iyi gördüğü söylenemez ama tüm yaşanmışlıkları arşiv gibi taşıyorum gözlerimde .

Öyle yüksek sesle müzik dinlemek , bağırtılı çağırtılı kalabalık yerler eskisi kadar ilgimi çekmiyor. Hafifi bir müziğin eşlik ettiği sakin bir ortamdaki sohbetlerin tadı hiçbir şeyde yok.

Deli gibi alışveriş yapmıyorum artık. 
Öyle çok güzel görünme çabam da azalmış. 
Elbette üstüme başıma dikkat ediyorum ama artık son moda kıyafetler, kozmetikler ve takılar ilgimi eskisi kadar çekmiyor artık. 
Bir mağaza ya da kuaförde geçirdiğim uzun zamanlar sıkıyor. Yakışanın da yakışmayanın da farkındayım. 
Başkalarının takdir etmesi güzel ama en çok da kendime güzel görünmeyi seviyorum. 

Öyle çok insan tanıma hevesim de kalmadı. Samimi birkaç dost yetiyor da artıyor bile.

Yolunda gitmeyen işlere ,açılmayan kapılara eskisi kadar direnç göstermiyorum. 
Çünkü artık biliyorum ki kendimi paralasam da hayatın kendine ait bir öğretme biçimi var. Evrensel sistem olması gerekeni benden iyi biliyor ve kendi zamanını bekletiyor. 

Ne mutsuzken mutlu olmaya ne de herşey kötü iken yolunda olduğuna inandırmaya çalışıyorum kendimi. 
Her ne yaşıyorsam o karanlığın içinden geçip oradaki öğretiyi anlamaya çalışıyorum ki; bir gün gün ışığına çıktığımda kıymetini bileyim ufak tefek şeyleri dert etmeyim. 

Her ne yaşıyorsam bir benzerini hemen herkesin yaşadığını biliyorum artık. 
Bu yüzden yaşadıklarımı dramatize edip çok abartmadan ve kendime acımadan kabule geçiyorum. 

Sabır…
Nasıl da güzel bir kelimedir. 

Böyle zamanlarımda önemli görüşmelerimi ya da işlerimi erteliyorum. 
Biliyorum ki düşük enerjiyle yola çıktığım hiçbir işten hayır gelmez.

Hayatımı rölantiye aldığım dönemler bunlar. Boş viteste araba kullanmak gibi. Ne gaza basıyorum ne frene…

Bu zamanlarımı kendi içime dönmek ve kendimi daha iyi tanımak için kullanıyorum.

Biliyorum ki kaybı ancak böyle kazanca çevirebilirim. 

Biliyorum ki geçecek…bundan öncekiler gibi…

Herşey geçer…

Şikayeti çoktan bıraktım. 
Sürekli çözüme odaklanıyorum ki enerjim doğru yere kanalize olsun. 

Huzurum ve mutluluğum haklı olmamdan çok daha önemli artık. 

Kin ve intikam duygularımı çoktan hayatımdan çıkardım. 
İster kader deyin ister ilahi adalet adı önemli değil ama sistem olması gerekeni bir şekilde yerine getiriyor nasıl olsa. 

Bana iyi gelen insanlarla görüşüyorum. Hayallerimi, umutlarımı desteklemeyen ve şikayet odaklı insanlara yer yok artık hayatımda. 

Listemin en tepesinde sağlık var artık. Kalanların hepsine çizik attım. 

Zamanın usul usul yaklaşan adımlarını seviyorum.

Çünkü onun ortaya çıkardığı bu kadını seviyor ve zamanla kime dönüşeceğini merak ediyorum.

Daha yaşlı belki ama daha farkında ve duyarlı.

O yüzden çok daha güzel…

Serpil Ciritci

Sevgiyle...

İnstagram@bybucanni

29 Ocak 2018 Pazartesi

Yazmak İyileştirir /firiyazar


Hep sevdim kalemleri, kağıtları, defterleri.
Hep bir masa başım vardı benim kestiğim, boyadığım, yapıştırdığım. 
Kendi jenerasyonuma göre belkide en çok mektubu ben yazdım. 
Ve ne mutlu ki bana bir o kadar da karşılık aldım yazdıklarıma. 
İlk okulda hayatımı yazmaya kalktım. 
10 yılda ne hayat yaşadımsa : )
Sonra başka sevdalara kapılıp günlük yazmaya yöneldim.
Her istediğimi özgürce yazma sıkıntısı hasıl olunca,
oturdum kendime yeni bir alfabe yaptım.
Sol anahtarı S, yıldız işareti Y idi galiba.
Özgürlüğümü ilan ettikten sonra ne yazık ki unuttum o alfabeyi.
Yıllar sonra dönüp defterlere baktığımda 
kendim de anlamadım ne yazdığımı.
Alfabeyi bulamayınca defterleri yok ettim.
Alfabem elime geçti, bu seferde defterlerim yoktu artık.
Ama olsundu nasılsa özgürce yazabilirdim artık
ve ben yine hep yazdım.
Sonra baktım blog diye bir şey var bir süre de blog sevdasına kapıldım. 
Sonra facebook, sonra instagram vs. vs. vs.
Ama 
Hiç bir şey kağıdın kalemin yerini tutamadı.
Hepsinden vazgeçtim de kağıdımdan, kalemimden geçemedim.
Ben yine hep yazdım.
Bazen yapılacaklar listemi, bazen duyduğum bir şeyi, bazense duygularımı.
Yazacak hiç bir şeyim yoksa altını çizdiğim cümleleri yazdım.
Ama ben yine hep yazdım.
 Yazmaktan hiç vazgeçmedim. 
Bazı insanlar konuşarak rahatlar. 
Ben hep yazdım, yazdıkça rahatladım.


