5 Şubat 2012 Pazar

07.12.1979 Küçücük bi yürek mutlu olsun diye mektup var

Hep çok sevildim, sevdimde. Küçücük yüreğimle çok erken hasreti tattım. Anılarıma sıkı sıkıya tutundum yüreğimi ferahlattım.




Pazar pazar eşelenirken buldum bu mektubu. Bi daha bi daha okudum çok duygulandım. Almanya-Türkiye arası git-gel yaşayan bütün dostlarım anlar neler hissettiğimi.
Ben şanslıydım Türkiye'de ki ailem sardı sarmaladı beni çok sevdim onları ve hala çok seviyorum. Ama ayrılık, ayrılık öyle zordu ki, aradan geçen onca yıla rağmen hala yüreğimde yaşıyorum o acıyı.

Oyyyy benim şu anda temizlik yapıyo olmam lazımdı. Gene gittiim nerelere.
Burası bi nevi günlük ya benim için çok çok önemli bu mektubu da kayıt altına almak istedim.
Canım Bartın ailesine bir kez daha sevgimi hissettirmek, teşekkür etmek istedim. Allah milyonlarca kez razı olsun kendi evlatları, kardeşleri gibi sahip çıktıkları için. Desteklerini hep hissettirdikleri için.

Mutlu Pazarlar Canlar
Sevgiyle, Aşkla...

1 Şubat 2012 Çarşamba

İnsanın anavatanı çocukluğudur

Lütfen sonuna kadar okuyun, özellikle çocuğu olan arkadaşlarım. İnanın hala gözlerim dolu dolu...

İnsanın anavatanı çocukluğudur

Bir gün seminere başlamadan önce kısa boylu güler yüzlü birisi geldi,

- Hocam elinizi öpmek istiyorum, dedi.

- Ben el öptürmekten pek hoşlanmam dedim, Aramızda şöyle bir konuşma yer aldı:

- Hayrola, neden elimi öpmek istedin?
- Hocam, üç sene önce sizin bir seminerinizi katıldım. Hayatım değişti.
O seminerden sonra daha mutlu bir ailem var ve size teşekkür etmek istiyorum; onun için elinizi öpmek istedim.
- Ne oldu, nasıl oldu?
- Üç yıl önce şirketimizin organize ettiği iki günlük bir seminerde bizimle beraberdiniz. O seminerin bitişine doğru dediniz ki,

"Bir insanın anavatanı çocukluğudur. Çocukluğunu doya doya yaşayamamış bir insanın mutlu olması çok zordur. Bir annenin, bir babanın en mühim vazifesi, çocuklarının çocukluğunu doya doya yaşamasına ve ebedi yanında kalacak bilgileri zamanında öğrenmesine fırsatlar oluşturmasıdır."
Bir süre sustu, bir şey hatırlamak ister gibi düşündü, sonra konuşmaya devam etti:
- Hatta daha da ilerisi için söylediniz; dediniz ki,

"Bir milletin en mühim vazifesi yine çocuklarının çocukluğunu doya doya yaşamasına fırsatlar oluşturmasıdır."

Ben bir baba olarak sizi duyduğum zaman kendi kendime düşündüm:

"Ben bir baba olarak çocuğumun çocukluğunu doya doya yaşamasına fırsatlar oluşturuyorr muyum? Böyle bir sorunun o zamana kadar hiç aklıma gelmediğini fark ettim. Ben ne yapıyorum, diye düşündüm.
Benim yaptığım sanırım birçok babanın yaptığının aynısıydı. Dokuz yaşındaki oğlum ben işten eve gelince beni görmemeye, benden kaçmaya çalışıyordu.
Neden kaçmaya çalışıyordu, biliyor musunuz, Hocam?
- Hayır, neden?
- Çünkü onu görünce hemen şu soruyu soruyordum. "Oğlum bugün öğretmeninin verdiği vazifeleri yaptın mı?" Tuhaf tuhaf bakıyor, gözünü kaçırıyor, daha da sıkıştırınca, hayır anlamına gelen, "cık" sesinden mada birşey duymuyordum.

