28 Eylül 2009 Pazartesi

Kot Çapraz Çanta

Sevgili BYDG yi ziyaretlerim sırasında gördüğüm cepler öyle hoşuma gitti ki, bende bolero yaparken kullandığım kot pantolondan artan cepleri o şekilde değerlendirmeye karar verdim. BGDY ceplerle buzdolabı magneti yapmıştı çokta güzel olmuşlardı. Bende işe o niyetle başladım ama cepleri çantaya dönüştürme fikri daha cazip geldi.
İşte kot pantolonun başına gelen son durum.


Önce işin zor kısmını hallettim. Sanırım fermuarı sona bıraksam hiç iyi olmazdı.

Fermurdan sonra kenarları diktim. Üzerini üç sıra sutaşı ile süsledikten sonra, zincir askıyı takabilmek için kurdeleden iki birit yaptım.
Fotoğrafta da görüldüğü üzere iki gözlü küçücük bir çantam oldu.

Geriye sadece telefonumu, anahtarımı ve paralarımı çantama koyup bisiklet turuna yada yürüyüşe çıkmak kaldı :)


Bu arada ablamın kot pantolonundan şimdiye kadar bir bolero, birde çanta çıktı. Ne bereketli pantolonmuş bakalım daha neler çıkacak. Hala bir cep ve bikaç küçük parça duruyor :))

Sevgiyle...

27 Eylül 2009 Pazar

Orhangazi Parkı

Bursa'yı çok sevdiğimi daha önce söylemişmiydim :) Bu lafı benden milyon kere duyabilirsiniz. Her geçen gün bu şehre hayranlığım bir kat daha artıyor. Seviyorum ne yapayım, kendimi şanslı hissediyorum Bursa'da yaşadığım için. Olumsuz yönleri yok mu, tabiki var. Hangi gözle baktığınıza bağlı. Yukarıdaki resim şehrin göbeğindeki Orhangazi parkı. Bir tarafında Ulucami bir tarafında da Orhan cami var. Kapalı çarşı hemen parkın dibinde ve tabiki ipek han. Yukarıdaki resim Orhan Cami. Ulucami' yi de fotoğraflarım bir ara.
İşte bende o parktayım. Bastığım yer arnavut kaldırımı. Kucağımda kitabım, gök yüzü aşağıda gördüğünüz gibi yemyeşil. İnsan düşünmeden edemiyor, yüz yıllar önce bu sokaktan kimler kimler geçti. Kim bilir...
Seviyorum Bursa'yı.
Sevgiyle...

25 Eylül 2009 Cuma

Angela'nın Külleri-Frank McCourt


Angela'nın Külleri Frank McCourtEPSİLON YAYINLARI / Bestseller Dizisi
'Geriye bakıp çocukluğumu anımsadığımda, nasıl hayatta kalabildiğime hâlâ şaşarım. Kötü bir çocukluktu; mutlu bir çocukluğun pek kayda değer yanı yoktur zaten, Sadece mutsuz bir çocukluk geçirmiş olmak da mutsuz bir İrlandalı çocuk olmak kadar kötü değildir. Bundan da kötüsü, mutsuz bir İrlandalı Katolik çocuk olmaktır.'Ekonomik kriz sırasında, Amerika'ya yeni gelmiş bir göçmen ailesinin çocuğu olarak, Brooklyn'de dünyaya gelen ve İrlanda'nın Limerick kentindeki yoksul mahallelerde büyüyen Frank McCourt'un anıları böyle başlıyor. Frank'in babası Malachy, genellikle çalışmadığı, çalıştığı zamanlar da aldığı parayı içkiye yatırdığı için, annesi Angela'nın çocuklarını bakıp besleyecek parası yoktur. Ancak aynı Malachy, sorumsuz ve garip bir adam olmasına karşın, Frank'in hikâye yazma yeteneğini ortaya çıkaracaktır. Frank, babasının, İrlanda'yı kurtaran Cuchulain hakkında anlattığı hikâyelerle, annesine bebekler getiren, Yedinci Basamaktaki Meleğin hikâyesiyle beslenerek büyür.Belki de Frank'in hayatta kalmasının nedenidir bu hikâye. Frank, paçavralar giyerek Noel yemeği için domuz başı dilenerek, ateş yakmak için sokak kenarlarından kömür toplayarak, yoksulluğa, açlığa ve akrabalarıyla komşularının umursamaz zalimliğine katlanır. Katlandığı gibi, hikâyesini, yaşama sevinciyle dolu, olağanüstü bağışlayıcı ve etkili bir dille anlatmak için sağ kalır.