Yazmak iyileştirir ; )

Sevgiyle...
yirmibeşağustosikibinonyedi/ F.B.Ö.

25 Aralık 2017 Pazartesi

Sizi Sevenleri Önemseyin

Bir düşünün bakalım...
En çok ihtiyaç duyduğunuzda kimler vardı yanınızda?
Şimdi bir de en az sabır gösterdiğiniz insanları sıralayın desem?
Aynı isimler değil mi?
Şöyle bakıyorum etrafima
 Görüyorum ki,
Her ihtiyacımız olduğunda yanımızda olan insanlara daha sabırsız ve daha acımasız davranıyoruz.
O nasılsa her türlü nazımızı çekiyor diye düşünmeden tartmadan 
beğendiğimiz gibi konuşabiliyoruz.
Öte yandan bakıyorum
bize desteği olmayan, hiçbir zaman yardım istiyemeyeceğimiz insanlara karşı 
daha nazik ve sabırlıyız.
Ne tezat!
Madem benim nazımı Ayşe, Fatma vs. çekiyor, en çok onları önemsemem gerekmez mi?
En çok onlara saygı gösterip onları incitmemek için emek etmem gerekmez mi?
Nasılsa çekiyorlar diye sabrı bu kadar zorlamak...
Bence haksızlık.
Arayacaksak nazımızı çekenleri arıyalım.Paylaşacaksak önce onlarla paylaşalım.
En çok onları sayalım, en çok onları sevelim.
Çünkü bunu en çok onlar hak ediyor.
Bizim yanımızda iseler bizi sevdiklerinden, bize sabır gösteriyorlarsa kıyamadıklarından.
Asla zorunda değiller.
Ve bizde asla vazgeçilmez değiliz.

Demem o ki;
Sevdiklerimizi kendimizden uzaklaştırmayalım.
Bizi düşünenleri küstürmeyelim. 

Sevgiyle...
onsekizağustosikibinonyedi/F.B.Ö.

20 Şubat 2017 Pazartesi

Çok olmuş uğramayalı...


Elimde dallar, hava güzel...
Yürüyorum aheste aheste.
Sonra gözüm elimdeki dallara ilişiyor.
İyi hoş aldım da bunları sahi ne yapacağım?
Kendi kendime gülümsüyorum.
Huylu huyundan vazgeçer mi?
Bir yandan hayatı sadeleştirmeye çalışırken bir yandan toplamaya devam ediyorum.
Ama eskiye nazaran daha iyi.
Yakında blogumu açalı 11 yıl olacak.
İlk yıllar bir üretim sevdası ki sormayın.
Evim hala o zaman aldığım malzemelerle dolu.
Her şeyle vedalaşabildim de kumaşlarımla, keçelerimle, boncuklarımla bir türlü vedalaşamadım.
Blogumla da  durum pek farklı değil.
Bir küskün bir barışık devirdik 11 seneyi.
Baktım da 1,5 yıl olmuş yazmayalı.
1,5 yılda neler değişmiş. Kayıplarım olduğu gibi, kazançlarım da olmuş.
En önemlisi diğer yarımı bulmuşum. 
Sağĺığım yerindeymiş. Keyfimde tıkırmış galiba ; )
Buralara da gelememişim.
Acaba bundan sonra  gelir miymişim?

Zaman :)

Hep bir geri dönerim duygusu.

Sevgiyle...

12 Aralık 2014 Cuma

Yazmak...




Yazmak...
Hepiniz yazar olmayabilirsiniz ama yazmak hayatınızın içinde dursun. Çok okumak, çok yazmak. Ne yazmak? İlle şiir yazmak değil, ille hikaye yazmak değil, ille roman yazmak değil. Ama unutmayın yazılı kültür sözlü kültürden bir adım daha öndedir, ilerdedir. Yani konuşmakla kalmayın, konuşmak kolay yazmaya geçin. Ne yazacaksınız, okuduğunuz kitaplardan sevdiğiniz cümleleri, sevdiğiniz filmlerin mesela özetlerini, sevdiğiniz sözleri, sevdiğiniz şiirlerden mısralar, beyitler. Bunları bir deftere geçirin. Günlük tutun. Günlüğünüzden öte ben size bir şey daha önereceğim. Rüya defteri tutun. Rüyalarınızı kaydedin, hayallerinizi kaydedin. Yani şu el şu kalemle birlikteliği, onu kağıt üzerine düşürmeyi alışkanlık hale getirsin. O defterler yıllar sonra açıp baksanız da bakmasanız da, sizin için en büyük hazine olacaktır. Diyor Nazan Bekiroğlu.

INSTAGRAM bybucanni

 

KAÇ KİŞİ ONLINE