Kızıyordum, söyleniyordum, "Niye yapmıyorsun ödevini!" diyordum. Aramızda devamlı tartışmalar, sürtüşmeler oluşuyordu. Tabii bunun sonucunda bütün aile huzursuz oluyordu.

Burada biraz sustu, soluklandı. Sanki hatırlamak istemediği anılar vardı; onların üstesinden gelmeye çalışıyordu. Sonra konuşmaya devam etti:
- Ben sizin seminerinizden çıktıktan sonra düşünmeye başladım. "Ben ne biçim babayım," diye kendime sordum. Seminer için geldiğim İstanbul'dan çalışma yerim olan Kayseri'ye gidinceye kadar otobüste bütün gece düşündüm ve sonra kendi kendime dedim ki, refikamla konuşayım, biz birlikte bir karar alalım. Diyelim ki bu çocuk isterse beş yıl sınıfta kalsın, ama doya doya çocukluğunu yaşasın.
- Radikal bir karar!
- Evet, uçta bir karar, ama bu karar içime çok iyi geldi, Hocam. Gerginliğim, üzüntüm gitti, içim rahat etti. Ben eve gelince hayat arkadaşıma dedim ki, "hadi gel otur, konuşalım." Yemekten sonra oturduk konuştuk, çocuklar yattı biz konuşmaya devam ettik. Seminerde anlatılanları aktardım, böyle böyle böyle diye izah ettim ona ve en nihayet dedim ki, ya benim gönlümden ne geçiyor sana söyleyeyim. Bizim oğlumuz var ya bizim oğlumuz, o isterse beş yıl sınıfta kalsın, ama çocukluğunu yaşasın! Şimdiye kadar onun çocukluğunu yaşamasıyla ile alakalı pek bir çaba göstermedik, bir şuurlu yol gösterici olmadık, oluruna bıraktık. Gel şimdi değiştirelim bunu.
- Refikanız ne dedi?
- Hocam biliyor musun ne oldu?
- Ne oldu?
- Karım hayretle bana baktı ve dedi ki, "Bu ne biçim seminer be! Kim bu adam? Öyle şey mi olur; yok bizim ki çocukluğunu yaşayacakmış! Bizim çocuk çocukluğunu yaşarken öbürküler sınıflarını geçecek ilerleyecek! Öyle şey olmaz."
- Anlıyorum; anne olarak çocuğunun geride kalmasını istemiyor, kaygılanıyor!
- Fakat hocam ben pes etmedim, bırakmadım, mücadeleye devam ettim. Her gün, her akşam gece yarılarına kadar karımla konuştum. Üç gecenin sonunda bana, peki ne halin varsa gör, dedi.
- Pes etti, yani. Peki, sen ne yaptın?
- İşte onu dediği günün sabahı eşofmanımı, ayakkabımı şöyle kapının yanına bıraktım işe gittim; işten dönünce oğlumun gözüne baktım ve dedim ki, oğlum bugün doya doya oynadın mı? Bana hayretle baktı ve "Hayır!" anlamına gelen "cıkk" dedi. O zaman, hadi gel beraber aşağıya ineceğiz, oynayacağız, dedim. Eşofmanımı giydim, ayakkabımı giydim, onunla beraber sokağa çıktık. Pencereden arkadaşları bakıyorlarmış, onlar da sokağa çıktılar; birlikte sokakta oyun oynadık. Akşam saat altıdan sekiz buçuğa kadar sokaktaydık. Eve gelince toz toprak içindeyiz, beraber banyoya girdik, duş yaptık. Havluyla kuruladım, çok mutluyduk ve o günden sonra işten dönünce her gün onunla oynamaya başladım. Her gün, her gün, her gün oynadım. Yedi gün sekiz gün sonraydı galiba, bir gün banyodan çıkarken onu kuruluyorum havluyla, kolumu tuttu, bana döndü ve dedi ki, "baba ya, ben seni çok seviyorum." Hocam nefesim durdu, gözüm yaşardı, konuşamadım. Çünkü farkına vardım ki, şimdiye kadar sevdiğini hiç söylememişti. Düşündüm, şimdiye kadar hiç söylemediğinin farkında değildim; belki ömür boyu söylemeyecekti.
"Ne büyük tehlike!" diye düşündüm. Ömür boyu onun bana bu cümleyi söylemediğinin farkında olmayacaktım.