Angela'nın Külleri 2 / Umuda Doğru
Frank McCourtEPSİLON YAYINLARI / Bestseller Dizis

Umuda Doğru yukarıdaki kitabın devamı; Frankie'nin yoksul bir göçmenden pırıl pırıl bir öğretmene ve mükemmel bir yazara dönüştüğü Amerika serüvenini anlatıyor.Frank, büyük çabalardan sonra on dokuz yaşında. New York'a gelmeyi başarır. Gemide tanıştığı bir papaz ona Biltmore Oteli'nde bir iş bulur. Otelde çalışırken, bu 'sınıfsız' ülkedeki çarpıcı sınıflandırmayla tanışacaktır.Askere alınıp Almanya'ya gönderilir. Orduda köpekleri eğitmeyi ve daktilo kullanmayı öğrenir. 1953'te Amerika'ya döndüğünde doklarda çalışmaya başlar. Amerika, Frankie'nin karnını doyurmuştur; ama yüreği hâlâ hoşnut değildir. Çevresindeki tüm göçmenler, ülkelerindekine benzer yaşam biçimlerini benimser ve ısrarla başka bir şeyin imkânsız olduğunu söylerken, onun hayallerinde okuyup eğitim görmek, Amerika'da Amerikalılar gibi yaşamak vardır. On dört yaşında okulu bıraktığı halde, kendini, New York Üniversitesi'ne kabul ettirmeyi başarır. Orada, uzun bacaklı, sarışın, su katılmadık bir Yankee'ye âşık olur ve hayallerini gerçeğe çevirmeye çalışır. Ancak dünyadaki yerini, öğretmenliğe -ve yazmaya- başladıktan sonra bulacaktır.Umuda Doğru, Frank McCourt'un Amerika'da yaşadıklarını, olağanüstü insancıl bir mizaha sararak büyüleyici bir dille anlattığı bir öykü.

*** Benim bıkmadan usanmadan çevremdeki herkese tavsiye ettiğim kitaplardan. Birinci kitap kesinlikle okunmalı. İkincisi de güzel ama ilki çok başka. Lütfen okuyun bana hak vereceksiniz.

23 Eylül 2009 Çarşamba

Banyo Aksesuarları

4 gün tatilden sonra bu gün işe gitmek ne de zor geldi. Sanırım herkes benimle hem fikirdir. Hayırlısı ile Ramazan ayınıda bitirdik. Bayramımızı yaptık döndük.
Çok güzel bir Bayram geçirdim. Cümbür cemaat kalabalık. 2 yaş tan 69 yaşına kadar bilumum insan grubu. Süper muhabbet çıktı. Tabii dönerken de boş dönmedik. Bizim ailenin hemen hemen hepsi acayip hünerlidir. Bunlardan biride benim F ablam. İlginç fikirler hep ondan çıkar bu yazımdaki cepler de onun fikriydi. Ablam lila ve beyaz ipten yapmıştı. Hatta onunkiler daha süslü.
Canım ablacığım yeğenime bu gördüğünüz banyo aksesuarlarını yapmış. Baktı ben melun melun bakıyorum kıyamadı hediye etti bana. Ben bir iki naz ettim yok almim, olurmu hiç gibilerinden ama tabi gönlüm almak istedi ve kabul ettim hediyesini :)) Yani istemem yan cebime olayları. Eee bende boşu boşuna almadım tabi. İstememinde bir sebebi vardı. Renkler benim banyo paspaslarıma çok uygundu. Napim bende aldım dimi abla :) sen de başka renk yapsaydın.

Haksızmıyım ama. Teşekkür ederim canım ablam. Ellerin dert görmesin de bize daha güzel şeyler yap inşallah :)

( Bu arada sağdaki cebi lif olarak yapmış ama ben onu farklı bir amaç için kullandım. Sanırım tahmin edersiniz )

19 Eylül 2009 Cumartesi

İyi Bayramlar


Sanırım herkes aynı sorunu yaşıyor. Blogger çoğu zaman açılmıyor. Ziyaretine gelemediklerim kusuruma bakmasın sorumlusu tamamen blogger. Umarım sorun bayramdan sonra hallolur. Ben bayramı Yalova'da geçireceğim. Fırsat bulursam yazarım bulamazsamda tatilden sonra görüşürüz.


Sevgiyle kalın...

INSTAGRAM bybucanni

 

KAÇ KİŞİ ONLINE