- Demek farkına vardın, seni tebrik ederim. Senin farkına vardığın bu durum birçok anne ve babanın farkında olmadığı gizil, örtük ama mühim bir tehlike!
- İçimde bir şükür duygusu, havluyla çocuğumu kuruladım ve giydirdim ve artık her gün oyun oynamaya devam ettik. Zaman geçti, iki hafta sonra okul, öğretmen veli buluşması için okula davet etti. Daha önceki veli buluşmalarında öğretmen, "Sizin oğlunuz akıllı bir çocuk, ama vazifelerini kargacık burgacık yazıyor, dikkat etmiyor. Sınıfta arkadaşlarını rahatsız ediyor, onları itiyor kakıyor, lütfen onunla konuşun. Ödevlerine ilgi gösterin, sınıfta arkadaşlarını rahatsız etmesin. Vazifelerini oğru dürüst yapsın," demişti. O sebeple öğretmen buluşmasına

gitmekten çekiniyordum. Bu davet gelince ben refikama dedim ki, hadi okuldaki buluşmaya beraber gidelim! Yok, dedi, sen tek başına gideceksin, ben gelmeyeceğim.

- Karınız gelmek istemedi!
- Hayır istemedi. Ya beraber gidelim, diye ısrar ettim hayır hayır sen yalnız gideceksin dedi. Ben yalnız gittim ve diğer veliler geldikçe sıra bende olduğu halde sıranın arkasına geçtim, sıranın arkasına geçtim ki başka kimse olmadan öğretmenle konuşayım, diye.
Mahcup olacağımı düşünüyordum. Her şeyin daha kötüye gittiğini düşünüyordum.
En nihayet bütün veliler öğretmenle konuşmalarını bitirip gittiler.
Sıra bende! Öğretmenin karşısına geçtim, bana baktı gülümsedi, siz ne yaptınız bu çocuğa, dedi. Hiç cevap vermedim, önüme baktım. Lütfen söyleyin ne yaptınız bu çocuğa, dedi. "Çok mu kötü hocam?" diye sordum. Gülümsedi, hayır, kötü değil, dedi. "Artık sınıfta arkadaşlarını hiç rahatsız etmiyor, ödevleri iyileşti, tam istediğim öğrenci oldu. Ne yaptınız bu çocuğa siz?"
- Herhalde bir baba olarak çok mutlu oldunuz?
- Hocam biliyor musunuz öğretmenin karşısında ağlamaya başladım. İnanamıyordum kulağıma, içimden, vay evladım, biz sana ne yaptık şimdiye kadar, duygusu vardı. Eve geldim, karım yüzüme baktı, gözlerim ağlamaktan kıpkırmızı. "O kadar mı kötü?" diye sordu. Ona da cevap veremedim Hocam, ona da cevap veremedim! Ağladım. Daha sonra anlattım.

Hocam onun için sizin elinizi öpmek istedim, teşekkür ediyorum.

Benim oğlumun ve onun küçüğü kızımın hayatı değişti.

Ailemin mutluluğu kurtuldu. Hakikaten bir insanın anavatanı çocukluğuymuş.

Anavatanı mutlu olan bir çocuk çalışmasını, okulunu her şeyini bütün gücüyle yapar ve orada başarılı olurmuş.

"Gel seni yeniden kucaklayayım!" dedim. Kucaklaştık.
"Çocuklar Gülsün diye!" yaşayalım. Çünkü insanın anavatanı çocukluğudur.

Çocuklar gülerek, oynayarak büyürse, sonunda büyükler güler.

Büyükler mutlu olup gülümseyince bütün memleket, bütün insanlık güler.
Çocukların gülmesine hizmet veren herkese selam olsun!

Doğan CÜCELOĞLU

Sevgiyle, Aşkla....

18 Ocak 2012 Çarşamba

Lâ *sonsuzluk hecesi* - Nazan Bekiroğlu


*Bu kadar katışığın karışığın arasında Adem eğri ile doğruyu birbirinden ayırabilsin diye, Yaratan aklı yarattı. Diri ve parlak bir varlıktı. Onu Adem'in başına koydu. Lakin bir manası da düğüm olan akıl, kendi kendisiyle sınırlıydı.Kavrayamadığını reddediyordu. Bunun üzerine Kalpleri Sağlam Tutucu, kalbi yarattı, Adem'in göğsünün sol yanına bıraktı. Kalp, aklın çıkmadığı yücelere çıkacaktı. Akıldan daha diri daha parlaktı. (syf:23)

*Cennete son kez baktı.....(syf:48) (şeytan)

*Kaybetmişim, dedi. O kadar kaybetmişim ki, kaybedecek hiçbir şeyi olmayanların günündeyim artık. (syf:49)

*Elini göğsünün üzerine koydu.Sanki, dedi, bak tam şuramda, sol yanımda, kalbimin altında bir yer eksik kalıyor. Sonra bu kadarla kalmıyor, o eksiklik bütün ruhuma doluyor. Ne yapsam eksilmiyor ne yapmasam dolmuyor. (syf:59)

*Ama işte! Melek değil ki bu, insandı. Ona has ona mahsus değildi yalnızlık. Onun doğasına yalnızlık ihtisası yazılmamıştı.

*Havva...
Kimin sol yanını boş bıraktığını bilmiyordu. Kimi tamamlayacaktı? Kimi eksiltmişti? Merak etti. Gelmişti, öyleyse bu geliş sebepsiz değildi.(syf:66)

*Havva....
Parmağının ucunu Adem'in sol göğsünün altında, kalbinin üzerinde gezdirdi. Ben senin eğe kemiğinim. Bak tam şuranda benimle dolar bir boşluk. Ben olmasam sende bir yokluk ki ne yokluk. (syf:70)

*Üç şey seçtiler cennetten çıkarmak için:
Bir: Kelimeler
İki: Aşk
Üç: Annelik duygusu

Kelimeleri Adem yanına aldı, annelik duygusunu taşımak Havva'ya kaldı.
Ama AŞK çok ağırdı. Yarısını Adem sırtlandı, aşkın yarısı Havva'ya kaldı. (syf:152)

*Neydim ne oldum, derken, insan olanın ne oldum değil ne olacğım, demesinin anlamını kavradı. (syf:167)

*Rabbim...
Bana bütün haberlerin yerini tutacak bir haber gönder. Üzerime bir iyilik ve güzellik kondur. Avunmalığım olsun, hiç ummadığım bir sevinç nasp et. Latifsin lütfen. (syf:202)

* Öyleyse: Rabbi ondan razı, o Rabbinden razı.

Ve dahası dahası dahası...

Şimdi sırada İsimle ateş arasında var. Ama bu yürek dahasını kaldırabilir mi bilemedim...
Nazan Bekiroğlu'na sonsuz teşekkürler.

Sevgiyle ve AŞKla.....


Not:
Bir rivayette Hz. Havva'nın Hz. Ademin eğe kemiğinden yaratıldığı haber verilir.Eğe kemiği,erkeğin göğüs kafesinde yer alır;akciğeri çevreler,kalbi darbelerden korur.Bu konumuyla eğe kemiği ne kadarda kadına benzer...Kadın da tıpkı eğe kemikleri gibi erkeğine nefes alacak bir yuva sunar,onun hayatına genişlik,göğsüne ferahlık kazandırır.Eğe kemikleri akciğeri çevreleyerek kalbe giden hayat yollarını açık tuttuğu gibi,doğrudan kalbide korur.Bir kadını aşkı erkeğinin kalbine bu dünyada hayat suyu taşır,onu sancılı sevmelerden uzak tutar.Öyleki,eğe kemiği kırılmadıkca kalbe zarar gelmez.Kadında erkeğinin kalbini kırmamak adına kırılmayı,ezilmeyi göze alır.Eğe kemiğinin yapısıda kadına benzer.Güçlü fakat ince ve narindir.Kadında sabırlıdır,acıya,ayrılığa ve vefasızlığa sabreder.Bununla birlikte,kolayca kırılıverecekmiş gibi inceciktir,tatlı bir kavisle erkeği saran zarif bir biçimi vardır.Eğe kemiği erkeğin yan tarafında yer alır.Kadında varlığını ve koruduğunu hissettirmeden sessizce ve gizlice yanında durur erkeğinin...

11 Ocak 2012 Çarşamba

KÜÇÜK BİRŞEYLER

Sevgili Didem Sezgin'in kaleminden, 2012 için harika bir kılavuz çok beğendim sizlerle de paylaşmak istedim.

Bugün 2012’nin ilk gününün ilk havasını hep beraber soluyoruz. Bugün yeni yılla ilgili geçen senelerde olduğu gibi “ yenilenin- kabuk değiştirin- bir fark yaratın” gibi GENEL VE BELİRSİZ mesajlar içeren bir yazı yazmak hiç içimden gelmedi. Bugün her kimseniz ve her ne yapıyorsanız ( koşul ve şartlardan da bağımsız) fark etmeyecek bir öneriler listesiyle sizi harekete geçirmek dileğim. Çünkü hayatımızda neler değişmeli bilsek de zor olan hep, değişmesi ve gelişmesi gereken şeylerde o İLK ADIMLARI atmaktır. İsteriz ve nasıl da isteriz ki yeni yılımız diğerlerinden ( geridekilerden) bir adım ötede olsun. İş hep tembelliğimizde, iş hep küçük adımları kabul etmememizde tıkanıp kalır. İsteriz ki değişecekse her şey BİR ANDA, ŞIP DİYE değişsin ve gelişiversin. Bu yüzden ben derim ki, bu yıl büyük şeyler hayal edip oturmayı bırakıp ayağa kalkalım ve küçük şeyler yapmak için artık biraz istekli olalım. Ben sizlere BASİT AMA KOLAY OLMAYAN, KÜÇÜK AMA ETKİLİ birkaç maddeyle bu yıla birkaç yenilik katmanızı önereceğim. Bu maddeler aynı zamanda hepimizin şikâyet ettiği “ hayatımızın rutinleşmesine de” engel olacak nitelikteler.

1- Bu yıl kendi kişiliğinizde güçlü olduğunu düşündüğünüz TEK BİR YÖNÜ belirleyin ve parlatın. Parlatmaktan kastım, gücünüzü daha yakından tanımak ve gerekirse eğitimle bu yönünüzü daha çok geliştirmek ve insanlık için fayda sağlayacak şekilde daha sık kullanmak. Sonra kendinizi bu alanda göstermiş olduğunuz emek karşılığında ödüllendirin.

2- Bu yıl kendi kişiliğinizde zayıf olarak gördüğünüz TEK BİR YÖNÜ belirleyin ve geliştirmek için kolları sıvayın. Kolları sıvamaktan kastım, bu konuda kendinizi geliştirmek için okumak, gerekirse eğitim almak ve bu alanda başarılı rol modeller belirleyip örnek almak vb. Sonra kendinizi bu alanda göstermiş olduğunuz emek karşılığında ödüllendirin.

3- Bu yıl uzun zamandır hayalini kurduğunuz HEDEFLERDEN BİRİNİ ele alın ve hayata geçirmek adına elinizden geleni yapın. Hedefinizin küçüklüğü ya da büyüklüğü inanın önemli değil. Değişimin içine girmek ve kararlarınızın arkasında durmak bilin ki gerçekleşen hedeften çok daha HAZ VERİCİDİR. Sonra gerçekleştirdiğiniz hedefi sevdiğiniz birkaç kişiyle kutlayın.

4- Bu yıl hayatınızdan çıkartmak istediğiniz HERHANGİ BİR DURUMU sökün atın. Bu değiştirmek istediğiniz arabanızdan tutun da, kullanmadığınız bir objeye kadar her şeyi kapsayabilir. Hayatınızdan çıkarttığınız şeyin yerine herhangi bir yeni şey hemen koyun.

5- Bu yıl sizle derinden dostluk kuran TEK BİR ARKADAŞINIZA güzel bir jest yapın. Bu ona hediye almaktan, bir sıkıntısına çözüm bulmaya kadar birçok şekilde olabilir. Onu ne kadar sevdiğinizi ve hayatınızda ne kadar önemli olduğunu direk ifade edin.

6- Bu yıl sizin enerjinizi emen ve bir şey alamadığınız TEK BİR İNSANI hayatınızdan tereddüt etmeden çıkarın.

7- Bu yıl uzun zamandır ertelediğiniz TEK BİR KARARI etkili bir şekilde hayatınıza geçirin.

8- Bu yıl isteyip bir türlü elinizin varmadığı TEK BİR HEDİYEYİ kendinize hiç acımadan alın. Bu değiştirmeniz gereken bilgisayarınızdan almak istediğiniz bir kıyafete kadar her şey olabilir.

9- Bu yıl mesafe ya da farklı sebeplerle ( ortamınızın değişmesi gibi) görüşemediğiniz ve sevdiğiniz TEK BİR KİŞİYİ görmek için harekete geçin. Onun ne kadar uzak ya da alakasız bir ortamda olduğunu düşünmeyi bırakıp, size vereceği enerjiyi hatırlayın.

10- Bu yıl seyahatinizi gerçekten merak ettiğiniz TEK BİR ÜLKEYE YA DA TEK BİR ŞEHRE ayırın. Bu ülkeye ya da şehre gitmeden evvel orasıyla alakalı tüm bilgileri edinin. Gittiğinizde her türlü imkândan faydalanmaya ve orayı yaşamaya odaklanın.

11- Bu yıl işe giderken kullandığınız yolu haftada bir ( EN AZINDAN TEK BİR GÜN) değiştirin.

12- Bu yıl kıyafet stilinizi en azından TEK BİR GÜN değiştirin.

13- Bu yıl eski ve hoşlanmadığınız alışkanlıklarınızdan BİRİNİ usulca bırakın.

14- Bu yıl kazanmak istediğiniz TEK BİR YENİ ALIŞKANLIĞI hayatınıza usulca sokun ve arkasında durun.

15- Bu yıl sevdiğiniz ve size mutluluk veren TEK BİR AİLE FERDİNE sımsıkı sarılın ve ona ne kadar değer verdiğinizi ifade edin.

16- Bu yıl sizi üzen ve huzursuzluk veren TEK BİR AİLE FERDİNE mesafenizi koyun ve sizi ne kadar negatif yönde etkilediğini ifade edin.

17- Bu yıl enerjinizi tüketen TEK BİR MÜŞTERİNİZİ portföyünüzden çıkarın. Onun yerine daha iyi ve daha güzeline odaklanın.

18- Bu yıl sizi gerçekten memnun eden TEK BİR MÜŞTERİNİZİ ödüllendirin. Onunla çalışmaktan ne kadar keyif aldığınızı ifade edin.

19- Bu yıl kullandığınız ama memnun olmadığınız TEK BİR KELİMEYİ lukatınızdan kalıcı olarak çıkarın.

20- Bu yıl size enerji kaybettiren TEK BİR ORTAMDAN kalıcı olarak uzaklaşın.

21- Bu yıl size enerji verecek TEK BİR AKTİVİTEYE hayatınızda kalıcı olarak yer açın.

Bu maddelerin ne kadar basit olduğunu düşünmeyi bırakıp, bu yılın sonuna geldiğimizde “ yapılmayan ve tamamlanmayanlar” listemizin yerine bu maddeleri canlı kılmanın faydalı olacağına canı gönülden inanıyorum. Bu yıl SİZ AYAĞA KALKTIĞINIZ MÜDDETÇE her şey gönlünüzce olsun!

Didem Sezgin

Aşkla....

8 Ocak 2012 Pazar

Yusuf ile Züleyha-Nazan Bekiroğlu


Heybemde senden öte söz,
Gözümde senden ala yaş yok.
Sen Yusuf'um ol,
Ben yanmaya razı Züleyha!

İşte Bu söz aklıma düşürdü Yusuf ile Züleyha'yı

Aslında bir çoğunuz gibi biliyorum Yusuf ile Züleyha'yı ama birde Nazan Bekiroğlu'ndan okumak istedim.
Ahh ki ne ahhh neden okumak için bu kadar bekledim.
Çok kıymetli bir kardeşim önermişti de bana Nazar Bekiroğlu'nu kaç kere önüme geldiyse de bi türlü elim gidipte almamıştım bu kitabı. Ta ki yukarda ki yazıyı okuyana kadar. Yusuf ile Züleyha bi kere düştü gönlüme bi kaç gün sonra da gene çıktı karşıma ve kavuştuk birbirimize. Demek ki herşeyin bir vakti zamanı varmış.

Yazar öyle güzel, öyle şiirsel, öyle etkileyici bir dille yazmış ki bende onlarla yaşadım AŞK'ı.
Uzun süredir beni bu kadar etkileyen bir kitap okumamıştım. Kesinlikle tavsiye ediyorum.

Ya Rabbim gönlümü aç. (amin)

Etkilendiğim bölümlerin tamamını yazmak isterdim ama bu durumda bütün kitabı buraya yazmam lazım.
Ama azıcıkta olsa bişeyler paylaşmassam ruhum rahat etmeyecek.

*Her Aşk O'na çıkar sonunda, O'ndan başkasını sevmek imkansız gibidir. Seven neyi sevdiğini bilse de bu böyledir, bilmese de bu böyledir. (syf:15)

*Gel sana gül bahçesi nedir göstereyim, göster gül bahçelerini göreyim.
Sonsuzluk ne demekmiş gel bende bil. Ne demekmiş sonsuzluk sende bileyim. (syf:105)

*Seni sevdiysem, seni her görmemde ikinci kez görmediğimden. Her görmemde seni yenidenmiş gibi değil, yeniden gördüğümden. Odama her girişinde ilk kez girdiğinden. Kendi kendine bile tekrarlanmadığından sen.(syf:124)

*Sadece, Rabbim sen en iyisini bilirsin, dedi. Sen en iyisini bilirsin ve böyle olduysa, böyle olması gerekiyor demektir. Sana teslimim.(syf:153)

*İki bulut arasından aydınlanınca gökyüzü neler gördüğümü anlattığımda beni anlayan kalbe Bismillah! Ey kalbin üzerinde titreyen hüzün! Acıya Bismillah! Ateşe Bismillah! Gözyaşına Bismillah! (syf:176)

*Dua ki her duayı melekler taşır huzura, şimdi Rabbim, aç göklerinin kapılarını, duamı al huzuruna ve bana servetimi geri ver. (syf:194)

Nazan Bekiroğlu

Gönlüm huzurlu, gönlüm rahat..
Sevgiyle ve Aşkla......

INSTAGRAM bybucanni

 

KAÇ KİŞİ ONLINE